Antalya Milletvekili Kılıç, “Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi”yle Anayasamız yok sayılmaktadır”

Saadet Partisi Antalya Milletvekili Şerafettin Kılıç, “Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’ne” ilişkin “asgari ücretten vergi alırken, kaynağı belirsiz parayı vergiden muaf tutmaya dair kanun teklifi deseydiniz daha isabetli olurdu” dedi.

Saadet Partisi (SP) Yüksek İstişare Kurulu (YİK) Üyesi ve Antalya Milletvekili Şerafettin Kılıç, Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti) Grup Başkanlığı tarafından 5 Mayıs 2026’da Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM)’ye sunulan ilk beş maddesi kabul edilen “varlık barışını” da içeren kanun teklifine ilişkin meclisten yaptığı konuşmasında, teklifin dar gelirlileri önceleyen değil, sermaye sahiplerini ve küresel aktörleri önceleyen bir teklif olduğunu belirtti.

Açıklamasında, teklifin adının daha anlaşılabilir olması için “asgari ücretten vergi alırken, kaynağı belirsiz parayı vergiden muaf tutmaya dair kanun teklifi deseydiniz daha isabetli olurdu” ifadelerine yer verdi.

“ANAYASAMIZ YOK SAYILMAKTADIR”

Kılıç, AK Parti Grup Başkanlığı tarafından TBMM’ye sunulan “Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin” Anayasaya aykırı olduğuna yönelik açıklamasında şu ifadelerde bulundu:

“Anayasanın 73. maddesinde açıkça belirtilen mali güce göre vergilendirme ve vergi yükünün adaletli ve dengeli dağılımı ilkesine göre bu kanun teklifiyle Anayasamız yok sayılmaktadır.”

Kılıç, milletvekillerinin ve iktidarın kanun teklifine yönelik düzenlemeyi “küçük ve orta ölçekli işletmelere kolaylık sağlamak, faiz yükünü ortadan kaldırmak ve kamu alacaklarının tahsilini kolaylaştırmak” amacıyla olduğunu ifade ettiklerini söyleyerek belirsizsizliklere dikkat çektiği açıklamasında şu ifadelere yer verdi:

“Ancak metin incelendiğinde, bu niyetin pratikte ne ölçüde gerçekleşeceği konusunda önemli belirsizlikler bulunmaktadır. Faiz yükünün azaltılması veya kaldırılması yönündeki değişiklik olumludur. Fakat teklifin genel çerçevesi yine de mali adaletsizliği derinleştiren bir anlayışın izlerini taşımaktadır.

Vergi oranlarının ve istisnaların belirlenmesinde gelir dağılımını gözetmeyen bu yaklaşım mali güce göre vergilendirme ilkesinden uzaklaşma riskini barındırmaktadır. Ekonomik sıkışıklık yaşayan işletmelerin nefes alması elbette önemlidir.

Ancak bu destek sistemin bütünündeki faizci yapıyı ve kaynak adaletsizliğini değiştirmediği sürece kalıcı çözüm oluşturmayacaktır kobilerin teminat yükünü hafifletmek yerinde bir adımdır. Fakat bu adımın asıl yükün kaynağı olan yüksek faiz ve gelir eşitsizliğini meşhurlaştıran bir araca dönüşmemesi gerekir.”

Kılıç, kanun teklifinin geniş toplum kesimlerinin vergi yükünü hafifletmek yerine, yüksek gelirli yabancı yatırımcılara, büyük sermaye gruplarına, finans kuruluşları ve belirli teknoloji şirketlerine kapsamlı vergi istisnaları getirerek vergi sistemini sosyal adaletten uzaklaştırmaktadır” dedi.

Kılıç, “amaçlanan durumun gerçekten hedef mükellefin üzerindeki faiz yükünü kaldırmak ve, ticari faaliyeti desteklemek ise bunun yolu istisna dağıtan değil, adil, sade ve öngörülebilir bir vergi sisteminden geçer” açıklamasında bulundu.

Buna yönelik ise dar gelirlerinin yükü arttırmadan yapılabileceğini ifade ettiği açıklamasında şu ifadelere yer verdi:

“Kamu alacaklarının tahsilinde kolaylık sağlanabilir. Ancak bu dar gelirlinin yükünü artırarak değil, güçlü kesimlerin ayrıcalıklarını sınırlayarak mümkün olur.

Biz borcunu ödemek isteyen, vatandaşın önünü açan ama kayıt dışılığı teşvik etmeyen, üretimi destekleyen ama sermaye imtiyazı oluşturmayan, faiz yükünü ortadan kaldıran ama adaletsizliği derinleştirmeyen bir düzenlemeyi savunuyoruz.

Bu teklif bazı yönleriyle bu amaca yaklaşsa da genel olarak mevcut eşitsizlikleri pekiştiren bir karakter taşımaktadır.

Bu nedenle bu teklifin daha adil, dengeli ve kalıcı çözümler içerecek şekilde yeniden düzenlenmesi gerektiğini düşünüyorum.

Sonuç olarak bu ülkenin kaynaklarını adil biçimde paylaşan, emeğiyle geçinen, vatandaşın hakkını koruyan, üret yapmayan bir mali sistem mümkündür.

Adaletli bir vergi düzeni, ekonomik istikrardan önce toplumsal barışın teminatıdır. Faizi değil, emeği, rantı değil, üretimi önceleyen bir yaklaşım benimsendiği takdirde hem borç yükü hafifleyecek hem de Türkiye gerçek bir kalkınma yoluna girecektir.”