
ÇMO Antalya Şubesi, Antalya’da gerçekleşen orman yangınlarının ardından açıklama yaptı. Antalya’nın coğrafi konumu ve iklim krizinin tam ortasında olduğu belirtilen açıklamada, hedefin yangına ne kadar hızlı müdahale edildiği değil, yangın çıkma ihtimalinin ne kadar azaltıldığı olması gerektiği vurgulandı.
Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) Çevre Mühendisleri Odası (ÇMO) Antalya Şubesi, Antalya’da gerçekleşen orman yangınları ardından açıklama yaptı. Antalya’nın coğrafi konumundan bahsedilen açıklamada, iklim krizinin tam ortasında olduğu ifade edilerek hedefin yangına ne kadar hızlı müdahale edilmesi değil, yangın çıkma ihtimalinin ne kadar azaltıldığı olması gerektiği vurgulandı.
Antalya’nın Aksu ilçesinde başlayan, Kepez ve Döşemealtı ilçelerine kadar yayılan orman yangınlarının ardından açıklama yapan Şube, yangınların doğal yaşamı, geleceği bir kez daha büyük bir tehditle karşı karşıya bıraktığını belirtti.
ANTALYA’NIN İKLİM KRİZİNİN TAM ORTASINDA OLDUĞU BELİRTİLDİ
Şube tarafından yapılan açıklamada Antalya’nın iklim krizinin tam ortasında olduğu, coğrafi konumu, hızlı artan nüfusu, yoğun kentleşme baskısı, turizm faaliyetleri, kıyı alanları, ormanları, tarım alanları ve doğal ekosistemleriyle iklim değişikliğinin etkilerine karşı en hassas kentlerden biri olduğu ifade edildi.
Artan sıcaklıkların, uzayan kuraklık dönemlerinin, değişen yağış rejimlerinin, düşük nem ve kuvvetli rüzgarların yangın riskini büyüttüğü belirtilerek, orman yangınlarının bu sebeple istisnai olaylar olmadığı büyüyen ve süreklilik kazanan bir afet riski olarak ele alınması gerektiği açıklandı.
“YANGIN ÇIKMADAN ÖNCE NE YAPIYORUZ?”
Antalya’da tüm etkenler göz önüne alındığında hedefin yangına ne kadar hızlı müdahale edildiği değil, yangın çıkma ihtimalinin ne kadar azaltıldığı olması gerektiği belirtilerek şu sorular dile getirildi:
“Riskli alanları yeterince hassas biçimde belirliyor muyuz? Orman-kent sınırlarını koruyor muyuz? Elektrik hatları ve diğer altyapılardan kaynaklanan riskleri sistematik biçimde azaltıyor muyuz?
Tarımsal faaliyetler, seralar, anız ve bahçe temizliği gibi faaliyetlerin yangın riskini yönetiyor muyuz? Orman yollarını, yangın havuzlarını ve su kaynaklarını kritik dönemler öncesinde yeterli durumda tutuyor muyuz? Orman içindeki ve çevresindeki yanıcı yükü azaltıyor muyuz?”
Açıklamanın devamında 2026 yılında elektrik hatları kaynaklı yangınların önlenmesi için enerji nakil hatlarının bakımı, teknik iyileştirmeler, trafo kontrolleri ve dağıtım şirketleri ile orman teşkilatı arasındaki koordinasyonun ayrıca ele alınmasının olumlu bir gelişme olduğu ifade edildi. Ancak bu çalışmaların yalnızca yangın sezonunda değil, yıl boyunca devam etmesi gerektiği, ölçülebilir ve kamuoyuna açık bir risk azaltma programına dönüştürülmesi gerektiği belirtildi.
“AFET YÖNETİMİ SADECE MÜDAHALE DEĞİLDİR”
Afet yönetiminin yangın çıktıktan sonra araç personel ve hava aracı sevk etmek olmadığı, meteoroloji, uzaktan algılama, coğrafi bilgi sistemleri, uydu görüntüleri, yapay zeka, insansız hava araçları, haberleşme teknolojileri, ekoloji, şehir planlama ve halk sağlığı ile birlikte ele alınması gerektiği ifade edildi.
“VERİLERİN HARİTALAMASI VE HASSAS ALAN BELİRLENMESİ ÖNEMLİ BİR ADIMDIR”
Antalya’da son yirmi yıldaki yangınların nerede ve ne zaman çıktığına ilişkin verilerin haritalanması ve hassas alanların belirlenmesinin önemli bir adım olduğu belirtildi. Bu verilerin, imar kararlarından ulaşım ve altyapı yatırımlarına, tarımsal faaliyetlerden enerji nakil hatlarına kadar tüm mekansal kararların temel girdilerinden biri haline getirilmesi gerektiği ifade edildi.
HALK SAĞLIĞI VE YAŞAM GÜVENLİĞİ MESELESİ
Hızlı artan kentleşme baskısının Antalya’nın karşı karşıya olduğu bir diğer gerçek olduğu ifade edilerek, doğal alanlar azalırken, beton yüzeylerin artmakta olduğu, yeşil alanlar azalırken ise kent sıcaklığının yükseldiği belirtildi. Yeşil alan kaybının yalnızca bir peyzaj meselesi olmadığı, kent ısı adasını, hava kalitesini sorunlarını, ani yağışlarda taşkın riski ve ekolojik kırılganlığı artırdığı ifade edildi. Bu nedenlerle ormanları ve doğal alanları korumanın halk sağlığı ve yaşam güvenliği meselesi olduğu vurgulandı.
“MANAVGAT’TAN BUGÜNE: ÖNLEMEYE DAHA FAZLA ODAKLANMALIYIZ”
28 Temmuz 2021’de Manavgat’ta başlayan ve Akseki, Alanya, Gazipaşa, Gündoğmuş ve Taşağıl’a yayılan büyük yangınların Antalya için bir dönüm noktası olduğu ifade edildi. Resmi verilere göre bu yangınlarda toplam 59 bin 985 hektar alanın zarar gördüğü belirtildi.
Yangınların ardından ilerleyen yıllarda kamu kurumları tarafından yanan alanların doğal gençleşmesi, suni gençleştirme ve ağaçlandırma çalışmaları yürütüldüğü 2024 yılı itibarıyla zarar gören alanların önemli bölümünde bu çalışmalar gerçekleştirildiği belirtilerek ”Bu çalışmaların sürdürülmesini ve ekolojik sonuçlarının bilimsel olarak izlenmesini önemsiyoruz” açıklaması yapıldı.
Asıl önemlisinin 2021 yılı sonrasında yangınla mücadele anlayışında önleme ve erken tespiti güçlendirmeye yönelik önemli adımlar atıldığı belirtildi. Antalya Valiliği, Antalya Orman Bölge Müdürlüğü ve diğer paydaş kurumların çalışmalarıyla riskli alanların belirlendiği, kritik günlerde “Acil Kod” uygulaması, yurttaşların ve yerel paydaşların bilinçlendirilmesi ve kurumlar arası koordinasyonun güçlendirilmesinin hedeflendiği ifade edildi.
2026 yılında ayrıca Antalya İli Orman Yangınlarını Önleme Planı devreye alındığı dile getirilerek şu ifadeler kullanıldı:
“Bunlar önemli adımlardır. ÇMO Antalya Şubesi olarak sahada görev yapan tüm kurumların emeğini ve son yıllarda önleme kapasitesini artırmaya yönelik çalışmaları takdir ediyoruz.
Ancak bugün yaşadığımız yangınlar bize bir gerçeği daha açık biçimde göstermektedir: Önleme politikalarını daha da ileri taşımak, kurumlar arasında kalıcı bir risk yönetimi sistemi kurmak ve bu sistemi Antalya’nın mekânsal planlama, tarım, enerji, ulaşım ve afet yönetimi politikalarıyla bütünleştirmek zorundayız.”
“YANAN SADECE ORMAN DEĞİL, GELECEĞİMİZDİR“
Antalya’da yanan alanlara bakıldığında yalnızca siyaha dönmüş ağaçların görülmemesi gerektiği, orada bir canlının yaşamının, bir çocuğun geleceğinin, bir kentin nefesinin, bir su kaynağının geleceğinin ve bir ekosistemin dengesi ve herkesin ortak yaşam hakkı yandığı ifade edildi.
Orman yangınlarının yalnızca yaz aylarının gündemi olmadığı bir iklim meselesi olduğu, bir kentleşme meselesi olduğu, bir biyoçeşitlilik meselesi olduğu, bir çevre politikası meselesi olduğu ancak her şeyden önce bir gelecek meselesi olduğu açıklaması yapılarak şu ifadeler kullanıldı:
“Bugün alacağımız kararlar, yarının Antalya’sını belirleyecektir. Yangın söndükten sonra gündem değiştiren değil; yangın çıkmadan önce önlem alan bir anlayışa ihtiyacımız var. Afet olduktan sonra müdahale kapasitesini tartışan değil; riski önceden gören ve azaltan kentlere ihtiyacımız var. Doğayı kaybettikten sonra değerini anlayan değil; doğayı yaşamın vazgeçilmez unsuru olarak koruyan politikalara ihtiyacımız var.
Artık bekleyecek zamanımız yok. Çünkü iklim krizi beklemiyor. Doğa kendini koruyacak kararları bizden bekliyor. Gelecek ise bugün ne yaptığımıza bakıyor.”





