JMO Antalya Şubesi: “Akseki’deki boksit ocağı projesi hidrojeolojik sistem için risk oluşturmaktadır”

Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) Jeoloji Mühendisleri Odası (JMO) Antalya Şubesi tarafından yapılan açıklamada, Akseki ilçesi Değirmenlik Mahallesi’ndeki 34107 ruhsat numaralı boksit ocağı kapasite artışı projesine ilişkin hazırlanan Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) raporunun incelendiği belirtildi. Açıklamada projenin hidrojeolojik sistem üzerinde olumsuz etkiler yaratabileceği ifade edildi.

Antalya’nın Akseki ilçesine bağlı Değirmenlik Mahallesi’nde, iş insanı Mehmet Cengiz’e ait Eti Alüminyum A.Ş. tarafından işletilen boksit ocağında kapasite artışı planlanıyor. 2009 yılına dayanan proje kapsamında, ilk başvuruda 0,26 hektarlık çalışma alanının 447 hektara çıkarılması planlanırken, Bakanlığa sunulan güncel Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) raporunda proje alanı 340,9 hektar olarak yer aldı.


Dosyada yıllık üretim miktarının 1 milyon 228 bin tona çıkarılması hedeflenirken, sahada yılda 12 ay, ayda 30 gün, günde 16 saat ve iki vardiya halinde çalışma yürütülmesi planlanıyor. İşletme ömrünün ise 12 yıl olarak hesaplandığı belirtildi.
ÇED raporunda proje alanının büyük bölümünün orman arazilerinden oluştuğu, bir kısmının da Gidengelmez Dağları Yaban Hayatı Geliştirme Sahası sürdürülebilir kullanım bölgesi içinde kaldığı kaydedildi.

Rapora göre ocak alanına en yakın konut 165 metre, pasa depolama alanına en yakın konut ise 140 metre mesafede bulunuyor. Proje kapsamında daha önce 10 Eylül 2024’te Halkın Katılım Toplantısı gerçekleştirilirken, kapasite artışına ilişkin ÇED sürecinde bir sonraki aşama olarak 21 Mayıs 2026’da İnceleme Değerlendirme Komisyonu (İDK) toplantısı yapılacak.

Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) Jeoloji Mühendisleri Odası (JMO) Antalya Şubesi tarafından Akseki ilçesi Değirmenlik Mahallesi’ndeki 34107 ruhsat numaralı boksit ocağı kapasite artışı projesine ilişkin hazırlanan ÇED raporunun incelendiği duyuruldu. Projenin hidrojeolojik sistem üzerinde olumsuz etkiler yaratabileceği ifade edildiği açıklamada raporun Jeoloji Mühendisi Önder Yazıcı ve Jeoloji Yüksek Mühendisi Ali Keşeş tarafından hazırlanan teknik rapor çerçevesinde incelendiği duyuruldu.

Açıklamada, projede mevcut 0,26 hektarlık çalışma alanının bin 295 kat büyütülerek 340,9 hektara çıkarılmasının ve yıllık üretimin 33,8 milyon tona ulaşmasının planlandığı kaydedildi. Üretim yönteminin ve bu yöntemin yeraltı su sistemi üzerindeki etkilerinin asıl belirleyici olduğu vurgulandı. ÇED dosyasında sahada açık ocak yöntemiyle delme ve patlatma yapılmasının planlandığı belirtildi.

“PROJE SUSUZLAŞTIRMAYI ZORUNLU KILIYOR”

Birinci ocakta 10 metre yüksekliğinde 37 basamakla yaklaşık 375 metre derinliğe inilerek taban kotunun 950 metreye düşürülmesinin, ikinci ocakta ise 13 metre yüksekliğinde 15 basamakla yaklaşık 190 metre derinliğe inilerek 1040 metre kotuna kadar kazı yapılmasının öngörüldüğü ifade edilen açıklamada, aynı sahada yapılan ölçümlerde yeraltı su seviyesinin bin147 ila bin155 metre kotları civarında olduğu dikkate alındığında her iki ocakta da kazıların yeraltı su seviyesinin altına ineceği belirtildi. Bu durumun işletmenin sürdürülebilmesi için susuzlaştırmayı zorunlu kılacağı ve doğal hidrojeolojik dengenin bozulmasına yol açacağı aktarıldı.

Açıklamada, başta Değirmenlik Kaynağı olmak üzere Akseki’nin içme ve kullanma suyu kaynakları için riskler doğurduğu belirtildi. Değirmenlik ve çevresinin ileri derecede karstlaşmış bir yapıya sahip olduğu, yeraltı suyunun düdenler, çatlaklar ve yeraltı kanalları boyunca hareket ettiği kaydedildi. Bu nedenle alanda yapılacak her müdahalenin etkisinin geniş bir coğrafyaya yayılabileceği ifade edildi.

“BİLİMSEL GERÇEKLİKLE ÖRTÜŞMÜYOR”

Ortalama bin 900 litre/saniye debiye sahip Değirmenlik Kaynağı’nın mevsimsel olarak 50 litre/saniyeden 15 bin litre/saniyeye kadar değişebildiği belirtilen açıklamada, yapılan boya izleme çalışmaları ve bilimsel araştırmaların bu suların bir kısmının Manavgat Vadisi’nde Pamuklu ve Karamiyarlar kaynakları olarak yeniden yüzeye çıktığını ortaya koyduğu, ancak sistemin önemli bir bölümünün boşalım noktalarının hala tam olarak bilinmediği ifade edildi. Patlatmalı açık ocak işletmesinin etkisinin yalnızca ocak sahası ile sınırlı kalacağını düşünmenin bilimsel gerçeklerle örtüşmediği vurgulandı.

ÇED raporunda yer alan hidrojeolojik modelleme çalışmalarında, Değirmenlik Kaynağı’nın beslenim alanının bölgesel ölçekte olduğu ortaya konulmasına karşın, raporun sonuç bölümünde “yeraltı sularına olumsuz etki olmayacaktır” şeklinde bir değerlendirme yapılmasının ciddi bir bilimsel çelişki oluşturduğu vurgulanan açıklamada, Değirmenlik Kaynağı ve bölgedeki içme suyu kuyuları için mevzuat gereği belirlenmesi zorunlu olan mutlak, birinci ve ikinci derece koruma alanlarının henüz Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü (DSİ) tarafından tanımlanmamış olmasının da önemli bir eksiklik olduğu belirtildi.

“GERİ DÖNÜŞÜ MÜMKÜN OLMAYAN ÇEVRESEL VE TOPLUMSAL SONUÇLARLA KARŞILAŞILIR”

Açıklamada, madencilik faaliyetlerinin yalnızca ekonomik kazanç odaklı değil, kamusal yarar, çevresel değerler ve doğal kaynakların sürdürülebilirliği gözetilerek yürütülmesi gerektiği vurgulandı. Projenin mevcut haliyle ilerletilmemesi, yeniden değerlendirilmesi, karst hidrojeolojisine uygun detaylı çalışmaların yapılması ve DSİ tarafından koruma alanları belirlenmeden herhangi bir karar verilmemesi gerektiği belirtildi.

Açıklamada projenin hayata geçmesi durumunda geri dönüşü mümkün olmaya çevresel ve toplumsal sonuçlarla karşı karşıya kalınacağı ifade edildi.