Antalya Barosu KHTCEK’ten 8 Mart için Antalya Adliyesi bahçesinde basın açıklaması

Antalya Adliyesi'nde basın açıklaması Antalya Adliyesi'nde basın açıklaması

 Antalya Barosu Kadın Hakları ve Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Kurulu (KHTCEK) 8 Mart Dünya Kadınlar Günü için Antalya Adliyesi bahçesinde basın açıklaması gerçekleştirdi. Açıklamada, 1 Ocak ile 31 Aralık 2025 tarihleri arasında en az 391 kadının erkekler tarafından katledildiğine vurgu yapıldı.

Antalya Barosu Kadın Hakları ve Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Kurulu (KHTCEK)  8 Mart Dünya Kadınlar Günü için basın açıklaması gerçekleştirdi. Basın açıklaması Antalya Adliyesi bahçesinde saat 12.15’te gerçekleşti.

8 Mart’ın kadınların maruz bırakıldığı ayrımcılığa karşı direnişin simgesi olduğu belirtilen açıklamada, “Bugün burada yalnızca sayıları değil; bu sayıların arkasındaki sistematik hak ihlallerini konuşmak için toplandık. Geride bıraktığımız 2025 yılı, kadın cinayetleri açısından son derece ağır bir tabloyu ortaya koymuştur” denildi. 

Açıklamada, Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu’nun yayımladığı raporda 1 Ocak – 31 Aralık 2025 tarihleri arasında en az 391 kadın erkekler tarafından katledildiği belirtilerek, “Bu vakaların 297’si kadın cinayeti, 94’ü ise şüpheli ölüm olarak kaydedilmiştir. Cinayetlerin faillerine bakıldığında; 137 kadının aile içindeki erkekler tarafından öldürüldüğü görülmektedir” ifadelerine yer verildi.

Bu dönemde 59 kadın boşandığı ya da boşanma aşamasında olduğu erkek tarafından katledildiği açıklanan konuşmada, şu sözlere yer verildi:

“30 kadın ayrılmak istediği ya da reddettiği erkek, 34 kadın birlikte olduğu veya yaşadığı erkek, 21 kadın tanıdığı bir erkek, sekiz kadın ailesindeki kadınların bağlantılı olduğu erkek, bir kadın tanımadığı bir erkek tarafından katledilmiştir. Yedi vakada ise fail bilgisi dahi bilinmemektedir. Bu rakamlar, veri tutulmaya başlandığı 2010 yılından bu yana kaydedilen en yüksek sayılardır.” 

Açıklamada cinayetlerin gerçekleştiği yerlere bakıldığında, kadınların büyük çoğunluğunun kendi evlerinde öldürüldüğü belirtilerek, “253 kadın kendi evi veya yaşadığı alanda, 69 kadın kamusal alanlarda, 25 kadın ormanlık alanlarda, 10 kadın deniz veya göl kenarında, 14 kadın işyerinde öldürülmüş; 20 vakanın öldürülme yeri ise bilinmemektedir. Kadınlar yüzde 64,7’si evlerinde katledilmiştir” denildi. 

Açıklamada, kadınların güvende olmaları gereken evlerinde en yakınlarındaki erkekler tarafından yaşamdan koparıldığı belirtildi.

Açıklamada sorunun münferit değil, yapısal olduğu ifade edilerek, “Şiddet, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin, cezasızlık politikalarının ve kamusal tercihlerle güçlenen adaletsizlik rejiminin sonucudur. Kadınlar çoğu zaman yalnızca ayrılmak istedikleri, kendi hayatlarına dair karar almak istedikleri ya da ‘hayır’ dedikleri için öldürülmektedir” sözlerine yer verildi.

Açıklamada İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararı, 6284 sayılı Kanun’un etkin biçimde uygulanmamasının yaşam hakkının korunmasını zayıflattığı belirtilerek, “Aileyi kutsallaştıran ancak kadınları korumayan anlayış, şiddeti görünmez kılmakta; şüpheli kadın ölümleri etkin ve bağımsız soruşturmalar yürütülmediği için adalet duygusu ciddi biçimde zedelenmektedir” ifadelerine yer verildi. 

“TOPLUMUN TÜM KESİMLERİNİN ÖZGÜRLÜK ALANINI DARALTMAKTADIR”

Kadınların doğurganlıkları, kıyafetleri, kamusal görünürlükleri ve yaşam tercihlerinin denetim altına alınmak istendiği ifade edilerek açıklamada, “Kadınların gece sokakta olması, saç örgüsüyle, kıyafetiyle, bedeniyle kendini ifade etmesi dahi hedef haline getirilebilmektedir. Bu denetimci yaklaşım yalnızca kadınların değil, toplumun tüm kesimlerinin özgürlük alanını daraltmaktadır” denildi.  

Giderek artan sınıfsal uçurum ise kadın yoksulluğunu derinleştirdiği belirtilerek, açıklamada şu ifadelere yer verildi: 

“Ekonomik bağımsızlığa erişimi zorlaştırarak şiddet döngüsünden çıkışı daha da güçleştirmektedir. Aynı şekilde Türkiye’de LGBTI+’lar sistematik biçimde hedef gösterilmekte, kriminalize edilmekte ve kamusal söylem aracılığıyla ötekileştirilmektedir.” 

Nefret söyleminin ve nefret suçlarının cezasız kalmasının tüm toplumu güvencesiz hale getirdiği belirtilerek, “Hukukun görevi herhangi bir kimliği hedef göstermek değil; herkesin eşit yurttaşlık hakkını güvence altına almaktır” sözlerine yer verdi. 

“CEZASIZLIK ALGISINI BESLEYEN UYGULAMALARA SON VERİLMESİNİ TALEP EDİYORUZ”

Kadına yönelik şiddetle mücadele ile ilgili yapılan açıklamada şu talepler sıralandı:  

  • Kadına yönelik şiddetle mücadelede etkin, bütüncül ve kararlı politikaların hayata geçirilmesini 
  • Koruyucu ve önleyici tedbirlerin tavizsiz uygulanmasını 
  • Cezasızlık algısını besleyen uygulamalara son verilmesini 
  • Kadınların istihdama eşit ve güvenceli biçimde katılımını sağlayacak sosyal politikaların geliştirilmesini 
  • Ev içi görünmez emeğin sosyal ve ekonomik karşılığının tanınmasını 
  • Eğitimden yargıya kadar her alanda toplumsal cinsiyet eşitliği perspektifinin kurumsallaştırılması 

“EŞİT VE ÖZGÜR YAŞAYABİLDİĞİ BİR TOPLUM MÜMKÜNDÜR”

Açıklamada yaşam hakkı pazarlık konusu olmadığı ve kadın cinayetlerinin politik olduğuna vurgu yapılarak şu sözlere yer verildi:

“Etkin soruşturma, caydırıcı ceza ve koruyucu-önleyici mekanizmaların eksiksiz uygulanması devletin yükümlülüğüdür. Bizler hukukun üstünlüğünü, toplumsal cinsiyet eşitliğini ve şiddetsiz bir yaşamı savunmaya devam edeceğiz. Kadınların, LGBTI+’ların ve tüm dezavantajlı grupların güvenle, eşit ve özgür yaşayabildiği bir toplum mümkündür. Bunun için susmayacak, sürecin takipçisi olacak ve dayanışmayı büyüteceğiz.”