Antalya Barosu KHTCEK, 12. Yargı Paketi Çalıştayı’nın sonuç bildirgesini yayımladı

Antalya Barosu Kadın Hakları ve Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Kurulu (KHTCEK) tarafından yapılan açıklamaya göre, 26 ilden baronun katılımıyla 12. Yargı Paketi Çalıştayı düzenlendi. Çalıştaylarda aile hukukunda yapılması planlanan değişikliklerin kadın haklarına etkileri değerlendirildi.

Antalya Barosu’nun da içinde bulunduğu 26 ilden baroların kadın hakları merkezleri ve komisyonlarının katılımıyla 12 Haziran 2026 tarihinde nafaka, boşanma, aile arabuluculuğu ve kadınların kazanılmış haklarına ilişkin değişiklikleri tartışmaya açan 12. Yargı Paketi odaklı çalıştay gerçekleştirildi. Çalıştaya barolardan avukatlar, kadın örgütlerinden temsilciler ve akademisyenler katıldı.

Çalıştay sonucunda hazırlanan sonuç bildirgesinde alınan kararlar şöyle sıralandı:

1. Yasaların özellikle de temel hakların toplumsal mutabakatla ve şeffaf süreçlerle hazırlanması yerine, içeriği medyadan öğrenilen “yargı paketleri” ve “torba yasa” yöntemiyle düzenlenmesi kabul edilemez. Yasama faaliyetinde görev alan tüm kamu görevlileri uluslararası insan hakları standartlarına ve Anayasa’ya uygun şekilde, toplumsal mutabakatı sağlamaya uygun, eşitliği ve adalet duygusunu gözeten biçimde yasa yapımı ilkelerine sadık kalmalı, sorunun gerçek sahiplerini dahil eden katılımcı ve şeffaf bir süreç işletilmelidir. Son yıllarda adeta teamül haline gelen, temel hakların “paketlerle” düzenlenmesi eğilimine derhal son verilmelidir. Katılımcı baroların tümü Türk Medeni Kanunu’nun özellikle eşitlikçi düzenlemelerini ve kadın haklarına yönelik kazanımları hedef alan, kanun yapma süreçlerinden kadın örgütlerini ve baroları dışlayan bu antidemokratik yönteme karşıdır.

2. Aile reisliği kavramının geri getirilmesi, aile kurumuna atfedilen ataerkil anlam ve bu yönde cinsiyetçi yargı politikalarını güçlendirerek kadınların kazanımlarını parça parça yok etme girişimleri Anayasada yer alan eşitlik ve laiklik ilkelerine açıkça aykırıdır. Alternatif hukuk pratiklerinin, çok hukuklu işleyişin ve din temelli normların gizli ya da açık şekilde aile hukukuna sızma riskine karşı, demokratik cumhuriyetin ve eşit yurttaşlığın teminatı olan laik hukuk düzeni tavizsiz biçimde korunmalıdır.

3. Aile hukuku alanındaki güç asimetrisi yüzyıllardır süren cinsiyet eşitsizliğinin ve yapısal erkek şiddetinin sorunudur. Ekonomik ve toplumsal olarak güçlü olan erkek ile yoksul ve güvencesiz kadın arasında planlanan “arabuluculuk” faaliyeti kadınların şiddetten kurtulmak için hak kaybına uğramasına, boşanmanın ferileri olan tazminat ve nafaka gibi maddi sonuçların erkek veya arabulucu insafına terk edilerek güç asimetrisini derinleştirecek sonuçların ortaya çıkmasına neden olacaktır. Adaleti özel hukuk kişilerinin ve erkeklerin inisiyatifine bırakma pratiği olan aile arabuluculuğu sistemini toptan reddetmekteyiz. Nitekim TÜBAKKOM tarafından 18 Ekim 2025 tarihinde baroların kadın hakları merkezlerinin katılımıyla gerçekleştirilen toplantıda aile arabuluculuğunun müzakere ya da tartışma konusu yapılamayacağı, bu tutumun kadınların kazanılmış haklarını korumaya yönelik tarihsel bir sorumluluk olduğu yönünde karar alınmış olup, aşağıda imzası bulunan Kadın Hakları Merkezleri olarak bu kararın arkasında olduğumuzu tekrar etmekteyiz.

4. Davaların uzunluğu aile hukuku alanına özgü değil, tüm yargı mekanizmasının yapısal bir sorunudur. Kusur, tazminat ve sosyo-ekonomik durum araştırması yapılmaksızın hayata geçirilecek bir “hızlı boşanma” modeli, kadınları aile konutu şerhinden mahrum bırakacak, tedbir nafakası hakkını fiilen ortadan kaldıracak ve modern bir “erkek lehine boş ol” sistemine yol açacaktır. Makul sürede yargılama ilkesiyle yargılama sürelerinin kısaltılması ve tekrar mağdur etmeyen, cinsiyetçi olmayan, insan haklarını gözeten bir yargılama modeli hedeflenmelidir. Uzun yargılama sorunu yapısal bir sorun olup yeni mahkemelerin açılması ve buralarda liyakatli kamu personelinin istihdam edilmesiyle çözülmelidir. Yapısal bir sorunun çözüm yolu kadınların haklarının ortadan kaldırılması olamaz.

5. Medeni Kanun’da yapılmak istenen değişiklikler arasında, erkekleri ekonomik olarak rahatlatmak amacıyla mal rejiminin tasfiyesi davasının zamanaşımının beş yıla düşürülmesi gibi konular da yer almaktadır. İstanbul Sözleşmesi ve 6284 sayılı Kanun ile güvenceye alınan ekonomik şiddet tanımının daraltılmasına, hali hazırda kadın yoksulluğunun giderek derinleştiği bu ortamda mal varlıklarının hızla erkeklerin kontrolüne bırakılmasına ilişkin bu düzenlemeleri toptan reddediyoruz. Ekonomik şiddet kadınların şiddetten kurtulmasının önündeki en büyük engellerden olmakla birlikte, yapılması planlanan bu düzenlemeler ekonomik şiddetin devlet eliyle sürdürülmesi anlamına gelecek, anayasadan doğan hakların ihlaline neden olacaktır.

6. Nafaka, kadınların evlilikle birlikte ev içinde verdikleri ücretsiz bakım emeğinin ve toplumsal cinsiyet eşitliğinin sembolik bir temsilidir. Bugün mahkemelerin keyfi ve neredeyse açlık sınırının da altında nafaka miktarlarına hükmettiği yargı ortamında nafakanın tartışılabileceği tek düzlem bir standart belirlenmesidir. Bu nedenle süresiz nafaka tartışmasına derhal son verilmeli, enflasyon ve uzun yargılama süreci nedeniyle düşük nafakalara hükmeden aile mahkemeleri bakımından en düşük nafaka sınırı belirlenmelidir. Erkeklerin evlilikten kaynaklı yükümlülüğü olan nafakayı ödemeyerek kadınlara icra harçları, vekalet ücretleri ve bürokratik engellerle yeniden şiddet uygulamasının önüne geçilmeli, sosyal devlet ilkesi gereğince, nafakayı tahsil etmek kadının üzerine bir yük olmaktan çıkarılmalı; nafakanın tahsilatı ve icra süreçleri devlet tarafından bizzat yürütülerek kadına ödenmeli ve sorumludan devlet eliyle rücu edilmelidir.

7. 6284 Sayılı Ailenin korunması ve kadına karşı Şiddetin Önlenmesine dair Kanun, altı (6) aya dek koruma tedbiri öngörmesine rağmen aile mahkemelerinin kadınları yıldıracak ve şiddetin önünü açacak şekilde kısa süreli kararlar vermesi, tazyik hapsi taleplerinde duruşma açılarak şiddete uğrayanın tehlikeye atılması ve elektronik kelepçe taleplerinin reddedilmesi gibi kanunun ruhuna aykırı işlevsizleştirme pratiklerine derhal son verilmelidir. 6284 Sayılı Kanun’da değişiklik söylemleri ve kamuoyundaki karalamalar engellenmelidir. Kanunun gereği gibi uygulanabilmesi için yeterli/eğitimli uzman personel istihdam edilmeli, yeterli bütçe ayrılmalı, barolar ve şiddet alanında çalışan bağımsız kadın örgütleriyle işbirliği yapılmalıdır. Kolluk ve kamu görevlileri tarafından şikâyetin alınmaması, tedbire hükmedilmemesi gibi sık karşılaşılan uygulamalara ilişkin TCK kapsamında “görevi kötüye kullanma” suçunun oluşup oluşmadığı titizlikle incelenmeli, şiddetin meşrulaşması ve yaygınlaşmasına hizmet edecek tutum gösteren tüm kamu görevlilerine yönelik cezai yaptırımlar ve denetimler artırılmalıdır. Şiddet odağındaki kadınların can güvenliğini tehlikeye atan UYAP adli sicil, ceza ve icra dosyalarındaki açık adres bilgilerine yönelik uygulanan gizlilik kararları yaygınlaştırılmalı, sığınak adreslerinin ŞÖNİM’ler ve bakanlıklar eliyle ifşa olması engellenmeli, icra müdürlüklerinin ŞÖNİM adresleri üzerinden işlem yapmayı reddeden bürokratik ve yapısal engelleri ortadan kaldırılmalıdır.

8. Kadına yönelik şiddet, kadın yoksulluğu ve istihdamı gibi şiddetle neden sonuç ilişkisi içinde olan tüm alanlara ilişkin uluslararası standartlara uygun veri toplama yapılarak, devlet tarafından alanda çalışan sivil toplum örgütleri, baro kadın hakları merkezleri, kadın hakları savunucularının dahil olduğu bir organizasyonla tüm süreçler şeffaf olarak yürütülmelidir. Hiçbir verinin ortaya konulmadığı bu ortamda, devletin veri toplayarak kamuyla paylaşma zorunluluğu olduğunu ve bu verilerin şiddetle mücadele, eşitsizliği ortadan kaldırma ve kadınların güçlendirilmesinde önemli bir enstrüman olduğunu hatırlatmaktayız. Ortaya konan somut bir gerçeklik olmaksızın yasada yapılan her türlü değişiklik şaibeli ve toplumsal gerçekliği olmayan siyasal saiklerle yapılmış olacaktır.

9. Sistemdeki aksaklıkların faturasını kadınların kazanılmış haklarına kesilmesini kabul etmiyoruz. Bu bakımdan devlet bütçesi devasa binalara değil, aile mahkemesi sayılarının ve dairelerin artırılmasına, hakimlerin nitelikli hale getirilmesine, ŞÖNİM ve sığınak sayısının artırılmasına, kadın istihdamının ve eğitiminin önündeki engellerin kaldırılmasına harcanmalıdır. Devletin bütçesini artırdığı kurumların içerisine barolar da dahil edilerek alanda çalışan tüm avukatlar için toplumsal cinsiyet eşitliği ve 6284 sayılı kanun uygulamalarına yönelik eğitimler zorunlu hale getirilmeli, baroların kendi istatistiki verilerini tutması ve raporlaştırması önündeki maddi engeller kaldırılmalıdır.

10. İstanbul Sözleşmesi’ne geri dönülmelidir. Bu alanda çalışan kamu görevlileri için toplumsal cinsiyet eşitliği alanında eğitimden, cinsel şiddet kriz merkezlerinin açılma yükümlülüğüne, devletin “gerekli özen” sorumluluğundan şiddetten koruma ilkelerine dek kapsamlı uluslararası bir standart sunan, içeriği iç hukukun parçası olduğundan uygulanması zorunlu olan İstanbul Sözleşmesi’nin yeniden imzalanması ile devlet kadınları şiddetten koruma yönünde samimi bir irade ortaya koymalı, siyasi saiklerle kadınları aile ve ev içine hapsederek ataerkil pratikleri derinleştirme niyetinden derhal vazgeçmelidir.

Sonuç bildirgesinde, çalıştay hazırlığı sırasında kamuoyuna açıklanan 12. Yargı Paketi teklifinde bildirgedeki konuların yer almamasının, yükselen toplumsal itirazın ve ortak mücadelenin sonucu olduğu belirtildi. Ertelenen konuların yeni bir “yargı paketi” olarak tekrar gündeme getirileceği ifade edilen bildirgede, kazanılmış haklar, eşit ve laik hukuk düzeni için mücadele edileceği kaydedildi.

Çalıştay’a Katılan Barolar:

Adana Barosu, Ankara Barosu, Antalya Barosu, Artvin Barosu, Burdur Barosu, Bursa Barosu, Çanakkale Barosu, Diyarbakır Barosu, Düzce Barosu, Edirne Barosu, Eskişehir Barosu, Gaziantep Barosu, İstanbul Barosu, İzmir Barosu, Kocaeli Barosu, Kütahya Barosu, Mardin Barosu, Muğla Barosu, Sakarya Barosu, Samsun Barosu, Sinop Barosu, Sivas Barosu, Şanlıurfa Barosu, Şırnak Barosu, Tekirdağ Barosu, Van Barosu