
Antalya Kadın Platformu, LGBTİ+’lara yönelik ayrımcı düzenlemeler içeren 11. Yargı Paketi taslağı ile ilgili açıklama yaptı. Açıklamada, “11. Yargı Paketi, yalnızca bir yasal değişiklik değil, aynı zamanda laik ve eşit yurttaşlık ilkesine yöneltilmiş sistematik bir saldırı olarak da değerlendirilmelidir” denildi.
AKP hükümetinin kısa süre içinde Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sunması beklenen 11’inci Yargı Paketi taslağında, Türk Ceza Kanunu’nun 225’inci maddesinde yapılması planlanan değişikliğin, LGBTİ+ bireylere yönelik cezai yaptırımların önünü açılacağı ifade edildi.
Taslakta yer alan düzenlemeye göre, “doğuştan gelen biyolojik cinsiyete ve genel ahlaka aykırı tutum ve davranışta bulunan ya da bulunmayı alenen teşvik eden, öven veya özendiren kişilerin bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılacağı” ifade ediliyor.
Taslağa ilişkin Antalya Kadın Platformu, bugün (27 Ekim) saat 18.30’da Muratpaşa’daki Attolos Heykeli önünde basın açıklaması yaptı. Açıklamada, “Kadına, çocuğa, LGBTİ+lara aslında her bir yurttaşa düşman 11. Yargı Paketini geçirmeyeceğiz. Daha önce basına sızan ve en son da 13 Ekim Pazartesi günü önümüze getirilen 11. Yargı Paketi iktidarın eril zihniyetinin, dayatma ve baskılarının geldiği noktanın utanç verici bir göstergesidir. Taslak ‘genel ahlaka aykırılık’, ‘doğuştan gelen biyolojik cinsiyete uygun davranmama’ gibi ifadelerle zaten ötekileştirilen, sosyal ve ekonomik yaşamın dışına itilen, en temel haklarına erişmekte güçlük yaşayan LGBTİ+’lar; bu tasarının yasalaşması hâlinde kamusal varlıklarını dahi ifade edemez hâle gelecek, görünmez kılınmaya çalışılacaktır” denildi.
Tasarıda, transların cinsiyet değiştirme yaşını 18’den 25’e çıkarılması öngörüldüğü ifade edilen açıklamada, şu ifadeler kullanıldı:
“Anayasa Mahkemesi tarafından daha önce iptal edilen ‘üreme yeteneğinden sürekli olarak yoksun bulunma’ şartı yeniden yasalaştırılmaya çalışılıyor. Buna başvuranların yalnızca tam teşekküllü ve Sağlık Bakanlığı tarafından belirlenen hastanelerde ruhsal ve tıbbi destek alabileceği bir düzenleme değişikliği yer alıyor. Bu tasarı ile Anayasal bir hak olan ‘tıbbi bakım alma’ hakkı (sağlığa erişim hakkı) transların elinden alınıyor. 25 yaşından önce cinsiyet uyum sürecini başlatanlara ceza getirilirken, bu süreçte görev alan sağlık çalış anlarına da üç yıldan yedi yıla kadar hapis cezası isteniyor. “

“TASARIDA KULLANILAN UCU AÇIK VE MUĞLAK İFADELER DE YİNE KAVRAMLARIN, HATTA HUKUKUN İÇİNİ BOŞALTIP KEYFİ UYGULAMALARA ALAN AÇMAKTADIR”
Tasarıda Türk Ceza Kanunu 225. Maddesi’ndeki ‘hayasızca hareketler’ ifadesinin kapsamının genişletildiği belirtilen açıklamada, “Doğuştan gelen biyolojik cinsiyete ve genel ahlaka aykırı tutum ve davranışta bulunan ya da bulunmayı teşvik eden, öven veya özendiren kişiler’ ile ‘aynı cinsiyetteki kişilerin nişan veya evlenme töreni yapması’ ifadeleri ile LGBTİ+’ların kimlikleri, varoluşları, temel hakları, ifade özgürlükleri ve görünürlükleri baskılanırken aile kurmaları da engelleniyor. Taslakta yer alan ifadeler o kadar muğlak ve keyfiyete açık ki ‘genel ahlak’, ‘genel ahlakı övme’, ‘özendirme’ ifadelerine karşı suçlu olmak için çok basit sebep bile yeterli hale gelecektir. Kadınların “Aile 10 Yılı” ile ev içinde nasıl çalışacağını, kaç çocuk yapacağını, nasıl doğuracağını söyleyen iktidar, sokakta kimin ne ne giyeceğini, nereye gideceğini, nasıl davranacağını da bu yargı paketi ile dayatmaya çalışıyor” sözleri kullanıldı.
20 yıldır kadın, çocuk ve LGBTİ+lara yönelik baskılar artarken, cezasızlık eşitlik ve adalet duygusunu zayıflatıldığı belirtilen açıklamada, “Tasarıda kullanılan ucu açık ve muğlak ifadeler de yine kavramların, hatta hukukun içini boşaltıp keyfi uygulamalara alan açmaktadır. Kadın mücadelesi en güçlü mücadele hatlarından biridir. Bu mücadelenin bugün en büyük müttefiki LGBTİ+lar, en güçlü bileşeni LGBTİ+ kadınlardır. Bir gecede çıkılan İstanbul Sözleşmesi’nden bugüne kadın cinayetleri, çocuk taciz ve tecavüzleri artırmış, LGBTİ+’lara yönelik şiddet ve cinayetler faillerin cezalandırılması bir yana, soruşturmaya bile gerek görülmemiştir. Halbuki iktidar 11. Yargı Paketini ‘aile yılı’ ve ‘çocukları koruma’ vurgusuyla gündeme getiriyor” sözleri kullanıldı.
Açıklamada, iktidarın, ‘aile’ kavramını kullanarak kadınların, çocukların ve LGBTİ+’ların haklarını geriye götüren politikalar uyguladığı ifade edildi. 11. Yargı Paketi, iktidarın muhafazakâr toplumsal dönüşüm politikaları kapsamında laikliği zayıflatan düzenlemeler içerdiği belirtildi.
“HUKUK, DİNİ DEĞERLERİN GÖLGESİNE İTİLMEK İSTENİYOR”
Bu düzenlemelerin, din temelli hukuk anlayışını güçlendirerek kadınların, çocukların ve LGBTİ+’ların yaşamlarına müdahaleyi meşrulaştırdığı ifade edilen açıklamada, “Laikliğin yalnızca devletin değil, adalet sisteminin de temel güvencesi olduğu unutularak hukuk, dini değerlerin gölgesine itilmek isteniyor. Bu durum, özellikle kadınların kazanılmış haklarının hedef alınmasına ve yargının siyasal-ideolojik bir araç haline getirilmesine yol açıyor. Dolayısıyla 11. Yargı Paketi, yalnızca bir yasal değişiklik değil, aynı zamanda laik ve eşit yurttaşlık ilkesine yöneltilmiş sistematik bir saldırı olarak da değerlendirilmelidir” denildi.
Açıklamada, ayrıca şu ifadeler kullanıldı:
“11. Yargı Paketi çocuklar için de karanlık bir taslak: Kasten öldürme suçunun 15–18 yaş arasındaki çocuklara ceza indirimi uygulanması ifadesinin ‘uygulanabilir’ olarak değiştirilmesi ile çocukların yetişkin statüsünde/gibi cezalandırılmasının önü açılıyor. Çocuklara okullarda ‘bir öğün yemek’ verilmesinin iktidar ve ortağı tarafından Meclis’te reddedildiği bu dönemde çocukların MESEM’ler aracılığıyla sermayeye ucuz iş gücü olarak sunulmaları görmezden gelinirken, iktidarın 20 yıldır ülkeye getirdiği yoksulluk, ayrımcılık ve eşitsizliğin faturasını çocuklara kesmesine, çocukları tarikat ve çetelerin eline teslim etmesine izin vermeyeceğiz.”
“BASKI VE DAYATMA REJİMİNİN ADIMLARIDIR”
11. Yargı Paketi’nin bir nefret tasarısı olduğu ifade edilen açıklamada, “Baskı ve dayatma rejiminin adımlarıdır. Eril zihniyet ve dilin karşısında en güçlü ve dik duran kadın mücadelesini baskılama çabasıdır. Kadını, ‘aile’ kavramı üzerinden eve hapsetmeye, “anne ve eş” statüsünde sivil ve siyasi hayatın dışına itmek, aileyi bir “üreme ve üretim” mekanizmasına indirgemek için atılmış bir adımdır. LGBTİ+lara yönelik ağır yaptırımların dayatılmasının temeli de, ‘aile’nin ‘kadın-erkek arasında’ olarak tanımlanması da iktidarın kendi tabanının bile artık her yıl artan ve derinleşen yoksulluğun, eşitsizliğin getirdiği ekonomik sıkıntıların sebebinin iktidar olduğunu fark etmesi ve koşulsuz desteğini çekmesidir” sözleri kullanıldı.
Açıklamada son olarak şunlar söylendi:
“Kadınlar olarak buradayız. Burada olacağız. Evlere kapanmayacak, özgürlüğümüzü ve haklarımızı iktidarın belirlediği “aile” kavramına hapsetmeyeceğiz. Emeğimiz, bedenimiz, sözümüz, hayatımız bizimdir ve bizim kalacak.
11. Yargı Paketini Meclis’e getirmeyi aklınızdan bile geçirmeyin! Kadınlar ve LGBTİ+lar olarak buna izin vermeyeceğiz!”





