Akdenizli Kadınlar’dan İstanbul Sözleşmesi’nin yürürlükten kalkışının yıl dönümünde tepki

Fotoğraf: Şehlem Kaçar / csgorselarsiv.org

Akdenizli Kadınlar tarafından, Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmesinin yürürlüğe girdiği 1 Temmuz’un (dün) yıl dönümünde açıklama yapıldı. Açıklamada, İstanbul Sözleşmesi’ne karşı çıkanların, kadının yaşam alanını kısıtlayıp eve hapseden bir sistemi savunduğu, nefret suçlarını meşrulaştırmaya çalıştığı, şiddet faillerini koruduğu ve toplumsal cinsiyet eşitliğine karşı olduğu ifade edildi.

İstanbul Sözleşmesi, 11 Mayıs 2011’de İstanbul’da imzaya açıldı ve Türkiye, sözleşmenin hazırlanma sürecinde öncü rol üstlenerek ilk imzacı ülkeler arasında yer aldı. Aynı yıl 24 Kasım’da Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kabul edilen sözleşmeyle Türkiye, sözleşmeyi parlamentodan geçirerek onaylayan ilk ülke oldu.

Sonraki yıllarda sözleşme doğrultusunda kadına yönelik şiddetle mücadeleye ilişkin ulusal eylem planları hazırlandı, 6284 sayılı Kanun ile yükümlülüklerin önemli bir bölümü iç hukuka aktarıldı. Ancak 2017’de yayımlanan GREVIO (Kadınlara Yönelik Şiddet ve Ev İçi Şiddete Karşı Eylem Uzman Grubu) raporu, yasal düzenlemelere rağmen uygulamada cezasızlık, mağdurların korunması ve yargı süreçlerinde önemli eksiklikler bulunduğuna işaret etti. Kadın cinayetleri ve kadına yönelik şiddet vakalarının kamuoyunda geniş yankı uyandırdığı 2018–2020 döneminde ise İstanbul Sözleşmesi, “İstanbul Sözleşmesi yaşatır” sloganıyla yürütülen kampanyaların ve toplumsal tartışmaların odağında yer aldı.

Fotoğraf: Hülya Çetinkaya / csgorselarsiv.org

Türkiye, 20 Mart 2021’de Cumhurbaşkanı kararıyla İstanbul Sözleşmesi’nden çekildiğini açıkladı. Çekilme bildiriminin 22 Mart’ta Avrupa Konseyi’ne iletilmesinin ardından süreç 1 Temmuz 2021’de resmen yürürlüğe girdi ve Türkiye sözleşmeden ayrılan ilk imzacı ülke oldu. Bu nedenle 1 Temmuz, kadın örgütleri açısından sembolik bir tarih olarak anılmaya devam ediyor.

Fotoğraf: Dilara Açıkgöz / csgorselarsiv.org

Bu kapsamda Akdenizli Kadınlar tarafından sosyal medya üzerinden yapılan açıklamada, sözleşmeye karşı olanların “Türk aile yapısı” dedikleri ağızlara meze olan, dayatanların bile vazgeçtiği kadının yaşam alanını kısıtlayan ve onu eve hapseden bir sistemi savunanlar, yaşama karşı nefreti savunan LGBTİ+’ların ekonomik, sosyal ve siyasi her alanda varoluşlarına karşı çıkan ve onlara karşı işlenen nefret suçlarını meşrulaştırmaya çalışan şiddet failleri olduğunu ifade etti.

“KENDİ KOYDUKLARI KURALLARA UYMAYAN HERKESİN YAŞAM HAKKINA MÜDAHALE ETMEK İSTİYORLAR”

Açıklamada, toplumsal cinsiyeti biyolojik cinsiyet kavramından ayrı düşünmek istemeyen toplumu kadın ve erkek, siyah-beyaz, ezen-ezilen olarak ikiye bölmek isteyen toplumsal cinsiyet eşitliğine karşı olanlar, kendi koydukları kurallara uymayan herkesin yaşam hakkına müdahale etmek isteyenler, sözleşmeden çıkıldığından beri her gün Türkiye’de bir kadın öldürülürken sözleşme maddelerinin kadınları korumak için erkekleri ötekileştirdiğini iddia eden ve bundan rahatsız olan potansiyel şiddet failleri ve katiller olduğu belirtildi.