
Antalya Barosu, Antalya Valiliği’nin il genelinde dokuz gün süreli yasak kararına ilişkin, ifade özgürlüğün barışçıl toplantı ve gösteri yürüyüş hakkının anayasa maddeleriyle güvence altında olduğunu, bu özgürlüklerin fiilen ortadan kaldırıldığı düzende demokrasiden bahsedilmesinin mümkün olmadığı ifadelerini kullandı.
Antalya Barosu Antalya Valiliği’nin 7-8 Temmuz Ankara’da düzenlenecek NATO Zirvesi öncesinde il genelinde dokuz gün süreli basın açıklamaları, gösteri, yürüyüş afiş asma gibi yasak kararlarına yönelik değerlendirmede bulundu.
Anayasanın 26’ncı ve 34’ncü maddeleriyle güvence altına alındığına yer verilen ifade özgürlüğü, barışçıl toplantı ve gösteri yürüyüş hakkının demokratik bir toplumun varlık şartı olduğunu belirtildi, “Bu özgürlüklerin fiilen ortadan kaldırıldığı bir düzende demokrasiden bahsedilmesi mümkün değildir” ifadelerini kullandı.
Baro, kamu güvenliği gerekçesinin idareye anayasal hakları askıya alma konusunda keyfi ve sınırsız bir alan oluşturamayacağı açıklamasında bulundu.
“İDARİ BİR TEDBİR OLARAK DEĞERLENDİRİLEMEZ”
Baro, Valiliğin yasak kararına yönelik “Bütünüyle yasakladığını kendi açıklamasından öğrenmiş bulunuyoruz. Sınırlandırma boyutunu aşarak anayasal hakların özünü ortadan kaldıran bu karar, sıradan bir idari tedbir olarak değerlendirilemez” ifadelerine yer verdi.
Yazılı açıklamada, toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkının, ifade özgürlüğünün kamusal alandaki en güçlü görünümü olduğu belirtilerek, bu özgürlüklerin fiilen ortadan kaldırıldığı bir düzende demokrasiden bahsedilmesinin mümkün olmadığı belirtildi.
“ÖLÇÜLÜLÜK İLKESİ GÖZETİLEREK SINIRLANDIRILABİLİR”
“Temel hak ve özgürlüklerin kamu makamlarının keyfi şekilde yurttaşlara ihsan ettikleri bir lütuf değildir” ifadelerine yer verilen açıklamada, bu hakların kanunla, yakın bir tehlikenin varlığı halinde ölçülülük ilkesi gözetilerek sınırlandırılabileceği ifadeleri kullanıldı.
Valiliğin tüm ili kapsayan dokuz gün süreli yasağına ilişkin değerlendirmelerde bulunulan açıklamada, bu kararın varsayımsal korkulara dayanarak genel yasaklama kararı olduğu, bireyselleştirilmiş bir tedbir olmaktan çıkılarak “Halkın kullanımını peşinen, ayrım gözetmeksizin ve toptan engelleyen bir hak gaspına dönüşmüştür” denildi





