Antalya’da LGBTİ+ olmak | “Bence çoğumuz toplum baskısını, okulun ve ailenin otosansürünü içselleştirerek büyüyoruz”

Fotoğraf: Dilara Açıkgöz / csgorselarsiv.org

Onur Ayı, her yıl haziran ayında LGBTİ+’ların hak mücadelesini, görünürlüğünü ve dayanışmasını hatırlatmak amacıyla dünyanın birçok ülkesinde çeşitli etkinliklerle anılıyor. Onur Ayı kapsamında LGBTİ+’ların deneyimleri görünür olurken, Antalya’da yaşayan trans erkek Baran, kentte LGBTİ+ olarak yaşama deneyimini Antalya Kent Haber editörü Nazlı Özbiçen’e anlattı.

Nazlı Özbiçen

Onur Ayı’nın temeli, 28 Haziran 1969’da Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) New York kentindeki Stonewall Inn barına yapılan polis baskınına karşı ilk kez direniş gösterildiği Stonewall Ayaklanmaları’na dayanıyor. Büyük ölçüde trans kadınlar, drag queenler ve diğer LGBTİ+’ların öncülük ettiği direniş, modern LGBTİ+ hak hareketinin başlangıcı olarak kabul ediliyor.

Serbest fotoğrafçı Joseph Ambrosini tarafından çekildiği bilinen tek fotoğraf, polisle boğuşan LGBTİ+

Aradan uzun yıllar geçmesine rağmen birçok LGBTİ+’lar için görünürlük ve güvenli alanlara erişim hala önemli bir mücadele alanı olmaya devam ediyor. Antalya’da yaklaşık dört yıl yaşayan ve kısa bir süre önce kentten ayrılan trans erkek Baran ise kendi sürecini, kentteki dayanışma ağlarını, cinsiyet uyum süreçlerinde karşılaşılan bürokratik engelleri ve kentteki Onur Ayı etkinliklerine ilişkin düşüncelerini bizlerle paylaştı.

Baran, hikayesine kendisini tanımlayarak başlıyor, üniversiteden yeni mezun olduğunu belirten Baran, içinde bulunduğu dönemi şöyle anlatıyor:

“İşsizler kervanında yeniyim. Bir yerde çalışırsam çalışkan bir çocuk da olurum.”

“TANRININ ÜVEY ÇOCUKLARIYIZ”

Baran kimliğini anlatırken kendini şöyle tanımlıyor:

“Sevmeyi, sevilmeyi severim bir trans olarak. Malum Tanrının üvey evlatlarıyız. Çok çok sevilsek de bazen ‘acaba?’ deyiveriyoruz çoğumuz. Kendisinin bile kendisini kabul etme süreci olan insanlarız sonuçta

“OTOSANSÜRÜ İÇSELLEŞTİREREK BÜYÜYORUZ”

Kendisini üniversite yıllarında kabul ettiğini söyleyen Baran, “Bence çoğumuz toplum baskısını, okulun ve ailenin otosansürünü içselleştirerek büyüyoruz” dedi. Baran, bu durumun gündelik hayata da yansıdığını düşünüyor. “Birçok kişi ‘hayır’ diyememekten şikayetçi. Biz bazen öyle bir hal alıyoruz ki ‘hayır’ demek istediğimiz yerde en radikal ‘evet’i bastırabiliyoruz.” sözleriyle, bastırılmışlığın günlük yaşamdaki karşılığını anlatıyor.

Bastırılmışlık nedeniyle benzer deneyimlerden geçen insanların birbirine tutunmasının önemli olduğunu vurgulayan Baran, Antalya’da bunu her zaman bulamadığını söylüyor:

Fotoğraf: Fulya Oral / csgorselarsiv.org

“SÜRDÜRÜLEBİLİR DAYANIŞMA AĞLARI SINIRLI”

Baran’a göre kentte dayanışacak birilerini bulamamasının en önemli nedenlerinden biri kentte güçlü ve sürdürülebilir dayanışma ağlarının sınırlı olması. İstanbul ve Ankara gibi görece daha büyük şehirlerde daha görünür kuir toplulukların ve örgütlü yapıların bulunduğunu, Antalya’da ise bu yapının çok daha sınırlı kaldığını ifade ediyor.

Baran’a göre bu nedenle birçok LGBTİ+ sosyal ilişkilerini daha çok kişisel çevreler üzerinden kurmak zorunda kalıyor.

  Fotoğraf: Nursen Bilgin Kadayıfçıoğlu / csgorselarsiv.org 

“GÜVENLİ SOSYAL ALANLARA ERİŞİM OLDUKÇA SINIRLI”

Antalya’da dört yıl yaşadığını söyleyen Baran, bu süre boyunca açık biçimde kendisini kuir dostu olarak tanımlayan ya da LGBTİ+’lar bir araya gelebildiği görünür bir mekanla karşılaşmadığını belirtiyor. Antalya’nın dışarıdan turistik ve görece özgür bir şehir gibi görünmesine rağmen LGBTİ+’lar açısından güvenli sosyal alanların oldukça sınırlı olduğunu ifade ediyor.

“RESMİ BİR PROSEDÜRLER ZİNCİRİ”

Cinsiyet uyum sürecine ilişkin konuşurken Baran, sürecin Antalya’da oldukça bürokratik ve çok aşamalı ilerlediğini, daha en baştan hukuki ve idari bir çerçeveye bağlı olduğunu anlatıyor. Ona göre bu süreç yalnızca tıbbi bir değerlendirme değil, aynı zamanda kişinin yaşamını doğrudan etkileyen resmi bir prosedürler zinciri.

Baran, sürecin başlangıcını şöyle özetliyor:

Antalya’da cinsiyet uyum sürecine erişim biraz karmaşık başlıyor. Süreci başlatabilmek için önce mahkemeye dilekçe vermek gerekiyor ve bunun için de Antalya’da ikamet ediyor olmak şart. Bu, şehir dışında yaşayan kişiler için daha en baştan ciddi bir bürokratik yük anlamına geliyor.”

Baran, bu aşamayı anlatırken sürecin en zor kısmının belirsizlik olduğunu vurguluyor ve “Verdiğiniz dilekçe sonucunda eve tebligat geldikten sonra sevk edilen hastaneye bir hafta içinde başvurmak gerekiyor. Ama en başta hangi hastaneye yönlendirildiğiniz çok önemli. Çünkü bazı yerlerde süreç daha farklı ilerleyebiliyor ve bu da kişiden kişiye değişen bir deneyim yaratıyor” diyor.

“BELİRSİZLİK İNSANI YORUYOR”

Baran Antalya’da izlenen cinsiyet uyum sürecini değerlendirirken yaşanan durumun yalnızca teknik bir prosedür değil, sürekli bir belirsizlik hali olduğunu şu sözlerle ifade ediyor:

“İlk aşamada bazı gereksiz, hatta zaman zaman rahatsız edici sorularla karşılaşabiliyorsunuz. Ama bu kısmı geçtikten sonra süreç daha standart bir şekilde ilerliyor gibi görünüyor. Yine de başlangıçtaki o belirsizlik insanı yoruyor.”

Fotoğraf: İzel Sezer / csgorselarsiv.org

“KAMUSAL ALANDA ONUR AYI’NIN GÖRÜNÜRLÜĞÜ SINIRLI”

Antalya’da Onur Ayı’nın son yıllarda giderek daha fazla kısıtlama altında geçtiğini söyleyen Baran, Valiliğin aldığı yasak kararları ve polis müdahaleleri nedeniyle kamusal alandaki görünürlüğün sınırlandığını ifade ediyor. “Bu yüzden yürüyüş, basın açıklaması ve benzeri etkinlikler çoğu zaman engelleniyor, planlanan faaliyetlerin önemli bir kısmı dijital alanlara ya da kapalı mekanlara taşınmak zorunda kalıyor” diyen Baran, buna rağmen kentteki LGBTİ+ topluluğunun görünür olmaya ve dayanışma ağlarını sürdürmeye çalıştığını belirtti.

“ANTALYA’DAKİ ONUR AYI POTANSİYELİNİN OLDUKÇA ALTINDA KALIYOR”

Baran’a göre Antalya’daki LGBTİ+ hareketi küçük ve gönüllü inisiyatiflerin çabasıyla ayakta kalıyor. Baran, güçlü ve kurumsal bir örgütlenmenin eksikliğinin hem görünürlüğün artmasını hem de hak mücadelesinin daha geniş kesimlere ulaşmasını zorlaştırdığını dile getirerek, “Antalya’da Onur Ayı’nın etkisi tamamen ortadan kalkmış değil ama resmi engeller ve örgütsel sınırlılıklar nedeniyle potansiyelinin oldukça altında kaldığını söyleyebilirim” ifadelerini kullanarak sözlerini noktaladı.