
Eşitlik İçin Kadın Platformu (EŞİK), İsrail’in 13 Haziran’da İran’a yönelik başlattığı saldırı ve ardından yaşanan karşılıklı çatışmalara ilişkin bir açıklama yayımladı. Açıklamada, “Kadın haklarının küresel emperyalist ve kapitalist güçlerce araçsallaştırılması stratejisinin tam karşısındayız” denildi.
İsrail, 13 Haziran’da İran’ın çeşitli kentlerindeki nükleer tesislere ve üst düzey askeri yetkililere yönelik saldırılar düzenledi. Bu saldırıların ardından İran ordusu, İsrail’e balistik füzelerle misillemede bulundu. Eşitlik İçin Kadın Platformu (EŞİK) ise yaşanan gelişmelere ilişkin 17 Haziran’da bir açıklama yayımladı.
“Savaşların son bulduğu bir dünyada eşitlik ve barış içinde, özgürce yaşamak istiyoruz” başlıklı açıklamada, “ABD ve İsrail’in Ortadoğu’yu paramparça etme politikaları hız kesmeden sürüyor. İsrail, işgali altında olan Gazze’de bir buçuk yıldır tam bir soykırım uyguluyor; Lübnan ve Suriye’de sivilleri hedef alan hava saldırılarına devam ediyor. 13 Haziran 2025 günü de ABD desteği ile komşumuz İran’a yönelik büyük bir saldırı başlattı. İsrail, İran’daki nükleer tesisleri hedef alarak işgalci ve yayılmacı politikasını normalleştirmeye çalışıyor” denildi.
“İRAN SALDIRISI İÇİN REJİMİN ‘İSLAMCI’ BASKILARINI BİR BAHANE OLARAK KULLANMAYA ÇALIŞIYOR”
İran’a saldıranlar ve saldırıyı destekleyenler, İslamcı rejimin kadın karşıtı politikalarını kendi işgalci politikalarına meşruiyet kazandırmak için kullanıldığı söylenen açıklamada, şu ifadelere yer verildi:
“Örneğin İsrail bir yandan kadını, erkeği, çocuğuyla insanları katlederken, uluslararası hukuka aykırı olarak, işgal ettiği Filistin topraklarına Musevi yerleşimcileri yerleştirirken, Filistin halkının yaşaması için elzem olan su kaynaklarını zehirler veya çalarken, zeytin ağaçlarını kökünden sökerken, hastaların tedavi göreceği, hamile kadınların doğum yapacağı, yeni doğan bebeklerin bakım göreceği hastaneleri yerle bir ederken, Ortadoğu’da kadınların ve LGBTİ+ların en güvende yaşadığı ülke olduğu propagandasını yapıyor. İran’daki Molla rejiminin kadınları ikinci sınıf vatandaş olarak gördüğü, eşitlik karşıtı pek çok uygulaması olduğu, özgürlükleri için mücadele eden kadınlara ve herkese zulmettiği doğru. Ancak bu durumun sömürgeci işgalci devletlerin umurunda olmadığı çok açık. ABD Taliban’ın kadınlara ve halka zulmünü 1990’larda tamamen göz ardı etmişti. ABD’deki 11 Eylül 2001 tarihindeki şaibeli patlamalar sonrasında birden hatırladı ve Afganistan’ı işgal etme gerekçesi olarak kullandı. 2021 yılında da Afganistanlı kadın ve çocukları elleriyle beslediği Taliban rejiminin insafına terk ederek Afganistan’ı terk etti. Bugün de benzerini işgalci İsrail yapıyor. İsrail de, yine şaibeli 7 Ekim 2023 Hamas saldırısını bahane ederek Ortadoğu’da dört devlete birden saldırıyor. İran saldırısı için rejimin ‘İslamcı’ baskılarını bir bahane olarak kullanmaya çalışıyor.”
Güvenlik politikaların insanlığı getirdiği noktanın ortada olduğu vurgulanan açıklamada, “Bugün kız çocuklarının okula gidemediği tek ülke olan Afganistan, dünyanın en yoksul ülkeleri arasında. Suriye’de Esad rejiminin devrilmesi uğruna iç savaşı körükleyen ve milyonlarca insanın yerinden yurdundan edilmesi ve ölmesine sebep olan bölgesel ve küresel egemen güçlerin elde ettiği sonuç: Siyasal İslamcı HTŞ yönetiminde, Alevilerin ve diğer azınlıkların katledildiği, kadınların kılık kıyafet özgürlüklerinin ellerinden alındığı, kaçırılıp cinsel saldırılara uğradıkları, insanların yoksulluk, korku ve kaygı içinde yaşadığı bir Suriye var dünya haritasında” sözleri kullanıldı.
EŞİK olarak kadınlara, baskıcı, otoriter, kadın düşmanı rejimlere karşı olduklarını ifade edilen açıklamada, “Bu nedenle Taliban ve İran İslam rejimine karşı da kadınların ve bu ülkelerin demokratlarının, eşitlik, özgürlük ve barış mücadelesi veren toplumsal güçlerinin haklı mücadelesinin yanındayız. Ancak kadın haklarının küresel emperyalist ve kapitalist güçlerce araçsallaştırılması stratejisinin tam karşısındayız. Yerel, dinsel ve kültürel değerler soslu ataerkiyi de, insanların güvenliğini değil ulusal ve ulusötesi şirketlerin güvenliğini kollayan; halkların refahını değil bir avuç zengini gözeten otoriter devletlerin çıkarlarını önceleyen emperyal ataerkiyi de reddediyoruz” ifadeleri kullanıldı.
“HER ALANDA EŞİT TEMSİL VE ŞİDDETSİZ BİR HAYAT İÇİN MÜCADELEDEN VAZGEÇMEYECEĞİZ”
Dünyayı mahveden de eril zihniyetler olduğu ifade edilen açıklamada, şunlar söylendi:
“İnsana ve doğaya hükmetme ve ikisini de alabildiğine sömürme üzerine kurulu bu eril sistemler, yarattıkları insani ve ekolojik tahribatlar ile gezegenin sonunu hazırlıyor. 21. Yüzyılı da kana buluyor. Filistin, Ukrayna, Afganistan, Irak, Libya, Suriye, Yemen ve daha sayamadığımız pek çok yerdeki savaşları çıkaran hükümetlerin; bu savaşlardan nemalanmaya çalışan hükümet ve şirketlerin; doğayı, toplumu, kadınları, LGBTİ+ları ve tüm “öteki” gördüklerini zapturapt altına almaya çalışan erkek egemen kurumların dünyada barış istemediğini görüyoruz. Dünyada yükselen eril otoriter dalga, yüzyılların mücadelesi sonucunda kabul edilen temel insan haklarını, eşitlik ilkesini yok sayıyor; kazanılmış tüm demokratik kurumları yıkıma uğratıyor. Biz kadınlar barış istiyoruz. Kalıcı, sürdürülebilir bir barışı elbirliğiyle kurmak üzere, barış süreçlerinde yerimizi almak istiyoruz. Her alanda eşit temsil ve şiddetsiz bir hayat için mücadeleden vazgeçmeyeceğiz. Hiçbir ayrımcılığı ve ataerkinin, kapitalist paylaşım savaşlarının, militarizmin, yayılmacı politikaların hiçbir versiyonunu kabul etmeyeceğiz.”
Son olarak açıklamada şu ifadeler kullanıldı:
“Tüm insanlığı, askeri saldırganlıklara ve işgallere artık daha güçlü bir ses çıkarmaya çağırıyoruz. Soyut barış temennilerinin ötesine geçip, sadece savaşa değil; silahlanmaya, milliyetçilik, ırkçılık, cinsiyetçilik ve militarizme karşı daha güçlü bir ses çıkarmalıyız.
Dünyanın en büyük silah ihracatçısı olan ülkelerinin daimi üyesi olduğu BM Güvenlik Konseyi üyeleri başta olmak üzere, çatışma bölgelerine asker ve silah gönderen, saldırı ve işgalleri destekleyen hükümetler, tüm savaş kayıplarından ve insani krizlerden sorumludur. Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne gerçek görevini hatırlatıyoruz.
Türkiye’de savaş tehdidi, ekonomik kriz, kadın kazanımlarına ve insan haklarına saldırı ortamında yaşamak istemiyor, şiddetsiz ve barışçıl bir ülkede yaşamak istiyoruz. Siyasi iktidarı, komşu ülkelerin iç işlerine müdahale etmemeye, Suriye’de, İran’da ve Türkiye’de etnisite, dini inanç, cinsiyet ve cinsel yönelim ayrımcılıklarına dayalı yönetim tarzını terketmeye çağırıyoruz. Ekonomik ve politik demokrasi, mor-yeşil-kamucu bir ekonomi istiyoruz.
Ülkenin iç barışının bir an önce sağlanması en yakıcı sorunumuzdur. Soyut vaadlerin ötesinde gerçek bir toplumsal barışın sağlanması için tüm siyasal ve toplumsal güçler ile birlikte şeffaf ve somut hedefler üzerine kurulu, etkili adımların atıldığı bir barış sürecinin örülmesini talep ediyoruz.”





