
Beklentilerin aksine, yağışlı geçen bir kış her zaman daha hafif bir yangın sezonu anlamına gelmez. Yağışlarla hızla büyüyen otlar ve çalılar, sıcak ve kurak yaz koşullarında kolay tutuşan bir yakıta dönüşebilir. Üstelik 2026 yazına girerken El Niño olasılığı, sıcak hava dalgaları ve kuraklık riskini artırabilecek ek bir risk çarpanı olarak izleniyor. Bu nedenle yangınlarla mücadeleyi yalnızca uçak, helikopter ve arazöz sayısına indirgemek yeterli değil; risk azaltımı, yakıt yükü yönetimi ve yerel hazırlıklar yaz başlamadan tamamlanmalı.
Doç. Dr. Okan Ürker- İklim Masası
2026 yazı yaklaşırken, kış aylarının yağışlı geçmiş olması kamuoyunda yanıltıcı
bir rahatlama hissi yaratabilir. Oysa yangın riski yalnızca ne kadar yağmur
yağdığıyla değil, bu yağışların ardından peyzajda ne kadar yanıcı madde biriktiği
ve yaz aylarında bu materyalin ne kadar hızlı kuruduğuyla ilgilidir. Yağışlı
dönemde hızla gelişen otsu bitkiler, yüksek sıcaklık, düşük nem ve kurutucu
rüzgârla kısa sürede kolay tutuşan ince yakıtlara dönüşebilir.
Bu yıl, bu tabloyu daha da kritik hâle getiren bir unsur, beklenen El Niño olasılığı.
ABD Ulusal Okyanus ve Atmosfer Dairesi’nin (NOAA) Mayıs 2026
değerlendirmesine göre Temmuz ayına kadar El Niño koşullarının gelişme
ihtimali yüzde 82. Türkiye’ye etkisi doğrudan olmasa da El Niño; sıcak hava
dalgalarını güçlendirmesi ve kuraklık riskini artırması nedeniyle, Akdeniz Havzası
için önemli bir ‘‘risk çarpanı’’. Kuruyan otsu örtünün insan kaynaklı tutuşmalarla
birleşmesi hâlinde, özellikle Ege ve Akdeniz kuşağında yangınların daha hızlı
yayılmasına neden olabilir.
Tüm bu nedenlerle yangın sezonuna hazırlık, yaz mevsiminde başlayan bir
müdahale süreci değil, aylar öncesinden yürütülen bir risk azaltım çalışması
Yağışlı kış güvence değil
Dolayısıyla yağışlı bir kış, tek başına güvence değil. Yağışların ardından hızlı bir
kuruma dönemi gelirse, peyzajda çok daha fazla yanıcı madde bulunması anlamına
gelebilir.
Bu durum, aşağıdaki alanlar için ciddi risk oluşturur:
- Tarım alanları ve anız bölgeleri,
- Yol kenarları,
- Boş parseller,
- Yazlık siteler ve kırsal mahalleler,
- Makilik alanlar,
- Enerji nakil hatları çevresi,
- Ormanla temas eden yerleşimler,
- Kır-kent arayüzleri
Yangınlar, artık sadece ‘‘orman içi’’ bir mesele değil!
2025’te de Türkiye’deki yangınların önemli bir kısmının orman dışı alanlarda
başlayarak rüzgâr ve sıcaklık etkisiyle ormana sıçradığı resmi açıklamalara yansıdı.
Artık yangın riskini yalnızca ‘‘orman içi’’ bir mesele olarak görmeyi bırakmalıyız.
olmalı. Sıcaklıkların yükseldiği, yanıcı maddelerin tamamen kuruduğu ve rüzgârın
güçlendiği yaz aylarına girildiğinde, artık pek çok önlem için geç kalınmış oluyor.
Yağışlı kışı takip eden kurak yaz, yangın riskini artırabilir
Yağışlı geçen kış mevsiminin ardından, yazın yangın riskini daha az olacağı
beklentisi oluşabiliyor. Oysa bu ilişki bu kadar doğrusal değil. Hatta bazı
peyzajlarda, yağışlı geçen kış ve ilkbahar dönemlerini sıcak ve kurak yaz
koşullarının takip etmesi, yangın riskini artırabilir.
Bunun temel nedeni, yanıcı madde birikimi: Otsu bitkiler, maki altı diri örtü, yol ve
tarla kenarı vejetasyonu, yağışlı dönemlerde çok hızlı gelişir. Eğer yaz başından
itibaren ani sıcaklık, düşük bağıl nem, kurutucu rüzgâr ve yağışsızlık ile
karşılaşırsa, kısa sürede kuru, ince ve kolay tutuşabilen ölü örtüye dönüşür. Bu
tarz ince yanıcı maddeler ise yangının başlaması ve hızla yayılması açısından
son derece kritiktir.
EL NİNO “İLAVE RİSK ÇARPANI” , DİKKATLE İZLENMELİ
NOAA’nın Mayıs 2026 değerlendirmesinde, Temmuz ayına kadar El Niño
koşullarının gelişme olasılığı yüzde 82 olarak verildi. El Niño’nun 2026-2027
kışına kadar sürme olasılığı da oldukça yüksek görünüyor.
El Niño’nun Akdeniz’e etkisi doğrudan ve her defasında aynı şekilde
gerçekleşmez. Bu nedenle ‘‘El Niño oldu, yangınlar kesin artar,’’ gibi bir okuma
yapılmamalı. Ancak El Niño, küresel sıcaklıkların artmasına, yağış rejimlerinin
değişmesine ve bazı bölgelerde kuraklık, sıcak hava dalgası olasılıklarının
artmasına katkı verebilir. Bu nedenle, Akdeniz gibi zaten yaz kuraklığı, sıcak hava dalgaları ve insan
kaynaklı tutuşmalarla karakterize bir bölgede El Niño, ilave bir risk çarpanı olarak
görülmeli ve yangın sezonuna etkileri açısından dikkatle izlenmeli.
KOLAY TUTUŞABİLİR MADDELER TEMİZLENMELİ
Riskli sezon başlamadan önce yapılması gereken en önemli işlerden biri, yakıt
yükü yönetimi. Evlerin, bahçelerin, tarlaların, köylerin, mahallelerin, yazlık sitelerin ve ormanla
temas eden yerleşimlerin çeperlerinde kuru ot, dal, budama artığı ve kolay tutuşabilir materyallerin temizlenmesi gerekir. Doğal peyzajlarda ise mekanik bakım, yol ve enerji hattı kenarlarında şerit
temizlikleri, budama, seyreltme, otlatma gibi uygulamaların yanı sıra bilimsel
esaslara dayalı kontrollü yakma uygulamaları gündeme alınmalıdır.
Türkiye açısından risk, üç düzeyde okunmalı:
- Sıcaklık anomalilerinin artması,
- Yaz kuraklığının uzaması veya şiddetlenmesi,
- Kuruyan otsu ve çalımsı yanıcı maddelerin, insan kaynaklı tutuşmalarla
birleşerek yangınların daha hızlı yayılmasına neden olması.
Akdeniz Havzası, yangın açısından zaten hassas bir coğrafya. Türkiye’de de Ege ve
Akdeniz kuşağı başta olmak üzere Marmara, Batı Karadeniz ve iç geçiş bölgelerinde
de yangın riski artıyor. Yangın sezonu daha uzun, daha yıkıcı
Avrupa Orman Yangını Bilgi Sistemi (EFFIS) verilerine göre 2025 yılında Avrupa Birliği
içerisindeki yanmış alan miktarı da, kayıtların başladığı dönemden bu yana en yüksek
seviyeye ulaştı. Bu da Akdeniz ve Avrupa yangın rejiminin artık daha erken başlayan,
daha uzun süren ve daha yıkıcı sezonlara doğru ilerlediğini gösteriyor.
Yakıt yükü yönetimi nedir?
Yakıt yükü yönetimi; yangının şiddetini, hızını ve kontrol edilebilirliğini belirleyen yanıcı
maddelerin miktarını, sürekliliğini ve yapısını yönetmektir.
Buradaki ‘‘yakıt’’ kelimesi benzin gibi anlaşılmamalı. Ormandaki kuru dallar, yapraklar,
çalılar ve otlar, devrik ağaçlar, budama artıkları, maki örtüsü ve hatta yerleşimlerin
çevresindeki her türlü yanıcı malzemeler, yangın açısından ‘‘yakıt’’tır.
Yönetebileceğimiz en önemli değişken, yanıcı maddelerdir!
Yangının oluşumu için üç temel unsur gerekir: - Isı
- Oksijen
- Yanıcı madde Oksijen zaten havada vardır; onu yönetemeyiz. Isı kaynağını, yani tutuşmayı, eğitim ve denetimle azaltabiliriz ama tamamen ortadan kaldıramayız. Çünkü yıldırım gibi doğal
nedenler de vardır; insan kaynaklı ihmal ve kazalar da hiçbir zaman sıfıra indirilemez. O
hâlde yangın üçgeninde bizim en somut biçimde yönetebileceğimiz unsur yanıcı
maddedir. Ormandaki kuru dal, yaprak, ot, çalı, devrik ağaç ve yerleşim çevresindeki
yanıcı materyaller ne kadar fazla ve kesintisizse, yangın o kadar hızlı yayılır ve kontrolü
o kadar zorlaşır. Bu yüzden yakıt yükü yönetimi, yangın çıkmasını değilse bile yangının
afete dönüşmesini önlemenin en kritik araçlarından biridir.
Amaç, yangına dirençli bir peyzaj oluşturmak
Yakıt yükü yönetiminde amaç doğayı ‘‘temizlemek’’ değil, yangının tepe yangınına
dönüşmesini, yerleşim yerlerine sıçramasını veya kontrol edilemez şiddete ulaşmasını
engelleyecek daha dirençli bir peyzaj oluşturmak.
Bunun için mekanik seyreltme, budama, kuru dal ve ot temizliği, yol ve enerji hattı
kenarlarının bakımı, otlatma, kontrollü yakma ve bazı durumlarda mozaik peyzaj
planlaması gibi farklı yöntemler uygulanabilir.
Yangın söndürme değil risk azaltma başarısına bakmalı
Türkiye’de de artık yangın başarısını yalnızca uçak, helikopter ve arazöz sayısıyla
ölçmekten çıkmalı ve yangın başlamadan önce ne kadar risk azaltımı yaptığımızla
ölçmeliyiz.
2026 YANGIN SEZONUNA HAZIR MIYIZ?
Mayıs ayı itibarıyla 2026 yangın sezonuna hazırlığın büyük ölçüde tamamlanmış
olması gerekirdi. Haziran, Temmuz ve Ağustos aylarına gelindiğinde, artık geç
kalınmış olur çünkü yakıtlar artık kurumuş, sıcaklık artmış, rüzgâr etkisi
güçlenmiş ve operasyonel risk yükselmiş olur.
Şu anda sahada yapılmış olması gerekenleri, kurumlar, yerel yönetimler ve
vatandaşlar açısından üç düzeyde düşünmeliyiz:
KURUMLAR NE YAPMALI ?
OGM’nin yangın ekipleri, arazözleri, hava araçları, gözetleme sistemleri, yangın
emniyet yolları ve haberleşme altyapısı hazır olmalı. Ancak hazırlık yalnızca
müdahale kapasitesiyle sınırlı kalmamalı; riskli bölgelerde stratejik yakıt azaltım
çalışmaları yangın sezonu başlamadan tamamlanmalı.
BELEDİYELER NE YAPMALI?
Belediyeler yangın sezonunu yalnızca itfaiye hazırlığı olarak görmemeli. Boş
parsellerde kuru ot temizliği, mahalle ve site çevrelerinde yanıcı madde kontrolü,
kaçış ve tahliye yollarının açık tutulması, su ikmal noktalarının belirlenmesi ve
kırılgan nüfus için tahliye planları yerel hazırlığın parçası olmalı.
YURTTAŞLAR NE YAPMALI?
Ev, bahçe, tarla, köy ve yazlık çevrelerinde savunulabilir alanlar oluşturulmalı.
Kuru otlar, budama artıkları, odun yığınları, çatı ve oluklarda biriken yapraklar
temizlenmeli. Tüp, yakıt, odun, plastik ve kolay tutuşabilir malzemeler ev
duvarlarına bitişik depolanmamalı. Kaynak, spiral, ot biçme, biçerdöver ve anızla
ilgili işlemler en sıcak, kuru ve rüzgârlı saatlere bırakılmamalı.
Sadece uçakla, helikopterle hazırlanamayız
Türkiye, yangın sezonuna yönelik hazırlıkları özellikle söndürme odağında
yapıyor. Örneğin, OGM’nin yangına müdahale kapasitesi her yıl güçlendiriliyor.
Ancak bu hazırlığın en zayıf tarafı; önleyici yakıt yönetiminin, yerel yönetimlerin
ve vatandaş düzeyindeki yangına hazır olma kültürünün henüz yeterince
kurumsallaşmamış olması.
Bugünün değişen yangın rejiminde başarı yalnızca yangını söndürmek değil,
yangının afete dönüşmesini engellemek ve yangınla uyumlu yaşam pratiklerine
geçiş yapmaktır.
2026 yazına girerken en kritik mesaj şu: Yangın sezonuna yalnızca uçak ve
helikopter sayarak hazırlanamayız. Hazırlık, evimizin çevresinden,
mahallemizden, köyümüzden, tarlamızdan ve belediyemizin risk planlarından
başlamalı. Orman yangınları artık yalnızca ormanın sorunu değildir; mahallenin,
belediyenin, çiftçinin, turizmcinin, enerji sektörünün ve her vatandaşın ortak
sorumluluğudur.
Doç. Dr. Okan Ürker Hakkında:

Doç. Dr. Okan Ürker, Çankırı Karatekin Üniversitesi Çevre Sağlığı Programı’nda öğretim üyesidir. Yaklaşık 15 yıldır Türkiye doğasının korunması amacıyla çalışan bir ekolog olan Ürker, aynı zamanda Oregon Eyalet Üniversitesi’nde Misafir Öğretim Üyesi olarak bütüncül yangın yönetimi alanında araştırmalarına devam etmektedir. Bir yangın coğrafyasında yerleşik olan Oregon Eyalet Üniversitesi Orman Fakültesi, yaklaşık 150 yıllık geçmişinde yangın bilimini hep ön planda tutmuş saygın ve öncü araştırma kurumlarından birisidir. Ürker’in buradaki çalışmaları ise, Türkiye’nin mevcut yangın rejimi içerisinde yangına uyum sağlamış ve/veya sağlamamış ekosistemlerin, yangına direncinin ve direngenliğinin artırılmasına odaklanıyor. Bunun yanı sıra Ürker, olası yangın rejimi değişimini tetikleyecek eşik aşımlarının yaşanması durumunda ortaya çıkması muhtemel yeni koşullara toplumsal ve
ekolojik uyumun nasıl sağlanabileceğine dair araştırmalar yapıyor. Topladığı veriler ile bilimsel yayınlar yapmayı sürdüren Ürker, aynı zamanda Türkiye’nin bütüncül yangın yönetimine geçişinde politika rehberi işlevi görebilecek bir popüler bilim kitabını yayıma hazırlıyor.
İklim Masası Hakkında:
İklim Masası, iklim değişikliğiyle ilgili güvenilir bilgileri kamuoyunda
yaygınlaştırmayı hedefleyen ücretsiz bir haber servisidir. Yazarları,
haberleştirdikleri konularda uzmanlığı bulunan bilim insanlarıdır.
İklim Masası’nın paylaştığı haberler, haberi yazan bilim insanını referans
göstermek kaydıyla, kısmen veya tamamen paylaşılabilir veya alıntılanabilir.
Kısmen paylaşıldığı durumlarda, bütünün anlamından koparılarak veya
çarpıtılarak gerçek dışı bilimsel veya siyasi bir anlam çıkarılamaz.





