Dev Sağlık – İş, SES Antalya Şubesi yenidoğan çetesi’ne karşı Akdeniz Üniversitesi Hastanesi A Blok önünde dün (24 Ekim) ortak basın açıklaması yaptı. Açıklamada, “Özel hastane isteniyorsa bırakın özel kalsınlar. SGK’dan yani halkın vergilerinden beslenmemelidir” ifadelerine yer verildi.
Para için bebeklere yanlış tedavi uygulayan ve ölümlere neden olan ‘yenidoğan çetesi’ne tepkiler sürüyor. Konu hakkında Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) Antalya Şubesi ve Devrimci Sağlık İş (Dev Sağlık – İş) Antalya Şubesi dün ortak bir basın açıklaması yaptı. Eylem öncesi Ankara’da dün gerçekleşen bombalı saldırıda hayatını kaybedenler anılarak saldırı lanetlendi.
Akdeniz Üniversitesi Hastanesi A Blok önünde bugün (24 Ekim) yaılan açıklamada ortaya çıkan skandalın Sağlıkta Dönüşüm Programıyla sağlığın ticarileştirilmesinin eseri olduğu vurgulandı.

Yapılan eylemde sendikalar adına ortak basın açıklamasını SES Antalya Şube Eş Başkanı Şükran İçöz yaptı. Şükran İçöz basın açıklamasında şunları belirtti:
“Sermayenin ihtiyaçları kapsamında Dünya Bankası’nın bir programı olarak geliştirilen Sağlıkta Dönüşüm Programı 3 Kasım 2002 tarihinde AKP’nin tek başına iktidara gelmesiyle birlikte uygulamasına hız verildi. Sağlık sistemine bilerek yatırım yapılmamış ve sağlık sistemi uygulanan politikalarla zayıflatılmış, sonra da bunun sonucunda ortaya çıkan hasta kuyrukları, ilaca ulaşma zorlukları, SSK-Sağlık Bakanlığı ayrılığı gibi halkta oluşan hoşnutsuzluktan faydalanılmış, bu olumsuz sağlık uygulamalarının “sağlıkta devrim” yapılarak değiştirileceği beklentisi oluşturulmuş ve Sağlıkta Dönüşüm Programı’nın uygulanmasına destek istenmiştir.”
Gelinen aşamada özellikle de para için bebeklerin yaşamlarına kadar el uzatan bu programın toplum sağlığına yararı olmadığı herkesçe görüldüğü belirtilen açıklamada, “Sağlıkta dönüşüm programı ve programa yön çizen kar ve rant amaçlı, özelleştirmeci, halkın geniş kesimlerinin çıkarlarını sermayenin ihtiyaçlarını için gözden çıkartan anlayış ülkemizde de benzer uygulamaları uygulayan tüm dünya ülkelerinde de çökmüştür” denildi.
Sağlıkta Dönüşüm Programı sözleşmeli çalışmayı, performansa dayalı ücretlendirmeyi, genel sağlık sigortası uygulamasını, aile hekimliğini, kamu hastane birliklerini kapsadığı hatırlatılan açıklamada şunlar söylendi:

“Kamu alanının tamamında planlanan genel dönüşümün adı olan “Kamu Özel Ortaklığı’nın sağlıktaki adı olan şehir hastaneleri ise programın ikinci fazı olarak ifade ediliyordu. ‘Sağlıkta Dönüşüm Programı’ tüm itirazlarımıza rağmen yaşama geçirilmeye çalışıldı. Mevcut sağlık sistemine eleştirilerimizi ifade ederken hep alternatifini de sunduk. Daha özgür, sömürüsüz, demokratik, eşitlikçi bir dünya için mücadele ederken ‘başka bir sağlık sistemi mümkündür’ dedik yıllardır mücadelesini verdik.”
Sağlıkta Dönüşüm Programı’nda sonuçları hatırlatılan açıklamada, “Sağlık toplumsal bir olgudur. Toplumun en geniş kesimlerinin sağlığını ve ihtiyaçlarını merkeze almalıdır. Bir sağlık sorunu varsa sadece bireyin durumuna indirgenemez, altında yatan toplumsal, siyasal, ekonomik, ekolojik, kültürel ve eril tahakkümden kaynaklanan nedenler vardır. Bunları görmeden sağlık konusunda bir yol alınmayacağı açıktır. Bu anlamda fiziksel, bedensel, sosyal iyilik hali eşitlik, özgürlük ve demokrasi ile ilgilidir” ifadeleri kullanıldı.
“KORUYUCU SAĞLIK SİSTEMİ ÖNCELENMELİDİR. BUNUN İÇİN BİRİNCİ BASAMAK SAĞLIK HİZMETLERİ HAYATİ ÖNEMDEDİR”
Yönetenler sadece sonuçlar ile ilgilenerek sağlıksızlık halinden kar etmeye heves eden bir sağlık sisteminde ısrar etmeye devam ettiği açıklamada şu ifadeler kullanıldı:
“Koruyucu sağlık sistemi öncelenmelidir. Bunun için birinci basamak sağlık hizmetleri hayati önemdedir. Bu hizmetler bölge tabanlı ve toplum merkezli olmalıdır. Sağlıktaki yatırımların ağırlığı koruyucu sağlık hizmetlerine verilmelidir. Geçmiş dönem var olan sosyalleşmeye dayalı sağlık ocağı sistemindeki aksaklıkların giderilmeli, iyileştirilerek daha güçlü bir birinci basamak örgütlenmesi yaratılmalıdır dedik. İktidarlar birinci basamağa yönelik eleştirileri görmezden gelerek ve gerekli yatırımları yapmayarak birinci basamağı çalışamaz hale getirmişlerdir. Koruyucu sağlık hizmetleri tamamen rafa kaldırıldı ve tedavi edici hizmetlerin bir parçasına dönüştürüldü. Ekip dağıtıldı, koruyucu hizmetler parçalandı. Birinci basamakta verilen hizmetler polikliniğe daraltıldı, kişisel koruyucu hizmetle sınırlı tutuldu. Aile hekimliği küçük hastanelere dönüştürüldü.”

Açıklamada ayrıca şu ifadeler kullanıldı:
“SSK, üniversiteler, askeri kurumlar, belediye, Sağlık Bakanlığı vb. farklı ve bölünmüş bir sağlık hizmetleri mevcut idi. Bunların birleştirilmesi gerekir ancak bu yapılırken sağlık hizmetlerinin planlaması, örgütlenmesi ve sunumunda toplumun örgütlü kurumlarının ve en başta da sağlık emekçilerinin örgütlerinin karar ve denetim süreçlerinde bulunması gerekir dedik. Aynı zamanda sağlık hizmetlerinin basamaklandırılması ve bu basamaklandırmaya uyulması özellikle üçüncü basamakta yığılmaların engellenmesinin ve sağlık eğitimi açısından önemli olacağını söyledik. Kamu kurumlarında yürütülen sağlık hizmetleri tek elde toplanıp “tüm sağlık kurumları tek çatı altında toplandı” denilirken diğer taraftan özel sağlık kurumları teşvik ve desteklerle sayıları arttırıldı.”
Sağlık kurumlarını Halk Sağlığı, Temel Sağlık Hizmetleri ve Kamu Hastane Birlikleri diye üçe ayırdığı hatırlatılan açıklamada, “Belli bir süre sonra insanın aklıyla alay edercesine “sağlıkta devrim” diyerek üçe ayırdıkları sağlık kurumlarını yine birleştirdiler. Önemli bir diğer değişim de SDP öncesinden başlayan ve SDP ile patlama yapan özel sağlık sektörü oldu. Sermaye kesimlerinin sağlığa ilgisi büyük oldu. Sağlıktan artı değer sızdırma, hükümetin teşvikleri ile oldukça cazip hale geldi” denildi.
“SAĞLIK HİZMETLERİNİN GENEL BÜTÇEDEN KARŞILANMASI GEREKİR, SAĞLIKTAN TASARRUF YAPILAMAZ”
Güvencesiz sağlık emek gücü bu hastanelerde derin sömürüye maruz kalırken, hastaların bedenleri kar adına sürekli istismar edilir hale getirildiği belirtilen açıklamada, “Sağlık hizmetlerinin genel bütçeden karşılanması gerekir, sağlıktan tasarruf yapılamaz dedik. Önce sağlık hizmetlerini ve finansmanını birbirinden ayırdılar. 2008’de çıkarılan Genel Sağlık Sigortası uygulaması ile yoksullar üzerinde sağlık hizmetinin mali yükü artmıştır. Bunu takip eden SUT uygulamaları ve katkı katılım payları, cepten ödemeler ile toplumun sağlık hizmetini almasının önüne ciddi bariyerler konulmuştur” ifadeleri kullanıldı.

‘Sağlık bir kamu hizmetidir, kamu hizmeti kadrolu çalışanlar eliyle yürütülür, kamu hizmetlerinin nitelikli ve sürekliliği için bu bir zorunluluktur’ dedikleri aktarılan açıklamada, “Ancak geçen süre zarfında güvencesizlik temel çalışma rejimine dönüştürüldü. Güvencesizlik durumu emekçileri sağlıksız koşullarda, daha fazla sürelerde, daha ucuza çalışmaya zorladı. Sağlığımız bozuldu. Salgın da hastalandık ve öldük. Depremde enkaz altında kaldık. Sağlık emekçilerinin insanca yaşanacak bir temel ücreti olmalıdır dedik” denildi.
Açıklamada, Sürekli olarak sağlık emekçilerin temel ücretini düşük tutarak performans, teşvik vb. güvencesiz ücretlendirme getirdiği hatırlatıldı. Gelirleri arttırmak için fazla mesai ve fazladan nöbetler tutmaya başladık. İki- üç kişinin işini tek kişiye yaptırıldığı belirtildi.
Öte yandan açıklamada, şu ifadeler kullanıldı:
“Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ile tekleşen rejim ihtişamlı binaları ile bu tekliği tüm alanlara yaymaya çalışıyor. Sağlıkta bunun karşılığı şehir hastaneleri oldu. Bizler sağlık hizmetlerinin toplum içine yayılımı ile ulaşımı kolaylaştırmayı savunduk. Devasa hastanelerin toplum sağlığı açısından yararlı olmadığı, esas olarak koruyucu sağlık hizmetlerinin güçlendirilmesi gerektiğini söyleyegeldik. Bu devasa hastaneleri sağlık hizmetlerin verilmesi açısından da uygun mekanlar olmadığı ifade ettik. Tüm ısrarlarımıza rağmen toplumsal sağlık için ayrılması gereken kaynaklar buralara ayrılarak şehir hastaneleri açıldı.”
Rant ve kâr amaçlı değil, sağlık emekçisi ve başvurucular arasına para ilişkisinin giremediği, koruyucu hizmetlerin öncelendiği toplum için sağlık, önerileri sunuldu:
Pıtrak gibi çoğalan özel sağlık kurumlarına değil kamu sağlık kurumlarına yatırım,
Sağlık hizmetlerinin demokratikleşmesi,
Bireysel ve tedavi merkezli değil, toplum ve bölge tabanlı koruyucu sağlık,
Taşeron, sözleşmeli, 4/B,4/C,4/D, 3+1 değil tek ve kadrolu çalışma,
Performans değil, emekliliğimize yansıyacak temel ücret ve ücretlerimizde artış,
Devasa şehir hastaneleri değil topluma yayılmış, ulaşılabilir sağlık kurumları,
Ücretsiz, nitelikli, ulaşılabilir ve kamusal sağlık hizmeti demeye devam edeceğiz.
İşte bu dediklerimizi dikkate almadığınız bizleri dinlemediğiniz, sağlığı piyasalaştırdığınız ve kar aracına dönüştürdüğünüz için bugün bebeklerimizin özel hastane yoğun bakımlarında nasıl katledildiği haberleri ile sarsılıyoruz.
Sağlık bakanlığı ve tüm illerde sağlık kurumları önünden, kentin meydanlarından haykırıyoruz.
Sağlığın kar alanı haline getirildiği, sağlıktan yüksek paralar kazanmak amacıyla bebeklerin yaşam hakkına kasteden çetelerin adeta sağlık hizmetini yönettiği sağlıksızlık ortamında, olanca gücüyle sağlık hizmeti sunan, şifa dağıtan, can kurtaran sağlık emekçileri olarak oldukça üzgün oldukları belirtilen açıklamada, şunlar söylendi:

“Sağlık hizmetlerini metalaştıran, piyasa koşullarıyla, rekabete dayalı sağlık hizmeti tercihini sürdüren hükümet, yolsuzluklara, hırsızlıklara, insan sağlığını hiçe sayan çeteleşmeye zemin hazırlamıştır. Sağlık şirketlerine, giderek yoksullaşan emekçi halktan, dolaylı vergilerle çalışanlardan alınan yüksek vergilerle toplanan paraları akıtmaktan kaçınmayan, bu sağlık şirketlerini doğru dürüst denetlemeyen hükümet toplumun haklı infialini dindirmek için kendi sorumluluğunu örtbas telaşıyla hastaneleri kapatarak, emeğiyle geçinen yüzlerce sağlık çalışanını mağdur etmiştir”
Yapılması gerekenler açıklamada şöyle sıralandı:
Yerelden bakanlığa kadar tüm bürokratlar sorumluluğu gereği görevden el çektirilerek adli ve idari soruşturmaya dahil edilmelidir!
Kar ederken ses çıkarmayan hastane patronları ya da özel hastane şirketlerinin yöneticileri de aynı derecede sorumludur. Gözaltına alınan tek bir hastane sahibi ya da şirket yöneticisi yoktur. Onlar da soruşturmaya dahil edilmelidir!
Kamu hastanelerinde ki istihdam açığını hızla giderip liyakatsiz yöneticileriniz geri çekilmelidir!
Kamusal, nitelikli, erişilebilir, ücretsiz sağlık sisteminin garantisini verilmelidir!
Özel hastaneler ya kamulaştırılmalı ya da SGK ile yapılan tüm anlaşmaları iptal edilmeli ve hiçbir özel sağlık kurumu ile SGK’nın bir daha anlaşma yapmasının önüne geçilmelidir!
Özel hastane isteniyorsa bırakın özel kalsınlar. SGK’dan yani halkın vergilerinden beslenmemelidir!
Yönünüzü sermaye tekellerine değil halka, sağlık ve sosyal hizmet emekçilerine dönmelisiniz!
Sağlık ve sosyal hizmet alanında yaşanan vurgunları, hırsızlıkları ve olumsuzlukları açığa çıkaran üye ve yöneticilerimize soruşturma açmaktan sürgün etmekten vazgeçmelisiniz. Bizleri sağlık emekçilerini dinleyiniz!
Sağlık emekçileri ve halkı karşı karşıya getirip bu skandaldan sıyrılmanıza izin vermeyeceğiz!
Toplumun sağlık hakkına ve sağlık emekçilerinin içinde bulunduğu çıkılmaz hal alan dertlerini söylemeye devam edeceğiz. Söyleyecek sözümüz değiştirecek gücümüz var . Kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya hiçbirimiz !






