
Antalya Barosu Kadın Hakları ve Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Kurulu, 25 Kasım’da yaptığı açıklamada kadın cinayetlerindeki artışa, cezasızlık politikalarına ve Medeni Kanun’a yönelik saldırılara dikkat çekildi.
Antalya Barosu Kadın Hakları ve Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Kurulu Kolaylaştırıcısı Av. Gamze Eroğlu, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele ve Dayanışma Günü kapsamında Antalya Adliyesi önünde bir açıklama yaptı. 25 Kasım’ın, Dominik Cumhuriyeti’nde diktatör Rafael Trujillo’ya karşı direndikleri için katledilen Mirabel Kardeşler’in anısına ilan edildiği hatırlatıldı.

“KADINA YÖNELİK ŞİDDET AĞIR BİR İNSAN HAKKI İHLALİDİR”
Kadına yönelik şiddetin, Birleşmiş Milletler tarafından kadınların fiziksel, ruhsal, sosyal, cinsel ve ekonomik bütünlüğünü hedef alan ağır bir hak ihlali olarak tanımlandığı ifade edildi. Türkiye’de önleyici tedbirlerin alınmaması nedeniyle şiddetin münferit olay olmaktan çıktığı, eşitsizlik ve cezasızlıkla birlikte derinleştiği belirtildi.
Devletin yaşam hakkını güvence altına almakla yükümlü olduğu vurgulandı.
“Kadına yönelik şiddet özel alan değil, kamusal bir konudur. 6284 sayılı Kanun’un etkin uygulanması zorunludur” denildi.
İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararının koruma mekanizmalarında ciddi boşluklar yarattığı ifade edildi.
Kadın cinayetleri verileri hatırlatıldı
- 2008–2019 arasında 3 bin 185 kadının öldürüldüğü belirtildi.
- İstanbul Sözleşmesi’nden ayrılmanın ardından kadın cinayetlerinin 2021’de 280’e, 2022’de 334’e çıktığı söylendi.
- 2025’in ilk 10 ayında 317 kadının, yalnızca Ekim ayında 27 kadının öldürüldüğü aktarıldı.
- 2025’in ilk 10 ayında 114 kadın işçinin güvencesiz koşullarda çalıştırılırken hayatını kaybettiği kaydedildi.
Dilovası’nda 6 kadın işçinin ölümüyle sonuçlanan patlamanın “göre göre gelen önlenebilir bir facia” olduğu ifade edildi.
“KADINLARIN YAŞAM TARZI VE HAKLARI HEDEF ALINIYOR”
Kadınların giyimi, yaşam tarzı ve sanatını ifade etme biçimlerinin dahi saldırı konusu haline geldiği belirtildi. İran’da Mahsa Amini’nin ölümü sonrası yükselen kadın mücadelesine değinilerek, Türkiye’de sahne kıyafetleri nedeniyle gözaltına alınan sanatçıların sürecinin benzer baskıların göstergesi olduğu ifade edildi.
2025’in, kadın haklarına yönelik saldırıların yoğunlaştığı bir yıl olduğu vurgulandı.
“MEDENİ KANUN VE NAFAKA HAKKI HEDEFTE”
Yargı paketleri ve Diyanet İşleri Başkanlığı’nın söylemleriyle nafaka, soyadı, miras ve boşanma süreçlerindeki yasal güvencelerin hedef alındığı belirtildi. Gündemdeki 12. Yargı Paketi’nin nafaka hakkını sınırlamayı amaçladığı, aile arabuluculuğu düzenlemesinin şiddet gören kadınları faillerle masaya oturtma riski taşıdığı söylendi.
Bu girişimlerin laiklik ve eşit yurttaşlığın temel direklerinden olan Medeni Kanun’u ortadan kaldırma tehlikesi içerdiği vurgulandı.
Şiddetle mücadelenin yalnızca yasal düzenlemelerle değil, zihniyet dönüşümüyle ve devletin kapsayıcı politikalar üretmesiyle mümkün olduğu belirtildi. Engelli kadınlar ve kız çocukları dahil tüm kadınların adalete ve koruma mekanizmalarına erişiminin güvence altına alınmasının zorunlu olduğu ifade edildi.
“KADINLARIN YAŞAM HAKKINA YÖNELİK HİÇBİR SALDIRIYI KABUL ETMİYORUZ”
Antalya Barosu’nun, kadınların yaşam hakkı, bedeni ve kimliği üzerindeki hiçbir saldırıyı kabul etmediği vurgulandı. Baroların ve kadın örgütlerinin karar alma süreçlerinde etkin rol alması gerektiği belirtildi. Adliyelerde ve karakollarda zamanında alınan bir tedbirin bir kadının hayatını kurtarabileceği ifade edildi. Tüm kamu kurumlarının sorumluluklarını eksiksiz yerine getirmesi gerektiği söylendi.
Açıklama, dayanışma ve mücadele çağrısıyla sona erdi.





