
Antalya Barosu Toplumsal Olay ve Davaları İzleme Kurulu (TODAK) Başkanı Avukat Salim Berkay Aksu, Milas’ta görülen Esra Işık duruşmasına ilişkin yaptığı değerlendirmede, davanın Akbelen Ormanı ve İkizköy halkının yaşadığı çok katmanlı hak ihlallerinin simgesi haline geldiğini belirterek, duruşmanın fiziki koşullarının yetersizliği nedeniyle aleni yargılama ilkesinin ihlal edildiğini, kelepçeli sevkin masumiyet karinesine aykırılık taşıdığını ve tutukluluğun devamı kararının çevre hakkı, mülkiyet hakkı, adil yargılanma hakkı ile özgürlük ve güvenlik hakkı açısından ciddi hukuki sorunlar barındırdığını söyledi.
Yasin Çoban
Muğla’nın Milas ilçesinde, kömür maden sahasını genişletmek amacıyla 30 Mart’ta 679 parselde başlatılan “acele kamulaştırma” kararına karşı çıkan köylülerden İkizköy Çevre Komitesi üyesi Esra Işık, 31 Mart’ta mahkeme heyetine “görevini yaptırmama” ve “hakaret” suçlamasıyla çıkarıldığı mahkemece tutuklanarak cezaevine gönderilmişti.
Esra Işık, 6 Nisan’da İzmir Şakran Kadın Kapalı Cezaevi’ne sevk edilmişti. Hakkında hazırlanan iddianame Milas 3. Asliye Ceza Mahkemesi tarafından kabul edilirken, Işık’ın duruşması dün (27 Nisan) görüldü. Duruşmayı Antalya Barosu Çevre ve İmar İzleme Kurulu ile Antalya Barosu Toplumsal Olay ve Davaları İzleme Kurulu da takip etti.

Davayı takip eden Antalya Barosu Toplumsal Olay ve Davaları İzleme Kurulu (TODAK) Başkanı Avukat Salim Berkay Aksu, Milas’ta görülen Esra Işık duruşmasına ilişkin Antalya Kent Haber’e değerlendirmelerde bulundu.
Aksu, dava dosyasının Akbelen Ormanı ve İkizköy halkının yaşadıklarının simgesi haline geldiğini söyledi. Aksu, Antalya Barosu’nun Çevre ve İmar Kurulu ile TODAK’ın ortak çalışmasıyla dosya için gözlem ve takip ekibi oluşturduğunu belirtti.
Aksu, Antalya Barosu’nun duruşma için araç kaldırdığını, iki kuruldan toplam yedi avukatın gözlem ve takip amacıyla duruşmaya katıldığını ifade etti. Antalya Barosu’nun çevre hakkı, barışçıl toplanma hakkı, yaşam hakkı ve hak ihlallerine karşı yurttaşların yanında olmayı görev olarak gördüğünü belirten Aksu, “Baronun gerek toplumsal ve tarihsel misyonu gerekse de Avukatlık Kanunu’nun 76 ve 95. maddelerinin barolara yüklediği insan haklarını ve hukukun üstünlüğünü savunma ödevinin doğal sonucu olarak oradaydık” dedi.
“DOSYA, ÇOK KATMANLI İHLALLER SÜRECİNİN BİR PARÇASI”
Esra Işık dosyasını yalnızca tekil bir yargılama olarak değerlendirmediklerini belirten Aksu, “Esra Işık dosyasını, çok katmanlı ihlaller sürecinin devamlılık gösteren bir parçası olarak değerlendiriyoruz. Doğasını, kadim topraklarını, geçim kaynaklarını, evini barkını maden şirketlerinin rant alanı haline getirmesine karşı anayasal haklar çerçevesinde savunan bir yurttaşın dosyasının takibi de kurullarımızın doğal konusu içerisindedir” diye konuştu.
Aksu, ihlallerin zincirleme nitelik taşıdığına işaret ederek, “Bir ihlalin sonuçlarının giderilememesi veya önlenememesi bulaşıcı bir nitelik arz ediyor. Akbelen’de yaşananların benzerleri bugün Karadeniz’de de yaşanıyor” ifadelerini kullandı.
“DURUŞMANIN FİZİKİ KOŞULLARI YETERSİZDİ”
Duruşmayı Antalya Barosu’nun yanı sıra İzmir Barosu, Muğla Barosu, İstanbul Barosu, Türkiye Barolar Birliği temsilcileri ile milletvekillerinin de izlediğini belirten Aksu, buna karşın duruşma salonunun fiziki koşullarının yetersiz olduğunu söyledi.
Aksu, “Tüm toplumu ilgilendiren ve kamuoyunda etki uyandıran böyle bir dosya için duruşmanın fiziki koşulları yetersizdi. Duruşma salonu küçük olduğu için salonda ayakta kimsenin kalmaması söylendi. Bu haliyle duruşma salonu içerisinde yalnızca avukatlar kalabildi” dedi.
Bu durumun aleni yargılama ilkesine aykırı olduğunu belirten Aksu, “Kamuoyuna mal olmuş bir dosyada gazeteciler ve yurttaşların duruşmayı fiziki koşullar sebebiyle takip edememesi açıkça Anayasa’nın 141’inci ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6’ncı maddesinde düzenlenen aleni yargılama ilkesinin ihlali niteliğindeydi” diye konuştu.
Aksu, aleni yargılamanın yalnızca sanık ve avukatların duruşmada bulunması anlamına gelmediğini vurgulayarak, “Aleni yargılama; yurttaşların, gazetecilerin ve sivil toplum temsilcilerinin de yargılamayı izleyebilmesini gerektirir. Yurttaşların ve gazetecilerin kapıda kaldığı bir yargılamanın aleni olduğundan söz etmek mümkün değildir” dedi.
“KELEPÇE UYGULAMASI MASUMİYET KARİNESİNİ İHLAL ETTİ”
Esra Işık’ın duruşmaya kelepçeli şekilde getirilip götürülmesine de değinen Aksu, bu uygulamanın Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 93’üncü maddesinde düzenlenen istisnai tedbir şartlarını karşılamadığını söyledi.
Aksu, “Burada böyle bir tehlike olmadığı halde Esra Işık’ın duruşmaya kelepçeli olarak getirilip götürülmesi, masumiyet karinesinin de açıkça ihlalini teşkil etmektedir. İlk bakışta bu görünümler bile adil yargılama ve masumiyet karinesi açısından ciddi sakınca barındırmaktadır” ifadelerini kullandı.
“ACELE KAMULAŞTIRMA ARTIK RUTİNE DÖNÜŞTÜ”
Akbelen’deki sürecin yalnızca ceza davası boyutuyla ele alınamayacağını belirten Aksu, 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun 27’nci maddesinde düzenlenen acele kamulaştırma yönteminin olağanüstü durumlar için öngörülmesine rağmen çevre ve mülkiyet hakkı ihlallerinde rutin hale geldiğini söyledi.
Aksu, “Ormanlık ve tarımsal alanlar bu şekilde kamulaştırılarak maden arama faaliyetlerine özgüleniyor. Burada yaşayan insanlar da hem kadim mülklerine hem de çevresine, doğasına sahip çıkıyor. Dolayısıyla öncelikle Anayasa’nın 56’ncı maddesinde düzenlenen çevre hakkı ve 35’inci maddesinde düzenlenen mülkiyet hakkı ihlal edilmiş durumda” dedi.
Kamusal gücün şirketler lehine kullanıldığını savunan Aksu, “İnsanların doğup büyüdükleri topraklardan çıkarılma tehlikesiyle karşı karşıya kalmasının getirildiği boyut, artık haksız, hukuksuz ve keyfi biçimde tutuklama ve tutukluluğun uzatılmasına dönüşmüş durumda” diye konuştu.
“DOSYADA İDDİAYI DOĞRULAYACAK BELGE YOK”
Esra Işık’a yöneltilen suçlamalara ilişkin de konuşan Aksu, “Esra’nın burada suçlandığı şey, mahkeme keşif heyetinin görevini yaptırmadığı ve tehditte bulunduğu iddiası. Ancak dosya içerisinde bu durumu teyit edecek nitelikte bir bilgi, görüntü veya belge bulunmuyor” dedi.
Duruşmada olay anına ilişkin görüntülerin izlendiğini belirten Aksu, “Görüntü açısı içerisinde Esra’dan şikayetçi olduğunu ifade eden kimsenin yer almadığı ve konuşmanın büyük oranda jandarma ile Esra arasında geçtiği görülüyor” ifadelerini kullandı.
Aksu, keşif günüyle ilgili mülk sahipleri ve avukatlarının önceden bilgilendirilmemesinin de hukuka aykırı olduğunu belirterek, “Mülk sahiplerinin kendi mülklerinin devri sonucunu doğuracak bir yargılamaya ilişkin keşif işlemi konusunda bilgilendirilmemesi açıkça hukuka aykırıdır” sözlerine yer verdi.
“ESRA’NIN SAVUNMASI SÜRECİN DERİNLİĞİNİ GÖSTERDİ”
Duruşmanın en dikkat çekici anlarından birinin Esra Işık’ın savunması olduğunu söyleyen Aksu, savunmanın mülksüzleştirme, hafıza ve yaşam alanı arasındaki bağı açık biçimde ortaya koyduğunu belirtti.
Aksu, “Esra, doğup büyüdüğü, daha küçücükken kendinden büyük tenekelerle taşıyıp ektiği zeytin ağaçlarının sökülmesinin, evinin ve yaşam alanının yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olmasının kendi varoluşuyla ilgisini çok veciz biçimde vurguladı” dedi.
Savunmanın yalnızca ceza yargılamasına ilişkin bir beyan olmadığını belirten Aksu, “Dinlerken sürecin derinliğini ve acele kamulaştırmanın yalnızca bir kamulaştırma olmadığını; insanın zamanla, mekânla ve hafızayla ilişkisini sert biçimde dönüştüren yapısını daha net görüyorsunuz” diye konuştu.
“TUTUKLULUĞUN DEVAMI KARARININ HUKUKEN İZAHI YOK”
Tutukluluğun devamı kararını da değerlendiren Aksu, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 100’üncü maddesinde tutuklama ve devamı için aranan şartların somut olarak ortaya konulması gerektiğini hatırlattı.
Aksu, “Burada aslında tutukluluğun devamı kararından ziyade, tutuklamanın en başından itibaren hukuksuz olması durumu söz konusu. CMK 100 şartlarının hiçbirisi yargılamanın başından itibaren gerçekleşmiş değil” dedi.
İddia makamının dosyada toplanacak delil kalmadığı yönünde mütalaa vermesine rağmen “delillerin tam toplanmamış olması” gerekçesiyle tutukluluğun sürdürülmesini eleştiren Aksu, “Tutukluluğun devamı kararı, peşinen cezalandırma ve diğer yurttaşlar için anayasal hakların kullanılmasında caydırıcı etki yaratmak dışında bir anlam ifade etmiyor” ifadelerini kullandı.
Aksu, Antalya Barosu TODAK ve Çevre ve İmar Kurulu ortak gözlem heyeti olarak hazırlayacakları ayrıntılı raporu ilerleyen günlerde kamuoyuyla paylaşacaklarını da sözlerine ekledi.





