Eğitim-İş Antalya Şube Başkanı Acar’dan LGS açıklaması: “Bu sınav çocukları değil, toplumsal eşitsizlikleri ölçmektedir”

Eğitim-İş Antalya Şube Başkanı Sadık Acar, 2026 LGS sonuçlarının ardından yaptığı açıklamada sisteme eğitime dair eleştirilerde bulundu. Sistemin çocukların çok yönlü gelişimini destekleyen kamusal bir hak olmaktan çıktığını ifade eden Acar, “LGS yalnızca bir yerleştirme sınavı değil, aynı zamanda eğitimdeki eşitsizliklerin yeniden üretildiği bir sistemdir” ifadelerini kullandı.

Eğitim- İş Antalya Şube Başkanı Sadık Acar, Milli Eğitim Bakanlığı’nın açıkladığı 2026 Liselere Geçiş Sistemi (LGS) sonuçlarının ardından yazılı açıklamada bulundu.

Acar,  geçen yıl tam puan alan öğrenci sayısının 729 olduğunu hatırlatarak bu yıl tam puan alan öğrencileri sayısının da 452 olduğunu belirtti. Bu puanların yalnızca öğrencilerin aldığı puanlar olarak adlandırılamayacağını belirten Acar, eğitim sisteminin derinleşen sorunlarını da puanların bir kez daha gözler önüne serdiğini belirtti.

Acar, asıl sorunun, milyonlarca çocuğun geleceğinin tek bir sınava bağlanmış olması olduğunu belirterek, çocukların ortaokul yıllarında ağır bir rekabetin içine sürüklendiğini; oyun oynayacak, dinlenecek, sanatla ve sporla buluşacak yaşlarda çocukların test kitapları ve deneme sınavları arasında büyüdüğünü ifade etti.

Eğitimin nasıl olması gerektiğine değinen Acar, LGS’nin eğitimdeki eşitsizlikleri üreten bir sistem olduğuna dair şu ifadeleri kullandı:

“Eğitim ise çocukların çok yönlü gelişimini destekleyen kamusal bir hak olmaktan uzaklaştırılarak eleme ve sıralama mekanizmasına dönüştürülüyor.

LGS yalnızca bir yerleştirme sınavı değil, aynı zamanda eğitimdeki eşitsizliklerin yeniden üretildiği bir sistemdir.”

“SINAV SONUÇLARI AİLELERİN EKONOMİK DURUMUNU DA YANSITMAKTADIR”

Sınav sonuçlarının yalnızca bilgi birikimini yansıtmadığını ifade eden Acar, ailelerin ekonomik durumu, yaşanılan mahallenin olanakları, okulun fiziki koşulları, öğretmen sayısını ve nitelikli eğitime erişim düzeyini de sonuçların yansıttığını açıkladı.

“BU SINAV ÇOCUKLARI DEĞİL, TOPLUMSAL EŞİTSİZLİKLERİ ÖLÇMEKTEDİR”

Ekonomik eşitsizliklerin çocuklar üzerindeki etkisine değinen Acar, bu sınavın çocukları değil, toplumsal eşitsizlikleri ölçtüğünü parası olan çocuğun özel ders alabildiği, kursa gidebildiği, özel okul olanaklarından faydalanabildiğini ifade etti.

Milyonlarca çocuğun da yalnızca devlet okulunun sunduğu sınırlı imkanlarla aynı yarışta mücadele etmek zorunda bırakıldığını belirterek, “Bu nedenle bu sınav, çocukları değil, toplumsal eşitsizlikleri ölçmektedir” ifadelerini kullandı.      

“MESEM UYGULAMALARIYLA BİNLERCE ÇOCUK EĞİTİM HAKKINDA KOPARILDI”


Acar,yıllardır sürdürülen eğitim politikalarının kamusal eğitimi güçlendirmek yerine piyasanın ihtiyaçlarına göre şekillendirildiğini bu kapsamda özel okulların ve özel kurs sektörünün büyümesinin teşvik edildiğini ve devlet okulları arasındaki eşitsizlikleri ise giderek arttırdığını belirtti.

Çocukların bir taraftan LGS ve YKS maratonuna mahkum edildiğini ifade eden Acar, diğer yandan MESEM uygulamalarıyla binlerce çocuğun eğitim hakkından koparılarak erken yaşta ucuz iş gücü haline getirildiğini açıkladı.

Eğitimin temel amacının çocukların özgürleşmesinin, bilimsel düşünceyi geliştirmesi ve çok yönlü gelişimi olması gerektiğini ancak mevcut anlayışın çocukları ya sınavlara ya da iş gücü piyasasına hazırlayan dar bir çerçeveye sıkıştırdığı ifade edildi.


Acar son yıllarda müfredatta yapıldığını ifade ettiği ideolojik düzenlemelerin, “Bilimsel ve laik eğitim anlayışından uzaklaştırılması, öğretmenlerin mesleki güvencelerinin zayıflatılması ve kamusal eğitime ayrılan kaynakların yetersizliği de bu tablonun önemli parçalarıdır” ifadelerini kullandı.

Acar, eğitimin rekabeti değil dayanışmayı, elemeyi değil gelişimi, ayrıcalığı değil eşitliği esas alması gerektiğini vurguladı.

“Hiçbir çocuk tek bir sınavın sonucuyla tanımlanamaz. Hiçbir okul sınav başarısına göre değerli ya da değersiz ilan edilemez. Hiçbir öğretmen öğrencilerinin test sonuçları üzerinden yargılanamaz” dedi.

Acar Milli Eğitim Bakanlığı’na şu sorularla seslendi:


Milli Eğitim Bakanlığı’na soruyoruz:
• Çocuklarımızın geleceğini tek bir sınava mahkûm eden bu sistem daha ne kadar sürdürülecek?
• Devlet okulları arasındaki derin eşitsizlikleri gidermek için hangi somut adımlar atılacaktır?
• Her çocuğun eşit, nitelikli, parasız, bilimsel ve laik eğitim hakkını güvence altına alacak politikalar neden hayata geçirilmemektedir?
• Çocukları küçük yaşlardan itibaren sınav baskısı ile karşı karşıya bırakan anlayıştan ne zaman vazgeçilecektir?
Bir kez daha altını çiziyoruz; çocukların geleceğini birkaç saatlik bir sınava sığdıran eğitim anlayışı sürdürülebilir değildir. Eğitim politikalarının merkezinde rekabet değil eşitlik; eleme değil gelişim; piyasa değil kamusal sorumluluk yer almalıdır.


Bu nedenle çağrımız açıktır:
• LGS başta olmak üzere merkezi sınavlara dayalı seçme ve eleme sistemi kaldırılmalı; öğrencilerin akademik, sanatsal, kültürel ve sosyal gelişimlerini birlikte değerlendiren, okul temelli bir yerleştirme modeli oluşturulmalıdır.
• Her çocuğun eşit, parasız, bilimsel, laik ve nitelikli eğitim hakkı güvence altına alınmalı; kamusal eğitime ayrılan kaynaklar artırılmalı, eğitimin ticarileştirilmesine son verilmelidir.
 • Okullar arasındaki fiziki, akademik ve sosyal imkân farklılıkları giderilmeli; hiçbir öğrencinin yaşadığı bölge, ailesinin ekonomik koşulları ya da okulunun olanakları nedeniyle dezavantaj yaşamasına izin verilmemelidir.
• Çocukların eğitim hakkını zedeleyen, onları erken yaşta çalışma yaşamına yönlendiren uygulamalar terk edilmeli; eğitim çocukların çok yönlü gelişimini esas alan bir hak olarak yeniden ele alınmalıdır.
• Müfredat; bilimsel düşünceyi, eleştirel aklı, laikliği, sanatı, kültürü, doğa bilincini ve demokratik yaşam kültürünü güçlendirecek biçimde yeniden düzenlenmelidir.
• Öğretmenlerin mesleki güvencesini zayıflatan uygulamalara son verilmeli; eğitim politikalarının belirlenmesi ve uygulanması süreçlerinde eğitim emekçilerinin, öğrencilerin, velilerin ve onların örgütlerinin söz ve karar hakkı güvence altına alınmalıdır.


Bir eğitim sistemi, başarısını yalnızca tam puan alan öğrenci sayısıyla ölçemez. Asıl başarı; her çocuğun nitelikli eğitime erişebildiği, hiçbir öğrencinin ekonomik nedenlerle geride kalmadığı, okullar arasındaki farklılıkların en aza indirildiği ve çocukların mutlu, özgür bireyler olarak yetişebildiği bir düzen kurabilmektir.


Bugün çocuklar bir yandan merkezi sınavların baskısıyla karşı karşıya bırakılırken, diğer yandan kamusal eğitim giderek daha fazla piyasanın kurallarına teslim edilmekte; özel okul ve özel ders sistemi büyürken devlet okulları kaynak yetersizliğiyle baş başa bırakılmaktadır.

Aynı dönemde MESEM uygulamalarıyla binlerce çocuk eğitimden koparılarak ucuz iş gücü haline getirilmektedir. Bu tablo, çocukların üstün yararını değil, siyasi ve ekonomik tercihleri önceleyen eğitim anlayışının sonucudur.


Biz, çocukların yarışmak zorunda kalmadığı; öğretmenlerin güvenceli çalıştığı; velilerin ekonomik yük altında ezilmediği; bilimsel, laik, parasız ve kamusal eğitimin tüm çocuklar için eşit biçimde sağlandığı bir eğitim sisteminin mümkün olduğunu biliyoruz.
Eğitim-İş olarak mücadelemiz yalnızca sınav sistemine değil, eğitimde eşitsizliği üreten bütün politikalara karşıdır.


Çocuklarımızın geleceği rekabetin değil dayanışmanın, piyasanın değil kamusal sorumluluğun, ayrıcalığın değil eşitliğin üzerine kurulmalıdır. Bunun için eğitim hakkını savunmaya, kamusal eğitimi güçlendirmek için mücadele etmeye devam edeceğiz.