Sol Parti Antalya: “Sağlık sistemini piyasanın vahşi koşullarına terk eden bu düzen değişmeli, herkes için doğuştan kazanılmış bir hak olan sağlık hizmeti eşit, ücretsiz, kolay ulaşılabilir ve nitelikli biçimde sağlanmalıdır”

Sol Parti Antalya yenidoğan çetesi Sol Parti Antalya yenidoğan çetesi

SOL Parti Antalya İl Örgütü  Antalya’nın Muratpaşa ilçesinde bulunan Attalos Meydanı’nda  ‘yenidoğan çetesi’ olaylı alakalı basın açıklaması yaptı. Açıklamada “Münferit bir olay olarak görülemez, AKP’nin 2003 yılında uygulamaya koyduğu sağlıkta dönüşüm programının ve özelleştirmelerin sonucudur” denildi.

SOL Parti Antalya İl Örgütü Antalya’nın Muratpaşa ilçesinde bulunan Attalos Meydanı’nda dün (23 Ekim) ‘yenidoğan çetesi’ skandalını gerçekleştirdiği eylemle protesto etti.

Yapılan eylemde basın açıklamasını SOL Parti Antalya İl Başkanı Aysel Aydın okudu.

Açıklamanın başında şu ifadeleri kullandı:

“AKP’nin Sağlıkta Dönüşüm Programı bir kez daha çöktü: Sağlıkta piyasalaşma bu kez de yenidoğan yoğun bakım servislerinde felakete yol açtı.  Yenidoğan çetesi buzdağının görünen en vahşi yüzüdür. İddia ediyoruz ki bununla da sınırlı değildir. Bir ülkenin gelişmişlik düzeyi iktisadi verilerle değil bebek ölüm hızıyla ölçülür. Sağlıkta en temel kriterlerden biri budur. Bu münferit bir olay olarak görülemez, bir grup  kötü insanın bir araya gelip oluşturduğu bir organizasyon değildir. Bu bir bütün sağlığı piyasanın vahşi koşullarına terk eden, AKP nin 2003 yılında uygulamaya koyduğu sağlıkta dönüşüm programının ve özelleştirmelerin sonucudur.”

Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AK Parti) sağlıkta dönüşüm programıyla; Sosyal Güvenlik Kurumu, Genel sağlık sigortası finansman modeli ile özel sağlık sektöründen hizmet satın almaya başladığı belirtilen açıklamada, “Zorunlu olarak Genel Sağlık Sigortalı olan tüm yurttaşlardan oluşan müşteri havuzunu da sermayenin kar hırsına sunmuştur.  Bir yandan SGK eliyle özel sektöre kaynak aktarılırken; kontrolsüz ve ölçüsüz alınan ilave ücret ile de vatandaş yolunacak kaz olarak görülmüştür. Sağlıkta yıkım olarak gördüğümüz bu programın özeti; hastaneleri ticarethane, hastaları müşteri, çalışanları köle olarak görmesidir” denildi.

Yoğun bakım ve acil sağlık hizmetleri sağlık sisteminin en hassas bölümüdür. Sağlık ticarete konu edilemeyeceği gibi; yoğun bakım ve acil sağlık hizmetlerinin ise hiçbir şekilde kamu hizmeti niteliğini yitirmemesi gerektiği belirtilen basın açıklamada şunlar söylendi:

“Bugün ülkede mevcut yoğun bakım yataklarının yarıya yakını özel sağlık sektörünün kontrolündedir ve SGK bu hizmeti özel sektörden satın almaktadır. 112 sistemi ile ihtiyaç duyan hastalar buralara yönlendirilmektedir.  Özellikle yenidoğan yoğun bakım yatak sayısı da Özel hastanelerde kamu hastanelerinin yaklaşık iki katıdır. Sermayenin zor, masraflı ve nitelikli emek gerektiren yenidoğan yoğun bakım servisi kurma iştahı nereden kaynaklanmaktadır?  Yanıtını maalesef bu vahşi olay tüm açıklığıyla gözler önüne sermiştir.”

“SAĞLIK BAKANI KENDİ KABAHATİNİ GİZLEMEK İÇİN GAZETECİLERE YÜKLENMİŞTİR”

Yoğun bakım hizmetleri, özel sektörde taşeron eliyle, ölçüsüz bir sağlık emek gücü sömürüsü ile verilmekte, verilen hizmet ise Sağlık Bakanlığı ve SGK tarafından yeterince denetlenmediğini ifade edilen açıklamada, “Sistemin açıkları bulunarak kamu kaynağı sonuna kadar sömürülmekte, ayrıca çaresiz olan vatandaşın cebine de göz dikilmektedir. Sağlıkta ve hele yoğun bakım da taşeron olmaz. Sağlık ticarete konu edilemez, sermayenin kar hırsına terk edilemez” ifadeleri kullanıldı.

Ayrıca açıklamada, şu ifadelere yer verildi:

“Facianın kamuoyuna yansımasıyla beraber, Sağlık Bakanı kendi kabahatini gizlemek için gazetecilere yüklenmiştir. Halbuki yenidoğan çetesi, Sağlık Bakanı’nın İstanbul İl Sağlık Müdürü olduğu dönem boyunca faaliyetini yürütmeye devam etmiştir. Kamuyu yağmalamak için bebeklerin ölümüne sebep olan bu ağlık çetesini denetleme görevi kendisinde iken görevini yapmamış, halen daha aynı koltukta görevine devam etmektedir. Mevcut Sağlık Bakanı ile beraber hastane sahibi Sağlık Bakanlarının yargı önünde hesap vermesi gerekmektedir.”

“İKTİDAR HALKA BU ÇETELEŞMENİN VE ÖLÜMLERİN HESABINI VERMEKLE YÜKÜMLÜDÜR”

Gerçek faillerin, 2003’de sağlıkta dönüşüm programı ile sağlığı piyasalaştıran ve sermayenin kar hırsına terk eden AKP iktidarı olduğunu söylenen açıklamada, “İktidar halka bu çeteleşmenin ve ölümlerin hesabını vermekle yükümlüdür. Bir iddianame ile kamuoyuna yansıyan yenidoğan yoğun bakım faciasının tüm failleri bir an önce yargılanmalı ve hak ettikleri cezaları almalıdır. Ruhsatı iptal edilen şimdilik 10 hastanenin çete faaliyetlerine karışmamış sağlık emekçilerinin mağdur edilmeksizin hakları teslim edilmeli ve istihdamları sağlanmalıdır” ifadeleri kullanıldı.

Son olarak açıklamada, şu ifadelere yer verildi:

“Çözüm açık ve nettir. SGK’nın bu hastanelerden öncelikle yoğun bakım olmak üzere  hizmet alımına son verilmeli, yoğun bakım servisleri başta olmak üzere tüm özel hastaneler acilen kamulaştırılmalı ve en yakın Sağlık Bakanlığı hastanesine Sağlık emekçilerinin haklarıyla birlikte bağlanmalıdır. Sağlık sistemini piyasanın vahşi koşullarına terk eden bu düzen değişmeli, herkes için doğuştan kazanılmış bir hak olan sağlık hizmeti eşit, ücretsiz, kolay ulaşılabilir ve nitelikli biçimde sağlanmalıdır. Kamu kaynaklarının özel hastanelere aktarılmasına son verilmeli. Kamusal sağlık hizmeti veren kurumlar güçlendirilmelidir.”