Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiserinin raporu sonrası ÇGD Akdeniz Şubesi’nden uyarı: Basın özgürlüğünde çember daralıyor

Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri Michael O’Flaherty’nin Türkiye’ye gerçekleştirdiği ziyaretin ardından hazırladığı memorandumda, gazetecilere yönelik soruşturmalar, ifade ve basın özgürlüğüne ilişkin yapısal sorunlar ile yargı süreçlerine dair eleştiriler öne çıktı. Raporda, gazetecilere yönelik soruşturma ve davaların eleştirel haberciliği susturduğu algısını güçlendirdiğine dikkat çekildi. Çağdaş Gazeteciler Derneği (ÇGD) Akdeniz Şube Başkanı Ceren Deniz, Michael O’Flaherty’nin Türkiye raporunu Antalya Kent Haber editörü Nazlı Özbiçen’e değerlendirdi.

Nazlı Özbiçen

Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri Michael O’Flaherty, 1-5 Aralık 2025 tarihleri arasında Türkiye’ye gerçekleştirdiği ziyaretin ardından hazırladığı memorandumunu 22 Nisan 2026’da yayımladı. Raporda, Türkiye’de ifade ve basın özgürlüğü, barışçıl toplantı ve örgütlenme hakkı ile adalet sisteminin işleyişine ilişkin yapısal sorunlara dikkat çekildi. Komiser, iç hukuk ve uygulamaların Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihadına uygun hale getirilmesi gerektiğini vurgularken; Türk Ceza Kanunu, Terörle Mücadele Kanunu, internet ve yayıncılık mevzuatı, dernekler üzerindeki denetimler ve gazetecilere yönelik yargı süreçleri konusunda çeşitli tavsiyelerde bulundu.

Komiser raporda özellikle gazetecilerin haberleri, haber kaynakları ve kamu yararı taşıyan yayınları nedeniyle soruşturma ve kovuşturmalarla karşı karşıya kaldığı belirtilirken, kısa süre içinde birden fazla soruşturma ve davaya maruz bırakılmasının eleştirel haberciliği susturmaya yönelik bir baskı aracı olarak algılandığı ifade edildi.

Komiser ifade özgürlüğü konusunda Türkiye’ye; “yargı süreçlerindeki veri eksikliğinden medya üzerindeki idari baskılara kadar birçok konuda somut adımlar atılması gerektiği” önerilerinde bulundu.

Çağdaş Gazeteciler Derneği Akdeniz Şube Başkanı Ceren Deniz

“SİSTEMATİK BASKI ARACI”

Komiserin tespitlerini değerlendiren Çağdaş Gazeteciler Derneği Akdeniz Şube Başkanı Ceren Deniz, raporun Türkiye’deki basın ve ifade özgürlüğü açısından önemli tespitler içerdiğini söyledi. Son yıllarda gazetecilere yönelik soruşturmaların eleştirel habercilik üzerinde sistematik bir baskı aracına dönüştüğünü belirten Deniz, “Avrupa Konseyi İnsan Hakları Raporu’nda basın ve ifade özgürlüğü konusunda Türkiye’de çemberin giderek daraldığına işaret eden önemli tespitler var. Demokrasi ve kazanımları bakımından hak kayıpları ile mücadele ettiğimiz zorlu bir dönemden geçiyoruz. Gazetecilere yönelik soruşturmalarla eleştirel haberciliğin susturma girişimleri de bu dönemde sistematik bir baskı aracı olarak kullanılıyor” dedi.

“TARİHE NOT DÜŞEN BİR BELGE NİTELİĞİNDEDİR”

Deniz, raporun yalnızca basının değil, hak arayışında olan kesimlerin de içinde bulunduğu baskı ve sansür iklimini görünür kıldığını belirterek,“Bu bakımdan rapor, Türkiye’de hem basının hem de hak arayışında olan kitlelerin içinde bulunduğu baskı ve sansür iklimini resmederek tarihe not düşen bir belge niteliğinde” ifadelerini kullandı.

“MEDYA KISKACINI YEREL MEDYA DAHA DERİNDEN HİSSEDİYOR”

Raporda ağırlıklı olarak ulusal medyadaki ihlallere yer verilse de yerel medyanın çok daha ağır koşullarda çalıştığını söyleyen Deniz, ulusal ölçekte yaşanan daralmanın yerelde daha sert hissedildiğini ifade etti. Son yıllarda Basın İlan Kurumu (BİK) uygulamalarıyla birçok kentte yerel yayın sayısının azaltıldığını hatırlatan Deniz, “Ulusal ölçekte medyada yaşanan daralma ve hak ihlallerini, mikro ölçekte çok daha sert haliyle görüyoruz. Medyanın içine düştüğü kıskacı yerel medya çok daha derinden hissediyor. Geçtiğimiz yıl Basın İlan Kurumu aracılığıyla birçok şehirde yerel yayın sayılarının azaltıldığını, bazı gazetelerin yayın hayatının sona erdiğini gördük. Örneğin Antalya’da 11 olan basılı gazete sayısı altıya düşürüldü” dedi.

“ELEŞTİREL HABERCİLİK: DAVA, GÖZALTI VE MALİ CEZALARLA KARŞI KARŞIYA”

Yayın hayatına devam eden gazeteler ve dijital haber sitelerinin artan mali yükümlülükler ve denetimlerle karşı karşıya kaldığını söyleyen Deniz, bunun bağımsız haberciliği doğrudan etkilediğini belirterek, konuşmasında  “Art arda yapılan denetimlerin bir baskı aracına dönüştüğünü gördük. Bu kaotik ortam, hayatta kalan haber mecralarının yola devam etmelerini zora sokarken, yayın politikalarına odaklanıp özgür yayın yapmalarını da zorlaştırıyor. Eleştirel habercilik yapan gazeteciler; davalar, gözaltılar, mali cezalar, yayın yasakları ve erişim engelleriyle karşı karşıya kalıyor” ifadelerine yer verdi.

Hukuki baskıların gazeteciler üzerinde oto sansürü yaygınlaştırdığını belirten Deniz, bunun özellikle ulusal ajansların bölge muhabirleri ile yerel medya çalışanlarında daha görünür hale geldiğini söyledi.

“OTO SANSÜR YAYGIN”

Deniz, “Geçmişte her alanda haber yapan ajansların; politika, ekonomi, eğitim, sağlık, çevre gibi alanlarda eleştirel olabilecek bazı haberleri artık gündemlerine dahil etmediklerini görüyoruz. Dolayısıyla Anadolu muhabirlerinin ve onların bağlı oldukları bölge yönetimlerinin, yayına haber gönderirken oto sansür uyguladıklarını söyleyebiliriz” dedi.

Deniz, benzer tablonun yerel medyada da yaşandığını belirterek şu ifadeleri kullandı: 

“Haber yapıp gerçekleri ortaya çıkardığı için gözaltına alınan, tutuklanan gazetecilerin olduğu, muhalif yayınların art arda davalarla karşı karşıya kaldığı bir medya ikliminde oto sansür maalesef yaygın bir sorun.”

BAĞIMSIZ HABERCİLİK TEHDİT ALTINDA 

Yerel medyanın bağımsız habercilik yapmasını zorlaştıran etkenlerin yalnızca ekonomik olmadığını, siyasi baskıların da belirleyici olduğunu ifade eden Deniz, “Demokrasi parametrelerinin düzgün işlemediği, hukukun üstünlüğünün temelinden sarsıldığı bir ülkede medya dördüncü kuvvet olarak varlığını sürdüremiyor. Hem ekonomik hem de siyasi baskılar bağımsız haberciliği tehdit ediyor” ifadelerini kullandı.

“BASKI ARACI OLARAK KULLANILABİLECEK BİR YETKİ”

Basın İlan Kurumu’nun ilan kesme yetkisinin internet haber sitelerini de kapsayacak şekilde genişletilmesini değerlendiren Deniz, bu düzenlemenin özellikle bağımsız ve muhalif yayınlar üzerinde baskı aracı olarak kullanılabileceğini belirterek,“Özellikle muhalif yayınlar üzerinde baskı aracı olarak kullanılabilecek nitelikte bir düzenleme bu. Baskı amacıyla kullanıldığında birçok haber mecrasını mali krize sürükleyerek yayınlarının devamlılığını tehdit edebilir” dedi.

KÜÇÜK ÖLÇEKLİ BAĞIMSIZ MEDYA KURULUŞLARI RİSK ALTINDA 

Anayasa Mahkemesi’nin daha önce Basın İlan Kurumu’nun ilan kesme yetkisine ilişkin düzenlemeyi iptal ettiğini hatırlatan Deniz, bu yetkinin yeniden düzenlenmesini de değerlendirerek son yıllarda medya alanında yapılan birçok düzenlemenin basın özgürlüğü açısından risk taşıdığını belirtti. 

Deniz, “Türkiye’de son yıllarda medya kuruluşlarına yönelik yapılan birçok düzenleme gibi bu düzenleme de basın özgürlüğünü daraltıcı riskler taşıyor. Özellikle küçük ölçekli bağımsız haber mecraları üzerindeki etkisi daha sert olacaktır” diyerek sözlerini tamamladı.