TMMOB Şehir Plancıları Odası Antalya Şube: “Deprem değil, rant ve bilimsizlik öldürür”

Fotoğraf: Wikipedia/ Gölcük depremi

TMMOB Şehir Plancıları Odası Antalya Şube, 17 Ağustos depreminin 27’nci yıl dönümünde açıklama gerçekleştirdi. Açıklamada, Antalya’nın hızla büyüyen nüfusu, artan yapılaşma baskısı faktörlerinin etkisinden de bahsedilerek, afet riskine yönelik yapılması gerekenlere ilişkin açıklamada bulunuldu.

Türk Mühendis ve Mimarlar Odası Birliği (TMMOB) Şehir Plancıları Odası Antalya Şubesi, 17 Ağustos depreminin 27’nci yıl dönümünde yazılı basın açıklaması gerçekleştirdi. Oda’nın açıklamasında Marmara Bölgesi’nde 17 Ağustos 1999 yılında gerçekleşen 7.4 büyüklüğündeki depremin yalnızca binaları değil, toplum olarak güvenli kentler kurma konusundaki eksikleri, denetimsiz yapılaşmanın sonuçlarını, plansızlık ve bilimden uzak kararların bedelini de görünür kıldığı belirtildi.

Oda, açıklamasında Antalya’nın hızla büyüyen nüfusu artan yapılaşma baskısı faktörlerinin etkisinden de bahsederek afet riskine yönelik yapılması gerekenlere ilişkin açıklama gerçekleştirdi.

ANTALYA’DA AFET RİSKİNE YÖNELİK YAPILMASI GEREKEN ÇALIŞMALAR BELİRTİLDİ

17 Ağustos’un yıl dönümünde Türkiye’nin her yerinde olduğu gibi Antalya için de açık ve güçlü bir uyarıda bulunuyoruz ifadeleri kullanıldı. Antalya’nın depremden muaf bir kent olmadığı, deprem riski, fayların konumu, jeolojik ve jeoteknik koşulları, yapı stoğunun niteliği, nüfus yoğunluğu, kıyı alanlarındaki yapılaşma, ulaşım sistemi, altyapı kapasitesi ve afet sonrası toplanma ve barınma olanakları birlikte değerlendirilerek ele alınması gerektiğine yönelik açıklama yapıldı.

Açıklamanın devamında, Antalya’nın hızla büyüyen nüfusu, artan yapılaşma baskısı ve farklı bölgelerde ortaya çıkan yoğunluğun talepleri karşısında bütüncül bir biçimde değerlendirme yapılması gerektiği, bütüncül değerlendirme yapılmadan alınacak her türlü kararın riskleri artırma potansiyeline sahip olduğu belirtilerek yapılması gerekenlere yönelik maddeler sıralandı:

  • “Kentin tamamını kapsayan güncel ve güvenilir afet risk analizlerinin yapılmasını
  • Deprem başta olmak üzere tüm afet tehlikelerinin birlikte değerlendirilmesini
  • Afet ve acil durum toplanma alanlarının korunmasını ve erişilebilirliğin güvence altına alınmasını
  • Afet sonrası geçici barınma alanlarının önceden planlanmasını
  • Ana ulaşım aksları ile alternatif ulaşım güzergahlarının afet senaryolarına göre değerlendirilmesini
  • Kritik altyapıların ve kamu hizmetlerinin afetlere karşı dayanıklılığının artırılmasını
  • İmar planlarının afet riskleri ve bilimsel veriler doğrultusunda yeniden değerlendirilmesini
  • Plan değişikliklerinin kamu yararı, şehircilik ilkeleri ve bilimsel gereklilikler çerçevesinde ele alınmasını
  • Kentin doğal, kültürel ve ekolojik eşikliklerinin yapılaşma baskısından korunmasını
  • Mahalle ölçeğinde afet risk azaltma çalışmalarının yürütülmesini,
  • Kentlilerin afet hazırlık süreçlerine etkin biçimde katılmasını talep ediyoruz.”

AFET: “İNSAN ELİYLE ŞEKİLLENEN KENTLEŞME VE YÖNETİM SORUNUDUR”

Oda, 17 Ağustos depreminin üzerinden 27 yıl geçtiğini ifade ederek, depremin sorduğu soruların tamamına hala yanıt verilemediği açıklamasında bulundu.  

Meselenin bir sonraki depremin ne zaman olacağı sorusu olmadığı, asıl meselenin deprem olduğunda kentlerin ve toplumun ne kadar hazırlıklı olacağı olduğu aktarılarak “Çünkü deprem bir doğa olayıdır, afete dönüşmesi için büyük ölçüde insan eliyle şekillenen bir kentleşme ve yönetim sorunudur” açıklaması yapıldı.

17 Ağustos’un yıl dönümünde yalnızca geçmişte kaybettiklerimizi anmak için değil, gelecekte kaybedebileceğimiz hayatları korumak için konuşuyoruz ifadeleri kullanıldı.

“DEPREMİN AFETE DÖNÜŞMESİNİ ENGELLEMEK MÜMKÜN”

Türkiye’nin, aktif fay hatları üzerinde yer alan bir ülke olduğu, depremin bu coğrafyanın değişmez kaderi olduğu belirtilen açıklamada, bu gerçeğin engellenemeyeceği, ancak depremin afete dönüşmesini engellemenin mümkün olduğu ifade edildi.

Bu durumun çözümünün deprem öncesi yapılacak müdahalelerden önce, deprem yaşanmadan önce alınması gereken önlemlerden geçtiği belirtildi. Güvenli kentlerin yalnızca depreme dayanıklı binalardan oluşmadığı, güvenli kentlerin doğru yerde yapılaşan, doğru eşikleri gözeten, ulaşım sistemlerinin afet koşullarında çalışabildiği yerlerden olduğu belirtildi. 

Açık ve yeşil alanların korunmuş, toplama alanlarının erişebilir, altyapısı dirençli kamu hizmetleri sürekliliğini koruyabilen ve toplumun tüm kesimlerinin ihtiyaçlarını gözeten kent olduğu açıklaması yapıldı.

Bu açıklamalar doğrultusunda deprem hazırlığının yalnızca yapı mühendisliği meselesi olmadığı; depreme hazırlığın şehir planlamasının, mimarlığın, mühendisliğin, jeolojinin, kamu yönetiminin, sosyal politikaların ve toplumun ortak meselesi olduğu belirtildi.   

“HER DEPREM BİZE AYNI GERÇEĞİ HATIRLATIYOR”

Her depremin aynı gerçeği hatırlattığı, riskin deprem anında ortaya çıkmadığı; riskin yanlış yer seçimiyle, yapılaşma kararlarıyla, yoğunluk artışıyla, altyapı yetersizlikleriyle, ulaşım bağlantılarının kopukluğuyla, açık alanların azalmasıyla, afet toplanma alanlarının yapılaşmaya açılmasıyla, kıyı ve doğal alanlar üzerindeki baskıyla ve bilimsel verilere aykırı planlama kararlarıyla yıllar içerisinde birikmekte olduğu ifade edildi.

“TEK TEK BİNALARIN DAYANIKLIĞI KENTİN BÜTÜNSEL GÜVENLİĞİNİ SAĞLAMAYA YETMEZ”

Afet risklerinin azaltılması isteniyorsa öncelikle risk yöneten politikalardan vazgeçilmek zorunda olduğu afet riskinin bütün bir planlamayla ele alınması gerektiğine yönelik şu açıklamalar yapıldı:

“Biz şehir plancıları olarak biliyoruz ki, bir kentin afetlere karşı dayanıklılığı, yalnızca parsel bazında alınacak önlemlerle sağlanamaz. Bir binanın sağlam olması elbette hayati önemdedir.

Ancak binadan çıktığınızda güvenli bir açık alana ulaşamıyorsanız, yollarınız enkaz nedeniyle kapanıyorsa, itfaiye ve ambulansların erişebileceği alternatif güzergahlar bulunamıyorsa, altyapınız çökmüşse, iletişim sistemleriniz çalışmıyorsa, su ve enerji hizmetleri kesilmişse, sağlık ve barınma kapasiteniz yetersiz ise tek tek binaların dayanıklılığı kentin bütünsel güvenliğini sağlamaya yetmez. Kent bir bütündür. Afet riski de kent bütünün de ele alınmalıdır.