
Antalya Barosu Kadın Hakları ve Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Kurulu (KHTCEK), Sağlık Bakanlığı’nın vajinal doğumu teşvik etme politikalarının hekimler üzerinde idari baskı oluşturduğuna ilişkin basın açıklaması yaptı. Açıklamada, sezaryen kararının tıbbi gerekliliklere göre verilmesi gerektiği vurgulandı.
Antalya Barosu Kadın Hakları ve Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Kurulu (KHTCEK), Sağlık Bakanlığı tarafından vajinal doğumu teşvik etmek amacıyla yürütülen politikaların sahada kadın doğum uzmanı hekimler üzerinde idari baskıya dönüştüğünü belirterek basın açıklaması yaptı.
Yapılan açıklamada, son dönemde kamuoyuna yansıyan haberler, kadın hastalıkları ve doğum uzmanlarından gelen geri bildirimler ve anne adaylarının kurullara iletilen endişelerinin, doğum yöntemlerine yönelik idari tasarrufların hukuki ve hayati bir kriz boyutuna ulaştığını gösterdiği belirtildi.
“HEKİM ÜZERİNDE İDARİ BASKI”
Açıklamada, Sağlık Bakanlığı tarafından vajinal doğumu teşvik etmek amacıyla yürütülen politikaların, sahada kadın doğum uzmanı hekimler üzerinde tıbbi etiği ve hukuku zorlayan bir idari baskı aracına dönüştüğü ifade edildi. Vajinal doğum yerine sezaryen yöntemini tercih eden hekimlerin görevden uzaklaştırma dahil çeşitli idari ve cezai yaptırımlarla karşı karşıya kaldığı yönündeki duyumların kaygı verici olduğu belirtildi.
Açıklamada, “Tıbbi bir müdahalenin yöntemine, idari talimatlarla değil, yalnızca bilimin ışığında ve hastanın somut durumunu değerlendiren hekimin mesleki bağımsızlığı ile karar verilebilir. Türk Tabipleri Birliğince de belirtildiği üzere, sezaryen kararının hekim ile gebenin birlikte yapacağı değerlendirme sonucunda, gebeliğin klinik özellikleri ve tıbbi gereklilikler doğrultusunda verilmesi gerekmektedir” denildi.
İdari uygulamaların yalnızca hekimlerin mesleki karar alma süreçlerini olumsuz etkilemekle kalmayacağı, tıbben gerekli sezaryenlerin geciktirilmesi veya yapılmaması riskini doğurarak anne ve bebek sağlığı açısından istenmeyen sonuçlara yol açabileceği vurgulanan açıklamada hekimlerin idari cezalandırma korkusuyla hareket etmeye zorlanmasının, Anayasa ve uluslararası sözleşmelerle güvence altına alınan en temel hakların ihlali niteliğinde olduğu belirtildi.
“ANNE VE BEBEK SAĞLIĞI RİSK ALTINDA”
Açıklamada doğum şekline ilişkin kararın yalnızca tıbbi gereklilikler çerçevesinde değil; annenin ve bebeğin mevcut sağlık durumu, gebeliğin seyri, olası riskler, annenin fiziksel ve ruhsal iyilik hali ile doğum sürecini güven içinde deneyimleyebilmesine yönelik ihtiyaçları birlikte değerlendirilerek verilmesi gerektiği ifade edildi.
Kadının bilgilendirilmiş onamı doğrultusunda, bilimsel sınırlar içinde kalan seçenekler arasından kendi bedeni ve doğum süreci hakkında karar verebilmesinin, hasta özerkliğinin ve insan onurunun ayrılmaz bir parçası olduğu vurgulandı. Hekimin bilimsel değerlendirmesi ile annenin bilgilendirilmiş iradesini karşı karşıya getiren değil, birbirini tamamlayan bir yaklaşım esas alınması gerektiği belirtildi.
“TELEFİSİ İMKANSIZ SORUNLARA ZEMİN HAZIRLIYOR”
Açıklamada, Anayasa’nın 17. maddesi uyarınca herkesin yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip olduğu hatırlatıldı. Tıbbi Deontoloji Nizamnamesi ve Hasta Hakları Yönetmeliği uyarınca uygulanacak tedavi yöntemini seçme yetkisi ve sorumluluğunun hekime ait olduğu belirtildi. Tıbbi gereklilik arz ettiği halde idari korkularla sezaryen kararı alınmaması neticesinde doğacak zararların, ağır cezai ve hukuki tazminat sorumluluklarını doğuracağı ifade edildi.
Kurul, Sağlık Bakanlığı’nı hekimler üzerindeki idari baskılara son vermeye ve tıp etiğine uygun sağlık politikası benimsemeye davet etti. Sürecin hukuki takipçisi olunacağı duyuruldu.





