
Antalya Emek ve Demokrasi Güçleri, Migros depo işçilerinin sürdürdüğü direnişe destek vermek amacıyla Konyaaltı’ndaki 5M Migros önünde basın açıklaması yaptı. Açıklamada, işçilerin yüzde 28’lik ücret artışı dayatmasına karşı başlattığı mücadelenin, yalnızca bir zam talebi değil, güvencesiz ve düşük ücretli çalışma koşullarına karşı bir itiraz olduğu vurgulandı.
Anadolu Grubu’na ait Migros’un farklı illerdeki depolarında çalışan işçilerin, ücret artışına ilişkin talepleri doğrultusunda başlattığı iş bırakma eylemi 14’ünci gününe girdi. İşçiler, işveren tarafından önerilen yüzde 28’lik zam oranını kabul etmeyerek yüzde 50 zam talep ediyor.
Yüzde 28’lik zam oranını yetersiz bulan yaklaşık 5 bin Migros depo işçisinin başlattığı eylemler sürerken Antalya Emek ve Demokrasi Güçleri, dün (5 Şubat) saat 18.00’de Konyaaltı’ndaki 5M Migros önünde basın açıklaması gerçekleştirdi.
Basın açıklamasını Antalya Emek ve Demokrasi Güçleri, adına Büro Emekçileri Sendikası (BES) Antalya Şube Başkanı Devrim Mol, okudu.

“Migros depo işçilerinin onurlu direnişi kazanacak sefalet düzenine karşı birleşik mücadele şarttır” başlıklı açıklamada, “10 farklı ilde, Migros’un 12 deposunda çalışan yaklaşık 5 bin işçi; kendilerine dayatılan yüzde 28’lik sefalet zammına karşı DGD-Sen öncülüğünde Türkiye işçi sınıfı tarihine geçecek bir direniş başlatmıştır” denildi.
Migros’un taşeron sistemiyle işçileri güvencesizliğe mahkum ettiği vurgulanan açıklamada, “Alın terini düşük ücretler, banka promosyonları ve ağır vergi kesintileriyle gasp eden sömürü düzenine karşı Esenyurt deposunda başlayan bu direniş, kısa sürede ülkenin dört bir yanına yayılmıştır. Bu direniş, yalnızca bir ücret artışı talebinin değil; işçilerin açlık sınırına itilmesine, güvencesiz çalışmaya, sendikasızlaştırmaya, baskıya ve aşağılanmaya karşı biriken öfkesinin dışavurumudur” sözleri kullanıldı.
Migros depo işçilerinin “sefalet” koşullarına karşı direnişe geçtiği vurgulanan açıklamada, “Türkiye’de emekçiler uzun süredir sistematik bir saldırı altındadır. AKP iktidarı döneminde uygulanan emek düşmanı politikalarla güvenceli çalışma tasfiye edilmiş, taşeronluk ve esnek çalışma kalıcı hale getirilmiş, sendikal haklar fiilen ortadan kaldırılmıştır” ifadelerine yer verildi.
“TÜM KURUMSAL İMKÂNLARINI DİRENİŞİ KIRMAK VE KAMUOYUNU YANILTMAK İÇİN SEFERBER ETMİŞTİR”
Grevler ‘milli güvenlik’ söylemi ile iktidar tarafından yasaklandığı vurgulanan açıklamada, “Bahanesiyle yasaklanmış, sendikal örgütlenme baskı, işten atma ve kara listelerle engellenmiş, patronlar açıkça korunurken işçiler yoksulluğa mahkûm edilmiştir. Bugün Türkiye, ucuz işgücü cenneti haline getirilmiş; emekçiler açlık sınırının altında ücretlere, ağır vergi yüküne ve güvencesizliğe razı olmaya zorlanmıştır” ifade edildi.
Migros yönetimi de bu politik iklimden güç alarak işçilerin taleplerini bastırmaya çalıştığı vurgulanan açıklamada, şu sözleri kullanıldı:
“Yıllardır sistematik baskı, aşağılama ve yok sayma politikalarıyla yönetilen depolarda; işçiler yalnızca düşük ücretlerle değil, aynı zamanda insan onuruna aykırı çalışma koşullarıyla karşı karşıya bırakılmıştır. Bugün patlak veren grev, bu birikmiş öfkenin ve sabrın tükendiğinin açık göstergesidir. Ancak Migros yönetimi, yaşanan krizi çözmek ve işçilerin taleplerini karşılamak yerine; tüm kurumsal imkânlarını direnişi kırmak ve kamuoyunu yanıltmak için seferber etmiştir.”
Migros işçilerinin sürdürdüğü grevi bastırmaya yönelik olarak şirket yönetiminin klasik insan kaynakları ve kurumsal iletişim pratiklerinin ötesine geçen bir “psikolojik harp” yürüttüğü ifade edildi. Açıklamada, grevin ve işçilere yönelik toplumsal desteğin hedef alındığı, işçilerin itibarsızlaştırılmaya çalışıldığı vurgulandı.
“SORUMLULUKTAN KAÇMAK YERİNE İŞÇİLERİN MEŞRU VE HAKLI TALEPLERİNİ GECİKMEKSİZİN KARŞILAYIN”
Açıklamada, süreç boyunca dezenformasyon yapıldığını, işçilerin hedef gösterildiğini, direnişin karalandığını belirterek; baskı, tehdit ve işten çıkarmalar yoluyla işçiler üzerinde bir korku iklimi yaratılmak istendiğine dikkat çekildi. Bu tutumun açıkça hukuksuz olduğu ifade edilen açıklamada, yaşananların kabul edilemez olduğu vurgulandı.
Açıklamada Migros yönetimine şu çağrı yapıldı:
“Dezenformasyondan, işçileri itibarsızlaştırmaktan ve hukuksuz uygulamalardan derhal vazgeçin. Sorumluluktan kaçmak yerine işçilerin meşru ve haklı taleplerini gecikmeksizin karşılayın.”
Migros depo işçilerinin talepleri şu şekilde sıralandı:
- Net yüzde 50 ücret artışı,
- Kadrolu, güvenceli ve insanca çalışma koşulları,
- Banka promosyonlarının işçilere verilmesi,
- Vergi yükünün patron tarafından karşılanması.
Haksız ve hukuksuz uygulamaların son bulması gerektiği vurgulanan açıklamada, “İşten çıkarmalar derhal durdurulmalı, işçilere yönelik baskılar kaldırılmalı ve sendika temsilcileri tanınarak sendikal örgütlenmenin önündeki tüm engeller kaldırılmalıdır” denildi.
Açıklamada, Migros depo işçilerinin yürüttüğü mücadelenin yalnızca bir işyeriyle sınırlı olmadığı, Türkiye’de emekçilerin, işçilerin ve emeklilerin sefalet koşullarına mahkûm edilmesine karşı verilen ortak bir mücadele olduğu ifade edildi.
Açıklamada, ülkede bir avuç sermaye grubunun ve onların siyasal temsilcilerinin emekçileri güvencesizliğe ve yoksulluğa sürüklediği belirtilerek, bu düzene karşı duracak gücün örgütlü emek olduğu vurgulandı. Antalya Emek ve Demokrasi Güçleri, korkuyu yenmiş, yan yana gelmiş emekçilerin bu sömürü düzenini durduracak tek güç olduğuna dikkat çekti.
“MİGROS DEPO İŞÇİLERİ YALNIZ DEĞİLDİR”
“Migros depo işçileri yalnız değildir” denilen açıklamada, işçilerin hakları güvence altına alınana, sendikal haklar tanınana ve mücadelenin işçiler lehine sonuçlanana kadar Migros depo işçilerinin yanında olunmaya devam edileceği ifade edildi. Yapılan açıklamada, bu mücadelenin yalnızca Migros işçilerinin değil, Türkiye’de insanca yaşamak isteyen tüm emekçilerin mücadelesi olduğu vurgulandı.

Antalya Emek ve Demokrasi Güçleri, açıklamanın devamında Antalya halkına ve tüm kamuoyuna açık bir çağrıda bulundu. Yurttaşlardan, bu onurlu ve haklı mücadeleye destek olmaları istenerek, Migros’tan alışveriş yapılmaması ve telefonlardaki Migros uygulamalarının silinmesi çağrısı yapıldı.
“Sefalet düzenine karşı emeğin yanında saf tutun” ifadeleriyle sona eren açıklamada, boykotun bir dayanışma ve mücadele aracı olduğu vurgulandı.
Basın açıklamasının ardından Depo, Liman, Tersane ve Deniz İşçileri Sendikası (DGD-SEN) Antalya Temsilcisi Sümeyra Göztepe, açıklama yaptı.
DGD-SEN Antalya Temsilcisi Sümeyra Göztepe, direnişi Antalya’dan bir kez daha selamladıklarını ifade etti.
Göztepe, Migros yönetimiyle muhatap olabilmek için daha önce şirketin patronu Tuncay Özilhan’ın villasının önüne gittiklerini belirterek, “Muhatap için bir kez Tuncay Özilhan’ın villasının önüne gittik. Ama gözaltı ve ters müdahaleyle karşılaşıldı. Yine muhatap bulamadık” dedi.
Migros depo işçilerinin sendikasının net olduğunu vurgulayan Göztepe, “Bir kez daha söylüyoruz: Depo işçilerinin sendikası DGD-SEN’dir. Migros yönetimi bir an önce DGD-SEN’i muhatap kabul edip DGD-SEN’le masaya oturmalı ve işçilerin haklarını derhal vermelidir” ifadelerini kullandı.
“YİNE TUNCAY ÖZİLHAN’IN VİLLASININ ÖNÜNDE OLACAĞIZ”
Mücadeleden vazgeçmeyeceklerini belirten Göztepe, kararlılıklarını şu sözlerle dile getirdi:
“Biz asla vazgeçmiyoruz. Bir milim geri adım atmayacağız. Hakkımızı alana kadar her gün gitmeye ve devam etmeye kararlıyız.”
DGD-SEN Genel Başkanı Neslihan Acar’ın çağrısını da paylaşan Göztepe, “Buradan tekrar genel başkanımız Neslihan Acar’ın çağrısını paylaşalım: Yarın yine Tuncay Özilhan’ın villasının önünde olacağız” dedi.
“HER ZAMAN İŞÇİLERİN SAFINDAYIZ”
Açıklamada, direnişin arkasındaki insani nedenlere de dikkat çekildi. Göztepe, “Her zaman işçilerin safındayız. Migros işçisinin tarafındayız. ‘Geçinemiyorum bu ücretle’ diyen Ayşe ablanın tarafındayız. ‘Eve gideceğim, cebimde ekmek param yok’ diyen Ümit abinin tarafındayız” diye konuştu.
Göztepe, gözaltılarla baskı altına alınmak istenen işçilere de dikkat çekerek, “‘Hakkımızı aradık diye suçlu mu olduk? Neden gözaltına alınıyoruz?’ diyen işçi Ali’nin tarafındayız” ifadelerini kullandı.
“Mücadelemiz Migros işçisi kazanana kadar, sonuna kadar devam edecek” diyen Göztepe, açıklamasını “Biz kazandık, yine kazanacağız” sözleriyle tamamladı.
“ŞUNU ÇOK İYİ BİLİYORUZ Kİ SÖMÜRÜ MÜFERİT DEĞİLDİR; SÖMÜRÜ VE TAHAKKÜM DÜZENİ SİSTEMATİKTİR”
Göztepe, sonra bir yurttaşın yaptığı açıklamada, Migros depo işçilerinin direnişine yönelik dayanışma açıklamasında, yaşanan sömürü ve yoksullaştırma politikalarının tekil değil, sistematik bir düzenin parçası olduğu vurgulandı.
Migros depo işçilerinin sürdürdüğü direnişe destek amacıyla yapılan açıklamada, sömürünün münferit olmadığı, aksine emekçiler üzerinde kurulan tahakkümün sistematik bir düzenin sonucu olduğu ifade edildi. Açıklamada, Migros depo işçilerinin yaşadığı sorunların, Türkiye’de işçi sınıfının ve gençliğin karşı karşıya kaldığı yapısal sorunlardan bağımsız olmadığına dikkat çekildi.
Yapılan açıklamada, “Şunu çok iyi biliyoruz ki sömürü müferit değildir; sömürü ve tahakküm düzeni sistematiktir” denilerek, bugün Migros depo işçileri başta olmak üzere tüm işçi ve emekçileri yoksulluğa ve sefalete mahkûm eden düzenle, gençliğin MESEM projesi adı altında sermayeye ucuz iş gücü olarak sunulmasının aynı politik anlayışın ürünü olduğu belirtildi.
Açıklamada ayrıca, Orta Doğu halkları için savaşı bir kader haline getiren düzenle, KYK yurtları ve politikaları aracılığıyla gençlerin güvencesizliğe ve yoksulluğa itildiği düzenin de aynı olduğu vurgulandı. Bu politikaların emekçileri, gençleri ve halkları ortak bir sömürü hattında buluşturduğu ifade edildi.
Dayanışma açıklamasında, bu düzene karşı mücadelenin ancak örgütlü emekle büyütülebileceği belirtilerek, “Bu düzene karşı işçi sınıfı saflarında direnişimizi büyütelim” çağrısı yapıldı.





