Antalya’da antik kent çevresinde yapılaşma baskısı var mı?

antalya antik kent yapılaşma baskısı antalya antik kent yapılaşma baskısı
Görsel: Yapay zeka tarafından oluşturulmuştur.

Antalya antik kent yapılaşma baskısı Side ve Phaselis çevresindeki güncel planlama kararlarıyla yeniden gündemde. Son durum bu haberde yer alıyor.

Antalya’da antik kentler yalnızca kırsalda ve yerleşimlerden uzak alanlarda bulunmuyor. Perge, Side, Phaselis, Olympos, Myra, Patara ve daha birçok arkeolojik alan günümüz yerleşimleri, turizm merkezleri, tarım arazileri ve özel mülkiyetlerle iç içe geçmiş durumda. Bu durum kent büyüdükçe ve turizm yatırımları arttıkça antik kent çevrelerinde yapılaşma ile koruma arasındaki sınırı önemli bir planlama sorununa dönüştürüyor.

2026 yılında Antalya Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu tarafından alınan kararlar, bu baskının yalnızca geçmişe ait bir tartışma olmadığını gösteriyor. Manavgat’ın Side Mahallesi’nde imar planı hazırlanmak istenen özel mülkiyetteki parsellerde antik yapı kalıntıları ve seramikler tespit edildi; alanın bir bölümü I. derece, bir bölümü III. derece arkeolojik sit olarak tescil edildi ve plan uygulamaları durduruldu. Kemer’in Tekirova Mahallesi’nde ise temel kazısı sırasında Roma ve Geç Roma dönemine ait mezarlar ortaya çıktı. Kurul, alanın Phaselis Antik Kenti’nin teritoryumu içerisindeki bir çiftlik yerleşimine ait nekropol olabileceğini değerlendirerek III. derece arkeolojik sit kararı aldı.

Bu iki güncel örnek, Antalya’da yapılaşma baskısının yalnızca antik kentlerin bugün görülebilen surlarına veya tapınaklarına kadar yaklaşan binalardan ibaret olmadığını ortaya koyuyor. Antik kentlerin henüz kazılmamış çevrelerinde de modern yapılaşma ile arkeolojik kalıntılar karşı karşıya gelebiliyor.

Antalya’da hangi antik kentler koruma altında?

Antalya Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulunun güncel envanterinde kentin hemen her bölgesine yayılan çok sayıda arkeolojik sit bulunuyor.

Aksu’da Perge; Kemer’de Phaselis; Kumluca’da Olympos, Rhodiapolis ve Melanippe; Manavgat’ta Side, Selge ve Seleukeia-Lyrbe; Serik’te Aspendos, Sillyon ve Pednelissos; Kaş’ta Patara, Xanthos ve Antiphellos; Demre’de Myra ve Andriake; Döşemealtı’nda Termessos ve Ariassos; Gazipaşa’da Selinus ve Antiochia ad Cragum bunlardan bazıları.

Bu yaygınlık, Antalya’daki yapılaşma tartışmasının yalnızca birkaç turistik antik kente indirgenemeyeceğini gösteriyor.

Modern yol, konut, turizm, tarım ve altyapı yatırımlarının ilerlediği alanlarla arkeolojik potansiyeli bulunan arazilerin kesişmesi ilin birçok ilçesinde mümkün.

Yapılaşma baskısı var mı?

Evet, ancak Antalya’daki bütün antik kentlerde aynı düzeyde ve aynı biçimde bir yapılaşma baskısından söz etmek mümkün değil.

Bazı alanlarda doğrudan konut veya ticaret amaçlı imar planları gündeme geliyor. Bazı yerlerde turizm tesisleri ve ziyaretçi altyapısı tartışılıyor. Bazı bölgelerde ise mevcut yerleşimlerin genişlemesi sırasında daha önce bilinmeyen arkeolojik kalıntılar ortaya çıkıyor.

2026 yılındaki Side ve Tekirova kararları bunun iki farklı örneğini oluşturuyor.

Side’de özel mülkiyetteki parseller için yürütülen imar planı çalışması sırasında yapılan incelemede antik yapı kalıntıları bulundu. Tekirova’da ise onaylı imar planına göre yürütülen bir temel kazısı sırasında mezarlar ortaya çıktı. Her iki durumda da koruma süreci devreye girdi ve plan uygulamaları durduruldu.

Dolayısıyla yapılaşma baskısı yalnızca kaçak bina yapılması anlamına gelmiyor. Yasal planlama sürecindeki bir parselin altında henüz bilinmeyen arkeolojik değerlerin ortaya çıkması da kentleşme ile kültürel miras arasındaki gerilimin bir parçası.

Side’de 2026 yılında ne oldu?

Antalya Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulunun 20 Mayıs 2026 tarihli kararı, Side çevresindeki güncel durumu somut biçimde ortaya koyuyor.

Manavgat’ın Side Kemer Mahallesi’nde özel mülkiyetteki bazı parseller için imar planı çalışmalarına ilişkin kurum görüşü istendi. Alanda yapılan incelemede yapı kalıntıları ile çevresinde yüzey seramikleri tespit edildi.

Kurul, antik yapı kalıntılarının bulunduğu bölümü I. derece arkeolojik sit; kısmen tarım arazisi olarak kullanılan ve seramik yayılımı görülen bölümü ise III. derece arkeolojik sit olarak tescil etti.

Daha da önemlisi, 2863 sayılı Kanunun 17. maddesi doğrultusunda sit alanlarında her ölçekteki plan uygulamasının durdurulmasına karar verildi. Yeni geçiş dönemi koruma esasları hazırlanacak.

Bu karar, günümüzde görülebilen Side Antik Kenti sınırlarının dışında veya çevresinde kalan alanlarda da arkeolojik mirasın devam edebildiğini gösteriyor.

Side’de modern kent ile antik kent neden iç içe?

Side, Antalya’daki en belirgin “yaşayan antik kent” örneklerinden biri.

Antik kalıntılar, müze, konutlar, oteller, restoranlar, mağazalar ve yoğun ziyaretçi trafiği aynı yarımada içerisinde bulunuyor. Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğünün güncel kayıtlarında Side hem örenyeri hem de müze alanı olarak faaliyetini sürdürüyor.

Bu özellik Side’ye turizm açısından güçlü bir kimlik kazandırırken koruma açısından da özel bir hassasiyet oluşturuyor.

Yeni yapılaşmanın yalnızca kazı alanının içine girip girmediği değil; antik kentin siluetine, ulaşımına, altyapısına ve henüz toprak altında bulunan arkeolojik alanlara etkisi de önem taşıyor.

Tekirova’daki temel kazısında ne bulundu?

Kemer’in Tekirova Mahallesi’ndeki 2026 kararı, Antalya’da yapılaşma ile henüz bilinmeyen arkeolojik mirasın nasıl karşılaşabildiğini gösteren dikkat çekici örneklerden biri.

Antalya Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulunun 27 Mart 2026 tarihli kararına göre özel mülkiyetteki iki parselde temel kazısı yapılırken Antik Dönem’e ait kiremit mezarlar ortaya çıktı. Yapılan incelemede mezarların Roma ve Geç Roma dönemine tarihlendiği değerlendirildi.

Kurul kararındaki en önemli ayrıntılardan biri ise alanın Phaselis Antik Kenti teritoryumu içerisinde bulunması.

Kurul, mezarların antik kentin kırsal alanındaki bir çiftlik yerleşimine ait nekropol olabileceğini değerlendirerek bölgeyi III. derece arkeolojik sit alanı olarak tescil etti.

Bu karar, bir antik kentin arkeolojik değerinin yalnızca surlarla çevrili merkezi yerleşimden oluşmadığını gösteriyor.

Antik kentin “çevresi” neden en az merkez kadar önemli?

Antik şehirlerde insanların tamamı yalnızca kent merkezinde yaşamıyordu.

Kentlerin çevresinde tarım alanları, çiftlikler, mezarlıklar, taş ocakları, su sistemleri, yollar, kutsal alanlar ve küçük kırsal yerleşimler bulunabiliyor.

Tekirova’daki 2026 buluntusunun Phaselis’in teritoryumu içerisindeki olası bir çiftlik nekropolü olarak değerlendirilmesi bu ilişkiye güncel bir örnek.

Bu nedenle arkeolojik koruma açısından yalnızca tiyatro, agora veya tapınağın görülebildiği merkez alanı korumak yeterli olmayabiliyor.

Antik kentin ekonomik ve toplumsal yaşamını anlamak için çevresindeki arkeolojik peyzajın da korunması gerekiyor.

Tekirova’daki inşaat devam etti mi?

Kurul, yeni tescil edilen arkeolojik sit alanında her ölçekteki plan uygulamasının durdurulmasına karar verdi.

Kurtarma kazısında açığa çıkarılan mezarların ilgili Müze Müdürlüğü tarafından belgelenmesi ve koruyucu malzemeyle koruma altına alındıktan sonra yeniden kapatılması da karara bağlandı.

Bu durum, arkeolojik kalıntı ortaya çıktığında yapılaşmanın otomatik olarak aynı şekilde devam etmediğini gösteriyor.

Yeni buluntunun niteliği, alanın sit statüsü ve uygulanabilecek proje yeniden değerlendirmeye alınıyor.

İnşaat sırasında tarihi kalıntı çıkarsa ne oluyor?

Türkiye’de bunun için özel koruma kuralları bulunuyor.

Kültür Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulunun 37 sayılı ilke kararı, daha önce varlığı bilinmeyen kültür varlıklarının yeni yapılaşma, altyapı çalışmaları veya doğal olaylar sonucunda ortaya çıkması halinde izlenecek koruma sürecini düzenliyor. III. derece arkeolojik sitlerde uygulanacak kararların da koruma kurullarınca değerlendirilmesi gerekiyor.

Tekirova örneğinde de temel kazısından çıkan mezarlar sonrasında Koruma Bölge Kurulu yeni bir sit kararı aldı.

Bu nedenle Antalya gibi arkeolojik yoğunluğu yüksek bir kentte “imar planı var, dolayısıyla arkeolojik sorun yok” şeklinde bir sonuç çıkarmak mümkün değil.

Toprak altında daha önce kayıt altına alınmamış kültür varlığı bulunması halinde koruma mevzuatı yeniden devreye girebiliyor.

I. derece arkeolojik sitte bina yapılabilir mi?

I. derece arkeolojik sitler en sıkı koruma koşullarına tabi alanlar arasında.

Kültür Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulunun 658 sayılı ilke kararında bu alanların korumaya yönelik bilimsel çalışmalar dışında aynen korunacağı belirtiliyor. Yeni yapılaşmaya izin verilmiyor; ancak örenyerinin korunması ve ziyaretçi düzenlemesi gibi bazı uygulamalar Koruma Bölge Kurulunun iznine bağlı olarak gerçekleştirilebiliyor.

Side Kemer Mahallesi’nde 2026 yılında ortaya çıkan antik yapı kalıntılarının bulunduğu bölümün I. derece arkeolojik sit ilan edilmesi bu nedenle önemli.

Bu karar söz konusu alanın sıradan bir imar parseli olarak değerlendirilmesini engelliyor.

III. derece arkeolojik sitte yapılaşma tamamen yasak mı?

III. derece arkeolojik sitler I. derece alanlardan farklı.

Bu alanlarda koruma-kullanma dengesi içerisinde kontrollü uygulamalar mümkün olabiliyor. Ancak yapılaşma herhangi bir normal imar alanındaki gibi serbest biçimde yürütülemiyor. Koruma Kurulu kararları, arkeolojik değerlendirmeler ve gerekli durumlarda sondaj veya kurtarma kazıları devreye girebiliyor.

Tekirova’daki alanın III. derece sit olarak tescil edilmesi de “artık hiçbir yapı yapılamaz” anlamına gelmiyor.

Ancak bundan sonraki uygulamaların arkeolojik alanın korunması dikkate alınarak yeniden değerlendirilmesini gerektiriyor.

Phaselis daha önce neden yapılaşma tartışmasının merkezindeydi?

Phaselis, Antalya’da antik kent çevresindeki turizm yatırımlarının yarattığı koruma tartışmasının son yıllardaki en bilinen örneklerinden biri oldu.

Bostanlık ve Alacasu koylarında planlanan halk plajı düzenlemeleri nedeniyle 2023 ve 2024 yıllarında hukuki süreçler yürütüldü.

Antalya Barosu Çevre ve İmar İzleme Kurulunun 2022-2024 faaliyet raporunda, Phaselis Antik Kenti’nin I. derece arkeolojik sit sınırları içerisindeki Bostanlık ve Alacasu koylarında turizm ve yapılaşmaya ilişkin projelere karşı açılan davaların takip edildiği belirtiliyor. Rapora göre hem proje ihalesine hem de Kültür Varlıklarını Koruma Kurulu izinlerine ilişkin davalarda iptal kararları çıktı.

Bu süreç 2026’daki yeni Tekirova kararıyla aynı olay değil. Ancak Phaselis ve yakın çevresindeki arkeolojik alanların turizm, özel mülkiyet ve yapılaşma kararlarıyla uzun süredir karşı karşıya kaldığını gösteren önemli bir geçmiş örnek oluşturuyor.

Phaselis’te 2026 yılında ortaya çıkan mezarlar neden önemli?

2026’daki Tekirova kararı, Phaselis tartışmasını bu kez başka bir açıdan gündeme getiriyor.

Daha önce tartışmalar büyük ölçüde antik kentin koylarında yapılmak istenen turizm düzenlemeleri üzerinden yürürken yeni karar, Phaselis’in çevresindeki arkeolojik peyzajın bugünkü yerleşim alanlarının altına kadar uzanabileceğini ortaya koyuyor.

Kurulun mezarları olası bir çiftlik nekropolüyle ilişkilendirmesi, antik kentlerin resmi ziyaretçi alanından çok daha büyük bir coğrafi sistem içerisinde değerlendirilmesi gerektiğini gösteriyor.

Olympos’ta durum farklı mı?

Olympos, antik kent ile turizm yerleşiminin birbirine çok yakın olduğu diğer önemli alanlardan biri.

Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu kayıtlarında Olympos Antik Kenti arkeolojik sit olarak yer alıyor. Kültür ve Turizm Bakanlığının güncel yatırım listesinde de Olympos Örenyeri için ziyaretçi karşılama merkezi yapımı bulunuyor.

Olympos çevresindeki pansiyon ve turizm yerleşiminin planlanmasına ilişkin Koruma Amaçlı İmar Planı 2020 yılında yürürlüğe girmişti. Planın amacı mevcut yerleşim, özel mülkiyet, turizm kullanımı ve arkeolojik koruma arasındaki sınırları düzenlemekti. Günümüzde alanın korunması bu plan ve koruma kararları üzerinden yürütülüyor.

Buradaki temel mesele de “her yapılaşma yasak” veya “alan tamamen imara açık” şeklinde iki uçlu bir değerlendirmeden daha karmaşık.

Yapılaşmanın yeri, yoğunluğu, malzemesi ve arkeolojik sit derecesi belirleyici oluyor.

Perge’de de yapılaşma riski var mı?

Perge Aksu’nun hemen kuzeyinde, modern yerleşim ve tarımsal alanlarla yakın ilişki içerisinde bulunan bir antik kent.

Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulunun güncel Antalya envanterinde Perge ayrı bir arkeolojik sit olarak kayıtlı. Aynı zamanda UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’nde bulunuyor.

Perge için 2026 yılında Side veya Tekirova örneğindeki gibi belirli bir yeni yapılaşma kararının arkeolojik kalıntı nedeniyle durdurulduğunu gösteren güncel resmi bir karar tespit edilemedi.

Bu nedenle Perge’de “2026’da yeni bir yapılaşma tehdidi ortaya çıktı” şeklinde kesin bir ifade kullanmak doğru olmaz.

Ancak Perge’nin modern Aksu yerleşimi ve tarımsal kullanımlarla yakınlığı, çevresindeki planlama kararlarında arkeolojik korumanın sürekli gözetilmesini gerektiriyor.

Turizm yatırımı antik kent için her zaman tehdit mi?

Hayır.

Antik kent çevresine yapılan her fiziki yatırım “yapılaşma baskısı” olarak değerlendirilmemeli.

Örenyerlerinin korunması için ziyaretçi karşılama merkezleri, yürüyüş güzergâhları, güvenlik sistemleri, tuvalet, bilet gişesi ve restorasyon alanları gibi tesislere ihtiyaç duyulabiliyor. Bunların koruma kurulu onaylı projelerle ve arkeolojik alana en düşük müdahaleyle uygulanması mümkün. 658 sayılı ilke kararı da örenyerlerindeki koruma ve ziyaretçi ihtiyaçlarına yönelik kontrollü düzenlemelere olanak tanıyor.

Kültür ve Turizm Bakanlığının güncel proje listesinde Antalya’da Perge Helenistik Kuleleri restorasyonu, Olympos ziyaretçi karşılama merkezi, Phaselis kamera ve çit düzenlemesi ile Side ziyaretçi karşılama merkezi gibi çalışmalar bulunuyor.

Buradaki temel ayrım, yatırımın arkeolojik alanın korunmasına hizmet edip etmediği ve taşıma kapasitesini nasıl etkilediği.

Turizm yoğunluğu da yapılaşma baskısı yaratabilir mi?

Turizm baskısı yalnızca yeni otel yapılmasıyla ortaya çıkmıyor.

Yoğun ziyaretçi kullanımı daha fazla otopark, yol, yeme-içme alanı, satış birimi, altyapı ve hizmet yapısı ihtiyacı yaratabiliyor.

Bu talepler arkeolojik alanın çevresine doğru genişlediğinde koruma-kullanma dengesi önem kazanıyor.

Bakanlığın 2026 yazında Antalya’daki bazı örenyerlerinde ziyaret saatlerini uzatması ve Side gibi alanlarda ziyaretçi altyapısı yatırımlarının sürmesi, antik kentlerin aynı zamanda yoğun turizm merkezleri olduğunu gösteriyor.

Bu nedenle arkeolojik mirasın korunması yalnızca konut ve otel inşaatlarını kontrol etmekten ibaret değil; ziyaretçi baskısını da yönetmeyi gerektiriyor.

Özel mülkiyet arkeolojik korumayı zorlaştırıyor mu?

Antalya’daki güncel kararlar bu sorunun önemini gösteriyor.

Side’de 2026 yılında yeni sit ilan edilen parseller özel mülkiyette. Tekirova’da Roma ve Geç Roma mezarlarının ortaya çıktığı alan da özel mülkiyette bulunuyor.

Bu durum arkeolojik koruma ile mülkiyet hakkının aynı alanda birlikte yönetilmesini gerektiriyor.

Bir parselin özel mülkiyette olması arkeolojik sit kararını ortadan kaldırmadığı gibi, sit kararı da mülkiyetin tamamen yok sayıldığı anlamına gelmiyor. Planlama ve kullanım koşulları koruma mevzuatı çerçevesinde yeniden belirleniyor.

Antalya’da yeni arkeolojik alanlar hâlâ bulunuyor mu?

Evet.

Antalya Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulunun yalnızca 2026 yılı karar listesinde Demre, Manavgat, Finike, Korkuteli, Konyaaltı, Aksu, Kepez, Serik, Kemer, Kaş, Kumluca, Alanya ve farklı ilçelerde yeni kültür varlığı ve arkeolojik sit tescilleri bulunuyor.

Bu durum Antalya’nın arkeolojik haritasının tamamen tamamlanmış bir envanter olmadığını gösteriyor.

Yeni yol, inşaat, altyapı veya bilimsel inceleme sırasında daha önce kayda geçmemiş kalıntılarla karşılaşılması mümkün.

Bu nedenle kentleşme baskısının arkeolojik miras üzerindeki etkisi yalnızca bilinen antik kentlerin sınırlarına bakılarak ölçülemez.

Yapılaşma başlamadan önce arkeolojik inceleme neden önemli?

Side’deki 2026 kararında arkeolojik kalıntılar imar planı çalışmaları sırasında yapılan incelemeyle tespit edildi. Böylece yapılaşma başlamadan önce sit kararı alınabildi.

Tekirova’da ise mezarlar ancak temel kazısı sırasında ortaya çıktı.

Bu iki örnek arasındaki fark, arkeolojik araştırmanın planlama sürecinin erken aşamasında yapılmasının önemini ortaya koyuyor.

Arkeolojik potansiyeli yüksek bir alanda kalıntının inşaat başladıktan sonra bulunması hem kültür varlığının zarar görme riskini hem yatırımcı açısından maliyet ve belirsizliği artırabiliyor.

Antik kentlerin yalnızca sınırlarını korumak yeterli mi?

Her zaman değil.

Bir antik kentin hemen çevresinde modern yüksek yapılar, yoğun trafik, otoparklar veya turizm tesisleri oluşması doğrudan arkeolojik kalıntının üzerine bina yapılmasa bile tarihi peyzajı değiştirebilir.

Koruma mevzuatında bu nedenle yalnızca tescilli alanın kendisi değil, bazı durumlarda etkileşim-geçiş alanları ve çevresel ilişkiler de planlama konusu olabiliyor. Kültür Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulunun ilke kararları arasında sitlerin planlama sırasında etkileşim alanlarıyla birlikte değerlendirilmesine yönelik ayrı düzenlemeler bulunuyor.

Antik tiyatronun arkasındaki siluet, kentin tarihi giriş güzergâhı veya nekropol ile merkez arasındaki bağlantı da arkeolojik peyzajın okunabilirliği açısından önem taşıyabilir.

Antalya’da antik kent çevresinde yapılaşma baskısı nasıl azaltılabilir?

2026’daki kararlar, korumanın yapılaşma başladıktan sonra müdahale etmekten daha erken başlaması gerektiğine işaret ediyor.

Arkeolojik potansiyeli yüksek alanların imar planı öncesinde ayrıntılı biçimde araştırılması, koruma sınırlarının güncel bilimsel verilere göre yenilenmesi ve antik kentlerin yalnızca görülebilen merkezlerinin değil çevrelerindeki nekropol, tarım ve kırsal yerleşim alanlarının da değerlendirilmesi gerekiyor.

Side’de planlama aşamasında tespit edilen kalıntılar ile Tekirova’da ancak temel kazısı sırasında bulunan mezarlar bu farkı açık biçimde gösteriyor.

Koruma kararlarının belediyelerin imar sistemleriyle eş zamanlı güncellenmesi de yanlış veya eksik bilgiyle yapı ruhsatı sürecinin başlamasının önüne geçebilir.

Antalya’da antik kent çevresinde yapılaşma baskısı var mı?

2026 yılı itibarıyla erişilebilen resmi kararlar, Antalya’da bazı antik kentlerin çevresinde yapılaşma ve planlama baskısının somut biçimde devam ettiğini gösteriyor.

En güncel örnek Side. Özel mülkiyetteki parseller için yürütülen imar planı çalışmasında yeni arkeolojik kalıntılar bulundu ve alan I. ile III. derece arkeolojik sit olarak koruma altına alındı. Plan uygulamaları durduruldu.

Tekirova’da ise mevcut imar planı doğrultusunda başlayan temel kazısı, Phaselis’in kırsal teritoryumuyla bağlantılı olabileceği değerlendirilen Roma ve Geç Roma mezarlarını ortaya çıkardı. Alan III. derece arkeolojik sit ilan edildi ve buradaki plan uygulamaları da durduruldu.

Phaselis’te 2023-2024 döneminde halk plajı projeleri nedeniyle yaşanan hukuki süreçte de Antalya Barosu’nun açtığı ve takip ettiği davalarda ihale ve Koruma Kurulu izinlerine ilişkin iptal kararları çıktı.

Bu tablo Antalya’nın arkeolojik mirası açısından temel bir gerçeği ortaya koyuyor: Antik kentlerin sınırı her zaman bugün tel örgüyle çevrili veya biletle girilen örenyeri sınırıyla bitmiyor.

Kentlerin mezarlıkları, çiftlikleri, yolları ve kırsal yerleşimleri kilometrelerce çevreye yayılabiliyor. Modern Antalya büyüdükçe bu görünmeyen arkeolojik katmanlarla yeni yapılaşmanın karşılaşma olasılığı da devam ediyor.

Bu nedenle Antalya’daki tartışmayı “antik kentlerin yanına bina yapılıyor mu?” sorusuyla sınırlamak yerine, yeni imar kararlarının ve turizm yatırımlarının henüz bütünüyle araştırılmamış arkeolojik peyzaj üzerinde nasıl bir etki yarattığı üzerinden değerlendirmek gerekiyor.