Kaş’a mermer ocaklarıyla darbe vuruluyor

Kaş mermer ocağı Kaş mermer ocağı

Antalya’nın Kaş ilçesindeki Gökçeyazı Mahallesi’nde 950 dönümlük verimli orman arazisine mermer ocağı ruhsatı verilmesi ilişkin Kaş Çevre Kültür Derneği açıklama yaptı.

Antalya’nın Kaş ilçesine bağlı Gökçeyazı Mahallesi’nde 950 dönümlük verimli orman arazisine mermer ocağı ruhsatı verilmesi ilişkin basın açıklaması açıkladı.

Açıklamanın başında şu ifadelere yer verildi:

“Geçtiğimiz yıl haziran ayında Kaş’ın Çamlıova Mahallesindeki asırlık sedir ve ardıç ağaçlarının bulunduğu 1000 dönümlük (100 hektar) verimli orman arazisine mermer ocağı ve kırma eleme tesisi ruhsatı verilmişti. Halk bir araya gelerek ÇED toplantısını yaptırmamış, ruhsatın iptalini istemişti. Şimdi de Gökçeyazı Mahallesinde sandal ve meşe ağaçlarından oluşan orman ve de tarım alanlarını yok edecek 95,5 hektar (950 dönüm) büyüklüğündeki araziye mermer ocağı ruhsatı verildiği görüyoruz. Antalya Valiliği, Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı İl Müdürlüğü tamamı orman ve tarım arazisinden oluşan alana ‘’ÇED gerekli değildir’’ kararı vermiştir. Adına ‘iklim değişikliği’ eklenen bakanlığının İl Müdürlüğünün su havlarımız, ormanlarımız, tarım alanlarımız üzerinde koruyucu kararlar alması beklenirken bölgemizde ve dünyada her yıl etkisini daha fazla hissettiğimiz iklim krizinin nedenlerinden biri olan orman alanlarının tahrip edilmesi yönünde ‘Çed gerekli değildir’ kararı vermesini, bir avuç taş ve mermer için geleceğimizin feda edilmesini anlayamıyoruz.”

Açıklamada, 25 hektar ve üzeri alanlar için ÇED zorunluyken, ruhsat alanında toplam büyüklüğü 95,5 hektar olduğu görüldüğü halde, 24,5 hektarlık alanın ÇED’e konu edildiği ve ÇED sürecinin bypass edildiği ifade edildi.

Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü’nün sadece 2024 yılı içinde Türkiye genelinde 15 binin üzerinde ruhsat verdiği, 2008 – 2023 yılları arasında 15 yıl içinde 386 bin ruhsat verdiği görüldüğü ifade edilen açıklamada, şu sözler kullanıldı:

“Sadece 81 ilimiz olduğunu düşünüldüğünde bu rakamın korkutucu büyüklüğü daha iyi anlaşılmaktadır. Bu rakamlar ruhsat verilen yerin özelliklerine ve önemine bakılmadan masa başından ruhsat dağıtıldığı izlenimi yaratmaktadır. Verilen ruhsatların büyüklüğünün, il büyüklüklerinin oranına bakıldığında Türkiye coğrafyasının nasıl büyük bir talan ve yağma altında olduğu görülmektedir. Kütahya ilimizin yüzde 92’isi, Uşak’ın yüzde 80’isi, Çanakkale ve Balıkesir’in yüzde 79’u, Artvin’in yüzde 71’i, Muğla ilimizin yüzde 65’i maden faaliyetleri için ruhsatlandırılmıştır. Bir ilin neredeyse tamamının ruhsatlandırılmış olduğunu görüyoruz. Bu ruhsatlı alan büyüklüğü, ülkemizin her yerinde yaşamamızı devam ettirebilmemiz için hayati önemi olan orman alanlarının, tarım alanlarının, su havzalarının yok edildiğini göstermektedir. Türkiye’nin her yanında büyük bir doğa kırımı ve geri dönüşü mümkün olamayacak tahribat yaşanmaktadır”

Bilim insanları sadece 10 yıl iklim değişimi kaynaklı felaketler sebebiyle dünya çapında 200 milyon insanın göç etmek zorunda kalacağı söylenen açıklamada, “Geçtiğimiz yıl Hindistan’nın Tripura eyaletinde dört gün süren muson yağmurları sonucunda oluşan sel ve heyelanlarda 23 kişi yaşamını yitirmiş, yaklaşık 1,7 milyon kişi felaketten etkilenmiştir. Yine birkaç ay önce İspanya’nın Valensiya şehrinde şiddetli yağışlar sadece sekiz saat içinde yıllık ortalama yağış miktarına eşdeğer bir seviyeye ulaşmış, büyük can ve mal kaybına yol açmıştır” denildi.

Son olarak şu ifadelere yer verildi:

Dünya’nın farklı noktalarında iklim değişikliği kaynaklı felaketler yaşanırken Türkiye’de ise büyük bir kuraklığın yıllar içinde büyüyerek arttığı görülmektedir. Türkiye’de son 60 yılda yaklaşık 240 doğal gölden 186’sı tamamen kurumuş, göllerimizin dörtte üçü yok olmuştur. Geriye kalan göller ise kuraklık tehlikesi ve aşırı kirlilikle karşı karşıyadır. Bu durum, su kaynaklarının sürdürülebilir yönetimi ve çevre koruma önlemlerinin önemini bir kez daha ortaya koymaktadır. Geleceğimiz olan su kaynaklarımızı hızla kaybediyoruz. İklim krizi ile mücadele edeceksek öncelikle karbonu, soluduğumuz oksijene çeviren ormanlarımızı korumalıyız. Ancak ormanlarımız atmosferdeki fazla karbondioksiti emerek sera etkisini azaltabilir.  Kaş, içinde iki Özel Çevre Koruma Bölgesi, Unesco Dünya Mirası listesinde bulunan Ksantos ve Türkiye’nin en çok ziyaretçi alan antik kenti Patara ile beraber sekiz antik kent ve sayısız arkeolojik alan bulunduran, endemik ve nesli tehlike altında türlere ev sahipliği yapan eşsiz bir coğrafyadır. Türkiye’nin reklam yüzü olan Kaputaş plajı da dahil olmak üzere eşsiz kıyı şeridi ve koyları ile Türkiye’nin en önemli turizm noktalarının biridir. Ruhsat verilen yer Likya uygarlığının en yoğun nüfusunu barındıran bölgelerden biri olan Kyaneai antik kentinin bulunduğu alandadır. Bu sebeple ruhsat sahası çevresi, Likya kültürel mirasına ait yüzlerce arkeolojik alanla dolu bir açık hava müzesidir. Böyle bir zenginliğin katma değeri olmayan mermer, taş için tahrip etmek Kaş’ın zenginliklerini anlamamak, bilmemektir. Buradan karar vericilere, yetkililere sesleniyoruz. Köyümüzle hiçbir bağı, ilgisi olmayan bir kişi bir firma zengin olacak diye tüm köylümüzün sağlığına, gelir kaynaklarına zarar verecek, yaşam alanlarını yok edecek mermer ocağının açılması kararını iptal edin! halkımızın sağlıkla, refah içinde yaşaması için, çocuklarımızın geleceği için ormanlarımıza, su kaynaklarımıza tarım arazilerimize dokunmayın!”