Antalya’da yayla göçü kültürü devam ediyor mu?

antalya yayla göçü antalya yayla göçü
Görsel: Yapay zeka tarafından oluşturulmuştur.

Antalya yayla göçü kültürü tamamen ortadan kalkmadı. Ancak geleneksel göçer hayvancılık azalırken yayla yaşamı farklı biçimlerde sürüyor.

Antalya’da Toroslar ile kıyı arasında yüzyıllar boyunca sürdürülen yayla göçü bugün hâlâ görülebiliyor ancak geçmişteki yaygınlığıyla devam etmiyor. Keçi ve koyun sürüleriyle mevsime göre yer değiştiren ailelerin sayısı azalırken motorlu araçlarla yapılan mevsimlik hareketlilik, yaz aylarında yaylaya çıkma alışkanlığı ve Yörük göçünü yaşatan kültürel etkinlikler varlığını sürdürüyor.

2026 yılına ait güncel örnekler de bu dönüşümü gösteriyor. Akdeniz Üniversitesi Yörük Kültürü Uygulama ve Araştırma Merkezi, Mayıs ayında Sarıkeçili Yörüklerinin Toroslar’daki gerçek bahar göçüne katılırken Kumluca’da düzenlenen Tarım ve Seracılık Festivali temsili Yörük Göçü ile başladı. Konyaaltı’nda Feslikan ve Yarbaşçandır, Alanya’da Gökbel gibi yaylalarda ise şenlikler ve üretim kültürü devam ediyor.

Antalya’da yayla göçü hâlâ yapılıyor mu?

Evet, fakat “yayla göçü” kavramının bugün birkaç farklı biçimi bulunuyor.

Bunlardan ilki, hayvan sürüsü ve aileyle birlikte kışlak ile yaylak arasında mevsimsel olarak yer değiştirmeye dayanan geleneksel göçer veya yarı göçer hayvancılık.

İkincisi, artık çadır ve deve kervanı kullanılmadan otomobil, traktör veya kamyonlarla yaz aylarında yüksek kesimlere çıkılması.

Üçüncüsü ise Yörük göçünün şenlik ve festivaller kapsamında temsili olarak canlandırılması.

Bu üç uygulama aynı şey değil. Bu nedenle Antalya’da festivallerde çok sayıda Yörük göçü etkinliği düzenlenmesi, aynı sayıda ailenin halen geleneksel konar göçer yaşam sürdürdüğü anlamına gelmiyor.

Geleneksel göçer yaşam Antalya’da azalıyor mu?

Güncel saha örnekleri azalmanın belirgin olduğunu gösteriyor.

Antalya’nın Akseki ve İbradı ilçelerinde geçen yaşamı konu alan “Sonrasız Göç” belgeseli, yıllarca keçileriyle yaylalar arasında hareket eden Zeliha ve Zübeyir Eren çiftinin hikâyesine odaklanıyor.

2025’te İbradı’da yapılan belgesel gösteriminin ardından aktarılan bilgilere göre çift, Akseki ve İbradı yaylaları arasında yılda üç kez göç ederek 40 yılı aşkın süre keçi yetiştiriciliği yaptı. Önceki yıllarda 800-900 keçiye ulaşan sürülerinin yaklaşık 200 keçiye düştüğünü ve çocuklarının bu mesleği sürdürmediğini anlattılar.

Bu örnek, Antalya’da geleneksel yaylacılığın neden yalnızca kültürel bir mesele olmadığını da gösteriyor. Hayvancılığın ekonomik koşulları, üretim maliyetleri, çoban bulma sorunu, yaşlanan üretici nüfusu ve gençlerin farklı işlere yönelmesi göçer yaşamın devamını doğrudan etkiliyor.

Sarıkeçili Yörüklerinde gerçek göç devam ediyor

Toroslar’daki geleneksel göçün günümüzdeki en bilinen temsilcilerinden biri Sarıkeçili Yörükleri.

Akdeniz Üniversitesi YÖRKAM Yönetim Kurulu Üyesi Doç. Dr. Mehmet Çınar, 19 Mayıs 2026’da Karaman’ın Ermenek ilçesinde Sarıkeçili Yörüklerinden Ali Uçar ve ailesinin bahar yayla göçüne katıldı.

Üniversitenin saha kaydında kıl çadırların sökülmesi, yüklerin develere bağlanması, keçilerin sürülmesi ve yol üzerinde “konalga” adı verilen geçici konaklama alanında yeniden çadır kurulması anlatılıyor.

Bu örnek Antalya il sınırları içerisinde gerçekleşmedi. Ancak Antalya merkezli YÖRKAM’ın doğrudan izlediği bu göç, Toroslar’daki geleneksel konar göçer yaşamın 2026 yılında tamamen sona ermediğini gösteriyor.

Antalya’daki yayla kültürü yalnızca Sarıkeçililerden mi oluşuyor?

Hayır.

Antalya’nın Yörük kültürü çok sayıda yerel topluluk ve farklı göç güzergâhı üzerinden şekillenmiş durumda. Tarihsel olarak Manavgat ve Serik kıyılarından Torosların yüksek kesimlerine, Konya-Beyşehir çevresindeki yaylalara; Akseki ve İbradı’da ise farklı yüksekliklerdeki otlaklar arasında hareket eden hayvancılık düzenleri bulunuyordu.

Antalya İl Kültür ve Turizm Müdürlüğünün kent kültürü çalışmalarında da Toroslar’daki yayla ve göç yaşamının Antalya halk kültürünün temel unsurlarından biri olduğu; Teke yöresi oyunları ve türkülerinde bu yaşam biçiminin izlerinin bulunduğu belirtiliyor.

Bugün ise bu hareketliliğin önemli bölümü geçmişteki gibi deve kervanlarıyla değil motorlu ulaşım araçlarıyla gerçekleştiriliyor.

Akseki ve İbradı’da yayla kültürü neden önemli?

Akseki ve İbradı, Antalya’nın geleneksel küçükbaş hayvancılık ve dağ yaşamının güçlü olduğu ilçeler arasında.

“Sonrasız Göç” belgeselinde anlatılan Eren ailesinin Akseki ve İbradı yaylaları arasında yılda üç kez hareket etmesi, bu bölgede yaylacılığın yalnızca yazın serin bir yere gitme geleneği olmadığını ortaya koyuyor. Göçün temelinde hayvanların mevsime göre uygun otlaklara ulaştırılması bulunuyor.

Ancak aynı aile örneği, bu üretim biçiminin kuşaklar arası aktarımında sorun yaşandığını da gösteriyor. Ailenin çocuklarının başka yaşam biçimlerini tercih etmesi ve yetiştiriciliğin ekonomik açıdan zorlaşması, geleneksel modelin sürdürülebilirliğini azaltıyor.

Kumluca’da Yörük göçü 2026’da yeniden canlandırıldı

Kumluca’da yayla göçü kültürü 2026 yılında kamusal bir etkinlik olarak da yaşatıldı.

  1. Geleneksel Kumluca Tarım ve Seracılık Festivali, 25 Nisan’daki Yörük Göçü etkinliğiyle başladı. Antalya Valiliğinin açıklamasına göre kortej Kumluca Belediyesi önünden başlayarak Orhan Okulu Caddesi boyunca devam etti.

Etkinlikte geleneksel Yörük göçünün çeşitli unsurları temsili biçimde kent merkezine taşındı.

Ancak buradaki ayrım önemli: Kumluca’daki etkinlik gerçek bir kışlaktan yaylaya ekonomik amaçlı göç değil, Yörük kültürünü görünür kılmayı amaçlayan temsili bir kültürel programdı.

Temsili Yörük göçü geleneğin devam ettiği anlamına gelir mi?

Kısmen.

Temsili göçler, göçer hayvancılığın kendisini devam ettirmiyor ancak kültürel hafızanın yeni kuşaklara aktarılmasını sağlıyor.

Develer, Yörük kıyafetleri, dokumalar, kıl çadırlar, hayvanlar, müzik ve geleneksel eşya üzerinden geçmişteki göç biçiminin nasıl olduğu kamusal alanda yeniden gösteriliyor.

Kumluca’daki 2026 etkinliğinde Antalya Valiliği de festivallerin Yörük kültürünün gelecek kuşaklara aktarılmasında rol oynadığını vurguladı.

Ancak kültürün yalnızca festival düzeyinde yaşamasıyla ekonomik bir üretim biçimi olarak varlığını sürdürmesi birbirinden farklı.

Feslikan’da yayla kültürü devam ediyor

Konyaaltı’nın Feslikan Yaylası, Antalya merkezine yakın en bilinen yayla alanlarından biri.

19 Temmuz 2026’da Feslikan’da gerçekleştirilen Geleneksel Yağlı Pehlivan Güreşleri’nde 60’ı başpehlivan olmak üzere 850 pehlivan mücadele etti. Etkinlik yine doğrudan yaylada düzenlendi.

Feslikan bugün yalnızca hayvanların otlatıldığı geleneksel bir yaylak değil; yazlık konutların, sosyal buluşmaların, şenliklerin ve spor etkinliklerinin de yer aldığı çok işlevli bir yayla alanı.

Bu değişim Antalya’daki yaylacılığın dönüşümünü açık biçimde gösteriyor. Yaylaya çıkma alışkanlığı devam ediyor ancak geçmişteki temel ekonomik gerekçe olan hayvancılığın yanına rekreasyon ve yazlık yaşam da eklenmiş durumda.

Yarbaşçandır’da üretim ile yayla kültürü birlikte sürüyor

Konyaaltı’nın Yarbaşçandır Mahallesi de yayla yaşamının farklı bir biçimini taşıyor.

Konyaaltı Belediyesi 17 Ağustos 2026’da Yarbaşçandır Yayla Şenliği düzenledi. Etkinliğin merkezinde bölgenin tarımsal ürünü Çandır fasulyesi bulunuyordu.

Bu örnek, günümüzde Antalya’daki yayla kültürünün yalnızca hayvancılığa bağlı olmadığını gösteriyor.

Yüksek kesimlerde tarımsal üretim, yerel ürünler ve şenlikler de yayla kimliğini yaşatan unsurlara dönüşmüş durumda.

Alanya’da Gökbel Yaylası da kültürel merkez olmayı sürdürüyor

Alanya’daki Gökbel Yaylası da 2026 yazında geleneksel yayla etkinliklerine ev sahipliği yaptı.

Antalya Büyükşehir Belediyesinin etkinlik programına göre 20. Geleneksel Gökbel Yağlı Pehlivan Güreşleri ve Festivali 19 Temmuz 2026’da Gökbel Yaylası’nda düzenlendi.

Gökbel gibi alanlar geçmişte hayvancılık ve mevsimlik yaşamla öne çıkarken bugün aynı zamanda geniş katılımlı kültürel buluşma alanlarına dönüşmüş durumda.

Bu da yayla kültürünün ortadan kalkmaktan çok işlev değiştirdiğini gösteren örneklerden biri.

Kemer’de yayla yolları neden hâlâ önemli?

Yayla yaşamının devam ettiğine işaret eden başka bir güncel veri ulaşım altyapısında görülüyor.

Antalya Büyükşehir Belediyesi Haziran 2026’da Kemer’in yayla yollarında trafik levhalarının yenilenmesi ve yol güvenliğine yönelik çalışma gerçekleştirdi.

Bu çalışmalar tek başına geleneksel Yörük göçünün sürdüğünü kanıtlamıyor. Ancak yayla güzergâhlarının halen aktif olarak kullanıldığını ve yaz dönemindeki kırsal hareketliliğin yerel yönetim hizmetlerinin konusu olmaya devam ettiğini gösteriyor.

Benzer şekilde Büyükşehir Belediyesi Ocak 2026’da Akseki’deki yayla yolunda kar ve buzlanma nedeniyle mahsur kalan kişilere müdahale edildiğini açıkladı.

Yaylalar bu nedenle yalnızca geçmişin kültürel mekânları değil, bugün de kullanılan yerleşim ve üretim coğrafyaları.

Yaylaya çıkmak ile Yörük göçü aynı şey mi?

Hayır.

Antalya’da bugün çok sayıda aile yaz aylarında yüksek kesimlerdeki evlerine gidiyor. Serin hava, aile bağları, tarım, bahçe işleri veya tatil amacıyla birkaç ay yaylada kalabiliyor.

Bu hareketlilik modern anlamda “yaylacılık” kültürünün parçası olsa da geleneksel Yörük göçüyle birebir aynı değil.

Geleneksel konar göçer düzende aile, hayvan sürüsü ve üretim araçlarıyla birlikte mevsimsel otlaklar arasında hareket ediyor. Göçün zamanı hayvanların beslenme ihtiyacı, su kaynakları, hava sıcaklığı ve otlakların durumuna göre belirleniyor.

Bugünkü yazlık yayla kullanımında ise çoğu zaman ekonomik merkez kıyıda veya kentte kalıyor ve yayla daha çok ikinci yaşam alanına dönüşüyor.

Deveyle göç hâlâ yapılıyor mu?

Evet, fakat son derece sınırlı örneklerde.

Akdeniz Üniversitesi YÖRKAM’ın Mayıs 2026’da katıldığı Sarıkeçili göçünde kıl çadırların sökülerek yüklerin develere sarıldığı ve keçi sürüleriyle yolculuğa devam edildiği kayıt altına alındı.

Bu nedenle develi göç tamamen tarih kitaplarına geçmiş değil.

Ancak Antalya’daki genel yayla hareketinin artık çoğunlukla bu yöntemle yapıldığı söylenemez. Günümüzde araçla ulaşımın yaygınlaşması geleneksel göçün süresini ve biçimini önemli ölçüde değiştirdi.

Yayla göçü neden baharda başlıyor?

Geleneksel sistemde kıyı kesimleri kış aylarında daha ılıman olduğu için hayvanlar kışı düşük rakımlarda geçirebiliyor.

Havaların ısınmasıyla birlikte kıyıda otların kuruması ve yüksek kesimlerde yeni otlakların gelişmesi göçün yönünü Toroslara çeviriyor.

YÖRKAM’ın 19 Mayıs 2026’da belgelediği Sarıkeçili göçünün “bahar yayla göçü” olarak tanımlanması da bu mevsimsel döngüyle ilişkili.

Sonbaharda ise hava soğumadan ters yönde hareket edilerek daha düşük rakımlı kışlaklara dönülüyor.

Göç yollarının kaybolması neden sorun?

Geleneksel yaylacılığın devamı yalnızca hayvan sahibi olmakla mümkün değil.

Sürülerin geçebileceği göç yolları, su kaynakları, konaklama alanları ve meralar da sistemin bir parçası.

Yerleşimlerin büyümesi, yolların araç trafiğine göre düzenlenmesi, özel mülkiyetlerin artması ve bazı geleneksel geçiş güzergâhlarının kapanması yürüyerek gerçekleştirilen uzun mesafeli göçleri zorlaştırabiliyor.

Bu nedenle kültürel miras açısından yalnızca Yörük çadırının veya geleneksel kıyafetin korunması değil, göçün gerçekleştiği peyzajın da korunması önem taşıyor.

Hayvancılığın ekonomik durumu göç kültürünü nasıl etkiliyor?

Antalya’daki Akseki-İbradı örneği bu ilişkiyi doğrudan ortaya koyuyor.

Zübeyir Eren, yıllardır sürdürdüğü keçi yetiştiriciliğinde giderleri karşılamanın giderek zorlaştığını, sürü büyüklüğünün önemli ölçüde azaldığını ve yeni kuşağın mesleğe devam etmediğini aktardı.

Geleneksel göç, turistik bir gösteriden farklı olarak ekonomik bir üretim sistemi.

Keçi veya koyun yetiştiriciliği sürdürülebilir olmaktan çıktığında ailelerin aylar boyunca yaylada yaşamasının ekonomik nedeni de ortadan kalkıyor.

Bu nedenle yayla göçünün geleceği kültür politikaları kadar mera yönetimi, küçükbaş hayvancılık destekleri, kırsal altyapı ve genç üreticilerin tarımda kalabilmesiyle ilişkili.

Genç kuşaklar yayla göçünü sürdürüyor mu?

Bu konuda Antalya’nın tamamını kapsayan güncel bir araştırma bulunmuyor.

Ancak Akseki ve İbradı’daki saha örneğinde çocukların keçi yetiştiriciliğini devam ettirmemesi, kuşak aktarımındaki kırılmaya işaret ediyor.

Öte yandan Kumluca’daki Yörük Göçü, Feslikan ve Gökbel güreşleri ile Yarbaşçandır Yayla Şenliği gibi etkinliklerin 2026 yılında devam etmesi, Yörük ve yayla kimliğinin kültürel düzeyde genç kuşaklarla buluşmayı sürdürdüğünü gösteriyor.

Dolayısıyla ekonomik yaşam biçimi olarak aktarım zayıflarken kültürel kimlik olarak aktarım daha güçlü biçimde devam edebiliyor.

Yayla şenlikleri kültürü korumaya yeter mi?

Tek başına yeterli değil.

Şenlikler Yörük kıyafetlerini, müziğini, yemeklerini, güreşlerini ve göç hafızasını görünür hale getiriyor. İnsanların kendi aile geçmişiyle bağ kurmasına ve çocukların bu kültürü tanımasına katkı sağlayabiliyor.

Ancak yaylacılığın arkasındaki geleneksel ekolojik bilgi yalnızca bir günlük festivalle aktarılamıyor.

Hayvanların hangi mevsimde hangi yükseklikte otlatılacağı, su kaynaklarının kullanımı, çadır kurulacak alanın seçimi, keçi ve koyun yetiştiriciliği, dokumacılık, süt ürünleri üretimi ve göç güzergâhlarının bilgisi gündelik yaşam içerisinde öğrenilen uygulamalar.

Bu yaşam biçimi ortadan kalkarsa festivalde görüntüsü yaşatılsa bile geleneksel bilginin önemli bir bölümü kaybolabilir.

Yayla kültürü Antalya’nın kent kimliğinde hâlâ görünür mü?

2026 yılı etkinlik takvimi bunun hâlâ güçlü olduğunu gösteriyor.

Nisan ayında Kumluca’da Yörük Göçü yapıldı. Temmuz ayında Feslikan ve Gökbel yaylalarında yağlı güreşler düzenlendi. Ağustos ayında Yarbaşçandır’da yerel tarımsal üretim merkezli yayla şenliği gerçekleştirildi.

Bunların yanında Akdeniz Üniversitesi YÖRKAM da gerçek göçer topluluklarla saha çalışmalarını sürdürüyor.

Bu tablo yayla kültürünün Antalya’nın kültürel kimliğinde hâlâ güçlü bir karşılığı bulunduğunu gösteriyor.

Ancak kültürün kamusal görünürlüğü ile geleneksel hayvancılığa dayalı yaşam biçiminin devamlılığı aynı düzeyde değil.

Antalya’da yayla göçü kültürü devam ediyor mu?

2026 itibarıyla yanıt “evet, ancak dönüşerek devam ediyor” şeklinde.

Toroslar’da hayvanları ve çadırlarıyla mevsimsel göç yapan topluluklar tamamen ortadan kalkmış değil. Akdeniz Üniversitesi YÖRKAM’ın Mayıs 2026’da Sarıkeçili göçüne katılması, geleneksel modelin hâlâ yaşayan örnekleri bulunduğunu gösteriyor.

Antalya’nın Akseki ve İbradı ilçelerindeki örnek ise bu yaşam biçiminin hızla daraldığına işaret ediyor. Yıllarca keçileriyle yaylalar arasında göç eden bir ailenin sürüsünü küçültmesi ve mesleği bırakmaya hazırlanması, kültürün ekonomik temelinin kırılganlaştığını ortaya koyuyor.

Buna karşılık yayla kültürü başka biçimlerde güçlü şekilde yaşamaya devam ediyor. Kumluca’da Yörük göçü canlandırılıyor; Feslikan ve Gökbel’de yayla güreşleri düzenleniyor; Yarbaşçandır’da tarımsal üretim yayla şenliğiyle buluşuyor.

Antalya’daki asıl değişim bu noktada ortaya çıkıyor: Yayla, geçmişte ağırlıklı olarak hayvanların peşinden çıkılan bir üretim alanıyken bugün aynı zamanda yazlık yaşam, kültür, festival, spor ve yerel ürünlerin buluştuğu bir mekâna dönüşüyor.

Bu nedenle Antalya’da yayla göçü kültürünün tamamen kaybolduğu söylenemez. Ancak gerçek konar göçer hayvancılığın devam edebilmesi, temsili göçlerden ve şenliklerden daha fazlasını; meraların, göç yollarının, küçükbaş hayvancılığın ve bu yaşamı sürdüren ailelerin desteklenmesini gerektiriyor.