
Antalya Barosu Kadın Hakları ve Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Kurulu (KHTCEK) tarafından bugün (17 Haziran) saat 12.30’da Meltem’de yer alan Barohan’da, Anayasa Mahkemesi’nin oy çokluğuyla süresiz nafaka düzenlemesini iptal etmesine ilişkin basın açıklaması yapıldı. Açıklamada, nafaka hakkının kadınların ekonomik haklarının korunma güvencesi olduğu ve tartışma konusu yapılamayacağı belirtildi.
Anayasa Mahkemesi’nin Türk Medeni Kanunu’nun 175. maddesinde yer alan yoksulluk nafakasına ilişkin “süresiz olarak verilebilir” ibaresini oy çokluğuyla iptal eden kararına ilişkin Antalya Barosu Kadın Hakları ve Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Kurulu (KHTCEK) tarafından bugün (17 Haziran) saat 12.30’da Meltem’deki Barohan’da basın açıklaması yapıldı açıklamayı kurul adına Gamze Eroğlu okudu.
“ENDİŞEYLE TAKİP EDİYORUZ”
Açıklamada, kararın kadınların yoksullaşmaya karşı korunması bakımından ciddi kaygılar yarattığı, kararın ardından nafaka hakkının sınırlandırılmasına yönelik tartışmaların endişeyle takip edildiği belirtildi.

Açıklamada, Türk Medeni Kanunu’nda yoksulluk nafakası için belirli bir süre öngörülmediği, ancak bu durumun nafakanın mutlak biçimde ömür boyu devam ettiği anlamına gelmediği ifade edildi. Mevzuat uyarınca nafaka alacaklısının yeniden evlenmesi, evliymiş gibi fiilen birlikte yaşaması, yoksulluğunun ortadan kalkması veya tarafların mali koşullarının değişmesi gibi durumlarda nafakanın kaldırılması ya da miktarının azaltılmasının mümkün olduğu, bu nedenle kamuoyunda sıklıkla kullanılan “süresiz nafaka” ifadesinin mevcut yasal mekanizmaları ve hukuki durumu yansıtmadığı kaydedildi.
“NAFAKA HAKIKINI HEDEF ALAN DÜZENLEMELER TOPLUMSAL EŞİTSİZLİĞİ DAHA DA DERİNLEŞTİRİR”
Yoksulluk nafakasının bir ayrıcalık değil, boşanma nedeniyle yoksulluğa düşecek eşin korunmasını amaçlayan sosyal hukuk devletinin gereği temel bir hukuki güvence olduğu belirtilen açıklamada, Türkiye’de kadınların evlilik birliği içinde eş baskısı, boşanma aşaması ve sonrasında toplumsal baskı nedeniyle istihdama katılım oranlarının düşük olduğu, cinsiyete dayalı ücret eşitsizliğinin sürdüğü, bakım emeğinin büyük ölçüde kadınların omuzlarına yüklendiği ve boşanma sonrasında kadın yoksulluğunun derinleştiği gerçeği ortadayken nafaka hakkını hedef alan düzenlemelerin toplumsal cinsiyet eşitsizliğini daha da derinleştireceği ifade edildi.
“YOKSULLAŞMA RİSKİ GÖRMEZDEN GELİNİYOR”
Açıklamada, kamuoyunda yıllardır nafaka üzerinden yürütülen tartışmaların kadınların evlilik süresince üstlendiği görünmeyen emeği, ekonomik fedakârlıkları ve boşanma sonrasında karşı karşıya kaldıkları yoksullaşma riskini görmezden geldiği, hükmolunan nafaka miktarlarının nafaka yükümlüsünü yoksullaştıracak, nafaka alacaklısı kadınların da geçimlerini sağlayabilecekleri kadar asgari düzeyde dahi olmadığı belirtildi.
“TELAFİSİ İMKANSIZ HAK KAYIPLARI ORTAYA ÇIKARACAK”
Anayasa Mahkemesi’nin kararı sonrasında yasama organının yeni bir düzenleme yapması halinde düzenlemenin içeriğinin belirleyici olacağı belirtilen açıklamada eğer yoksulluk nafakasına katı süre sınırları getirilirse özellikle uzun yıllar evlilik içinde ücretsiz bakım emeği vermiş, çalışma hayatından uzak kalmış veya gelir elde etme imkânı sınırlı kadınlar açısından telafisi imkânsız hak kayıpları ortaya çıkacağı ifade edildi.
Anayasa Mahkemesi’nin yaklaşık 10 yıl önce verdiği başka bir kararda yoksulluk nafakasının süresiz olarak düzenlenmiş olmasının Anayasa’ya uygun olduğu sonucuna vardığı, bugün hangi hukuki ve toplumsal gerekçelerle içtihat değişikliğine gittiği ve farklı bir değerlendirmeye ulaştığının açıklığa kavuşturulması gerektiği belirtildi.
Açıklamada şu soruların sorulması gerektiği ifade edildi:
“Türkiye’de kadınlarla erkekler arasında ekonomik ve sosyal eşitliğin sağlandığını ortaya koyan yeni bir veri ya da toplumsal dönüşüm mü gerçekleşmiştir?
Kadınların iş gücüne katılım oranları, ücret eşitsizliği, bakım emeğinin paylaşımı ve boşanma sonrası yoksullaşma riskleri bakımından hangi koşullar değişmiştir?”
Açıklamada kadınların hala ekonomik açıdan dezavantajlı konumda bulunduğu, toplumsal cinsiyet eşitsizliği nedeniyle çalışma haklarının ellerinden alındığı, ücretsiz bakım emeğinin büyük ölçüde kadınların omuzlarında olduğu ve boşanma sonrasında yoksullaşma riskinin ağırlıklı olarak kadınları etkilediği bir gerçeklik karşısında nafaka hakkının sınırlandırılmasına zemin hazırlayabilecek bu kararın kaygı verici olduğu vurgulandı.
“ÖRNEK ALINMASI GEREKİLEN İSTİSNALAR DEĞİL, KADINLARIN YAŞADIĞI YAPISAL EŞİTSİZLİKLERDİR”
Nafaka tartışmalarında esas alınması gerekenin istisnai örnekler değil, kadınların yaşadığı yapısal eşitsizlikler ve boşanma sonrası karşı karşıya kaldıkları sosyo-ekonomik riskler olduğu belirtilen açıklamada, yetkililerin kadınların kazanılmış haklarından geriye götürecek adımlardan kaçınmaya ve bu yanlış yaklaşımdan dönmeye davet edildiği, kadınların hukuki korunma mekanizmalarını zayıflatan değil, toplumsal cinsiyet eşitliğini güçlendiren politikalar üretilmesi gerektiği ifade edildi.
“DEVLETİN GÖREVİ KADIN YOKSULLUĞUNU ORTADAN KALDIRMAK”
Kadın-erkek eşitliğinin fiilen sağlanmadığı, kadınların şiddet ve ekonomik bağımlılık nedeniyle yaşamlarını özgürce kurmakta zorlandığı koşullarda nafaka hakkının süreyle sınırlandırılması ya da fiilen ortadan kaldırılmasının kadınları daha büyük bir güvencesizliğe sürükleyeceği ifade edilen açıklamada, devletin görevinin kadınların kazanılmış haklarını zayıflatmak değil, kadın yoksulluğunu ortadan kaldıracak sosyal ve ekonomik politikaları hayata geçirmek, eşit ve güvenli çalışma koşullarını sağlamak ve toplumsal cinsiyet eşitliğini güçlendirmek olduğu belirtildi.
“HAKLAR TARTIŞMAYA AÇILANMAZ”
Açıklamanın sonunda, kadınların yıllar süren mücadeleleri sonucunda kazanılmış haklarının tartışmaya açılmasının kabul edilmediği, nafaka hakkına yönelik her türlü geriletici girişimin karşısında olmaya devam edileceği ve kadınların boşanma sonrası yoksulluğa karşı korunmasını sağlayan hukuki mekanizmaların zayıflatılmasına karşı mücadelenin sürdürüleceği duyuruldu.





