
Yaşam hakkı savunucuları Nekropol Müzesi’nde yaşanan kuş ölümlerine ilişkin 39’ncu gün de nöbetini sürdürüyor. Dün düzenlenen basın açıklamasında 39 gündür nöbet sürdürüldüğü belirtilerek “Bir insanın umudunu tüketmeye yetecek kadar uzun, ama bir kuşun yaşamını kurtarmaya yetecek kadar kısa görüldü, çünkü biz beklerken kuşlar bekleyemedi” denildi.
Nekropol Müzesi’nde yapılan ağlara takılan ve ağlardan içeri girecek yer bulan ancak çıkacak yer bulmayan kuşların yaşamlarını yitirmesinin gündeme gelmesi ancak bir çözüm sunulmaması ve kuşların ölmeye devam etmesi üzerine yaşam hakkı savunucuları 39 gündür müze önünde nöbet tutuyor.
Attalos Pati Gönüllüleri, Hayvan Hakları Platformu Türkiye Antalya Hayvan Hakları Platformu dün (28 Haziran) saat 18.00’de gerçekleştirdikleri basın açıklamasında, “Bugün burada sadece kuşlar için toplanmadık, bugün burada ülkenin yavaş yavaş kaybettiği vicdanı aramak için toplandık” ifadeleriyle açıklamada bulundu.
Dün (28 Haziran) müze önünde 39’uncu gün nöbetli basın açıklaması gerçekleşti. Basın açıklamasını okuyan Özlem Başargil, “Tam 39 gündür bu müzenin önündeyiz 39 gün, bir insanın umudunu tüketmeye yetecek kadar uzun ama bir kuşun yaşamını kurtarmaya yetmeyecek kadar kısa görüldü. Çünkü biz beklerken kuşlar bekleyemedi. Onlar ağlara takıldı” ifadelerini kullandı.
“BİR ÜLKE NEYİ KORUYABİLİR?”
Açıklamada, sadece kuşlar için orada olmadıkları belirtilerek, “Bu ülke en savunmasız canlılarını koruyamıyorsa gerçekten güçlü müdür?” denildi.
Kuşları, çocukları, kadınları, ormanları, hayvanları koruyamayan bir ülkenin ifadesiyle, “Bir ülke neyi koruyabilir?” sorusu dile getirildi.
Öldürülen kadınların isimlerinin ezberlendiği, istismara uğrayan çocukların haberlerinin okunduğu, barınaklarda ölen köpeklerin görüntülerinin izlendiği, “Toplatılan, korkuyla kaçan, yaşam alanlarından koparılan canları görüyoruz” ifadelerinde bulunuldu..
“BİR ÇOCUĞA UZANAN KİRLİ BİR EL İLE BİR KÖPEĞE UZANAN TEKME AYNI KARANLIKTAN BESLENİR”
Açıklamada “Neden bu kadar mutsuzuz?” denilerek cevaba ilişkin ormanların yok oluşuna tanık olunduğu, yeşilin yerini beton aldığı, sessiz derelerin yerini makinelerin sesi aldığı belirtilerek “Çünkü vicdanını kaybeden toplumlar, huzurunu da kaybeder” denildi.
Merhametin sadece hayvanlara gösterilen bir duygu olmadığı, insan olmanın temeli olduğu ifadelerine yer verildi.
Bir kuşu değersiz gören gözün zamanı geldiğinde insanı da değersiz görmeye başlayacağı belirtilen açıklamada, bir çocuğa uzanan kirli el ile bir köpeğe uzanan tekmenin aynı karanlıktan beslendiği, bir kadının yaşam hakkını hiçe sayan anlayış ile doğayı talan eden anlayışın aynı kökten büyüdüğü ifadeleri kullanıldı.
“BİR AVUÇ İNSAN OLABİLİRİZ”
Açıklamanın devamında sorunun sadece yönetenler,yanlış kararlar veya yasalar olmadığı sorunun sessiz kalınarak normalleştirme olduğu belirtilerek şu ifadelere yer verildi:
“Sorun, kötülüğün karşısında sessiz kalmayı normalleştirmemizdir. En tehlikeli şey kötülük değildir. En tehlikeli şey, iyi insanların sessizliğidir. Bir gün kuş ölür, “Bana ne?” deriz. Ertesi gün bir köpek öldürülür. Sonra bir kadın…Sonra bir çocuk…Sonra bir orman… Ve her seferinde biraz daha susarız. Sonunda geriye sessizlik kalır.”
Açıklamanın sonlarında doğru, müze önünde sadece 39 gündür nöbet tutulmadığı, vicdanının tamamen ölmediğinin göstermeye çalışıldığı ifadesiyle şunlar söylendi:
“Bir avuç insan olabiliriz. Ama tarih, dünyayı değiştirenlerin çoğu zaman kalabalıklar değil, vazgeçmeyen insanlar olduğunu gösterdi. Bugün buradan herkese sesleniyorum. Bir kuşun çırpınışını duyun.Bir çocuğun sessizliğini duyun.
Bir kadının korkusunu duyun. Bir köpeğin gözlerindeki çaresizliği görün. Bir ağacın kesilirken çıkardığı sessiz çığlığı hissedin..Çünkü bunların hepsi aynı hikâyenin parçalarıdır.Ve o hikâyenin adı…Vicdanın sınavıdır.
Biz bu sınavı geçmek istiyoruz. Çocuklar için… Kadınlar için… Hayvanlar için…Ormanlar için…Ve en çok da, insanlığımızı kaybetmemek için” denildi.





