
Son dönemde vizyona giren ve dijital platformlarda izleyiciyle buluşan yapımlar arasında farklı türlerde öne çıkan filmler yer alıyor. Project Hail Mary, Marty Supreme, Train Dreams ve Wake Up Dead Man; bilim kurgu, spor, drama ve suç-gizem türlerindeki örnekleriyle son dönemde dikkat çeken yapımlar arasında bulunuyor.
Alp Hasdemir
Son aylar sinema dünyası için verimli bir dönem oldu. Bilim kurgudan spora, dramatik anlatılardan gizemli suç hikayelerine kadar farklı türlerde, izleyicide iz bırakan yapımlar beyaz perdeye ve platformlara taşındı. Bu yazıda, son dönemin izlenmeye değer dört filmini ele alıyoruz: Project Hail Mary (Kurtuluş Projesi), Marty Supreme, Train Dreams ve Wake Up Dead Man.
Project Hail Mary (Kurtuluş Projesi): Standart Uzay Filmlerinden Çok Daha Fazlası
Phil Lord ve Christopher Miller’ın yönettiği, Drew Goddard’ın Andy Weir’ın 2021 romanından uyarladığı Project Hail Mary, Ryan Gosling’in başrolünde yer aldığı bir bilim kurgu filmidir. Film, 20 Mart 2026’da vizyona girdi ve 510 milyon dolar hasılat elde ederek 2026’nın en yüksek hasılatlı üçüncü filmi oldu.
Film, hafızasını kaybetmiş bir şekilde yıldızlararası bir uzay gemisinde uyanan bilim öğretmeni Ryland Grace’in hikayesini konu alıyor. Ancak Kurtuluş Projesi’ni standart uzay filmlerinden ayıran şey, özünde evrensel bir dostluk hikayesi barındırması. Grace’in Rocky adını verdiği uzaylı ile kurduğu ilişki, filmin duygusal omurgasını oluşturuyor. Rotten Tomatoes’da yüzde 94 eleştirmen puanı alan film, “zeka ve kalbin neredeyse mucizevi bir birleşimi” olarak tanımlanıyor.
Yönetmen ikilisinin “dikey anamorphic flare” imzası filmde başarılı bir şekilde uygulanmış. Ryan Gosling ise kariyerinin en sıcak performanslarından birini sunuyor. Oyuncu kadrosunda Sandra Hüller, James Ortiz ve Lionel Boyce de yer alıyor. Gosling’in Rocky ile kurduğu dostluk, filmi sıradan bir hayatta kalma hikayesinin ötesine taşıyor.
Marty Supreme: Hayallerimizin Peşinden Koşmanın Bedeli
Josh Safdie’nin yönettiği ve Timothée Chalamet’nin başrolünde yer aldığı Marty Supreme, 25 Aralık’ta vizyona girdi ve A24’ün tüm zamanların en yüksek hasılatlı filmi olarak 180 milyon dolar dünya genelinde hasılat elde etti. Film, 9 Oscar adaylığı aldı ve Chalamet Golden Globe kazandı.
Film, 1950’lerin New York’unda masa tenisi dünyasında zirveye ulaşmaya çalışan Marty Mauser’ın hikayesini anlatıyor. “Dream Big” mentalitesinin görünmeyen yüzünü cesurca gözler önüne seren yapım, hayallerimizin peşinden koşmanın bedelini sert bir gerçekçilikle ortaya koyuyor. Rotten Tomatoes’da yüzde 93 eleştirmen puanı alan film, “Chalamet’yi en bulaşıcı karizmasıyla sunan, idelible kahramanının toksik hırsını eleştirirken bile yüksek hedeflerini gerçekleştiren itici bir destan” olarak değerlendiriliyor.
Chalamet’nin yanı sıra Gwyneth Paltrow, Odessa A’zion, Tyler Okonma, Kevin O’Leary ve Abel Ferrara oyuncu kadrosunda yer alıyor. Film 24 Nisan’dan itibaren HBO Max’te yayınlanacak.
Train Dreams: Hayat Bir Film Olsaydı
Clint Bentley’in yönettiği Train Dreams, Denis Johnson’ın aynı adlı novellasından uyarlanmış bir drama. Golden Globe adayı Joel Edgerton başrolde, Oscar adayı Felicity Jones ise eşi Gladys rolünde yer alıyor.
Film, 20. yüzyılın başlarında Pasifik Kuzeybatısı’nın ormanlarında yaşayan oduncu Robert Grainier’in hayatını anlatıyor. Hayat bir film olsaydı, muhtemelen bu film olurdu. Grainier’in sıradan ama derinden hissedilen yaşam öyküsü, aşktan kaybetmeye, yalnızlıktan dayanıklılığa uzanan evrensel bir insan deneyimini yansıtıyor. Film, Terrence Malick’in çalışmalarıyla karşılaştırılıyor ve yönetmen Bentley, Malick’i “yaşamış en büyük sinemacılardan biri” olarak tanımlıyor.
Adolpho Veloso’nun tamamen doğal ışıkta çektiği görüntüler ve Nick Cave’in film için bestelediği şarkı, yapımı görsel ve işitsel bir şölene dönüştürüyor. Film dört Oscar adaylığı aldı: en iyi film, en iyi uyarlama senaryo, en iyi görüntü yönetimi ve en iyi şarkı. Netflix’te izlenebiliyor.
Wake Up Dead Man: Sürükleyici Bir Gizem, Estetik Bir Çerçeveleme
Rian Johnson’ın yazdığı ve yönettiği Wake Up Dead Man, Knives Out serisinin üçüncü filmi olarak Daniel Craig’in dedektif Benoit Blanc rolüne döndüğü bir gizem filmi. Bu kez Blanc, New York eyaletinin kırsal kesiminde küçük bir kilisede mantığa meydan okuyan bir cinayeti araştırıyor.
16:9 çerçevelemesinde estetik göstermek zordur; bu film bunu başarmış. Johnson’ın sinematografik tercihleri, kilisenin karanlık atmosferini ve kasabanın gizemli havasını etkileyici bir şekilde perdeye yansıtıyor. Rotten Tomatoes’da olumlu eleştirmen puanı alan film, “Benoit Blanc’a inançla ilgili gerçek anlamda ruhani bir saplantı ve sahne çalan bir Josh O’Connor performansıyla değerli bir gizem sunan” yapım olarak tanımlanıyor.
Daniel Craig, Josh O’Connor ve Josh Brolin üçlüsünden çok iyi performanslar geliyor. O’Connor, eski boksör ve papaz Jud Duplenticy rolüyle hem cinayet şüphelisi hem de Blanc’ın Watson’ı konumunda yer alıyor. Film, Toronto Uluslararası Film Festivali’nde prömiyerini yaptıktan sonra 26 Kasım’da sınırlı sayıda sinemada, 12 Aralık’ta Netflix’te yayımlandı.
Neden Bu Dört Film?
Bu dört film, farklı türlerde farklı hikayeler anlatıyor. Ancak hepsinin ortak noktası, izleyiciyi yalnızca eğlendirmek yerine düşündürmesi, duygusal bir bağ kurması ve sinemasal açıdan cesur tercihler yapması. Kurtuluş Projesi’nde evrensel dostluk, Marty Supreme’de hırsın bedeli, Train Dreams’de hayatın kendisi ve Wake Up Dead Man’de inanç ve bağışlama temaları işleniyor. Her biri kendi türünde son dönemin en güçlü yapımları arasında yer alıyor.





