Türkiye’nin düşük karbonlu ulaşım hedefinin önündeki engeller neler?

Görsel: Yapay zeka ile oluşturulmuştur

Bu yıl COP 31’e ev sahipliği yapmaya hazırlanan Türkiye’nin, 2053 net sıfır hedefi doğrultusunda ulaşım sektöründe de kapsamlı bir dönüşüm gerçekleştirmesi gerekiyor. Ancak hızlı kentleşme, artan özel araç sahipliği ve süregelen karayolu odaklı politikalar, bu dönüşümün önündeki en büyük engeller arasında yer alıyor. ODTÜ’den bilim insanlarının çalışmasına göre sürdürülebilir ulaşım türlerine geçişteki zorluklar ve demiryollarının uzun yıllar ihmal edilmesi, ulaşım sektörünün dönüşümünü yavaşlatıyor. Uzmanlar, elektrikli araçların ve yeni teknolojilerin tek başına yeterli olmayacağını; asıl dönüşümün toplu taşımanın güçlendirilmesi, yaya ve bisiklet odaklı ulaşımın yaygınlaştırılması ve sosyokültürel değişimle mümkün olacağını vurguluyor. 

Prof. Dr. Hediye Tüydeş Yaman ve Dr. Gülçin Dalkıç Melek


2053 net sıfır hedefleri doğrultusunda
Türkiye’nin, emisyonlarının yaklaşık yüzde 25’inden sorumlu olan ulaşım sektöründe de kapsamlı bir dönüşüm sağlaması gerekiyor. Ancak Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nden Prof. Dr. Hediye Tüydeş Yaman’ın ve Dr. Gülçin Dalkıç Melek’in çalışması, düşük karbonlu ulaşım politikalarının önündeki engellerin yalnızca teknik nedenlerden kaynaklanmadığını ortaya koyuyor. Hızlı kentleşme, artan özel araç sahipliği, karayolu odaklı altyapı ve toplu taşımaya yönelik olumsuz algı gibi çeşitli faktörler, bu dönüşümü zorlaştırıyor. 


Journal of Transport Geography adlı hakemli derginin “Place-based Decarbonization” özel sayısında yayınlanan araştırmaya göre ekonomik büyüme ve kentleşmeyle birlikte Türkiye’de ulaşım talebi hızla artarken, bu büyüme büyük ölçüde özel araç kullanımına dayanıyor. Toplu taşıma sistemlerinin konfor, güvenlik ve erişilebilirlik açısından yetersiz görülmesi, bu yönelimi güçlendiriyor. Çalışma ayrıca, havayolu taşımacılığına sağlanan teşviklerin ve yıllardır süren karayolu ağırlıklı ulaşım politikalarının, demiryolu ve denizyolu gibi düşük karbonlu alternatiflerin gelişimini sınırladığına dikkat çekiyor. 

Araştırma, Türkiye’nin düşük karbonlu ulaşım dönüşümü için önemli fırsatlara da sahip olduğunu vurguluyor. Genç nüfusun teknolojiye yatkınlığı, akıllı ulaşım sistemleri ve elektrikli araç yatırımları, dönüşüm açısından potansiyel sunuyor. Ancak kalıcı çözüm için yalnızca teknik yenilikler yeterli değil. Çalışmaya göre ulaşımda gerçek dönüşüm; toplu taşımanın güçlendirilmesi, yaya ve bisiklet odaklı ulaşımın yaygınlaştırılması ve şehirlerin yerel koşullarına uygun politikalar geliştirilmesiyle mümkün olabilir. Bu dönüşümü başarmak yalnızca iklim hedeflerine ulaşmak için değil; daha yaşanabilir, erişilebilir ve sürdürülebilir şehirler inşa etmek için de kritik önemde. 

EMİSYONLARDA ENERJİDEN SONRA İKİNCİ SIRADA

İklim değişikliğiyle mücadelede en kritik alanlardan biri olan ulaşım sektörü, küresel sera gazı emisyonlarının yaklaşık yüzde 25’inden sorumlu. Ancak bu sektördeki dönüşüm, yalnızca teknolojik yeniliklerle çözülebilecek bir mesele değil. Ulaşım, doğrudan ekonomik büyüme, kentleşme ve toplumsal tercihlerle şekillenen bir sistem olduğu için, karbon emisyonlarını azaltmaya yönelik politikalar da bu çok katmanlı yapıyı dikkate almak zorunda.

Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde bu denge daha da hassas. Ekonomik büyüme, artan gelir düzeyi ve kentleşme, ulaşım talebini hızla artırıyor. Bu artış, bir yandan hareketliliği ve ekonomik canlılığı desteklerken, diğer yandan enerji tüketimini ve karbon emisyonlarını yukarı çekiyor. Bu nedenle temel soru hâlâ geçerliliğini koruyor: Artan ulaşım talebi karşılanırken emisyonlar nasıl azaltılabilir?


ÖZEL ARAÇ SAHİPLİĞİ ARTIYOR

Çalışma, Türkiye’de özel araç kullanımının giderek arttığını ortaya koyuyor. Ekonomik büyüme, gelir düzeyindeki artış ve otomobilin yalnızca bir ulaşım aracı değil, aynı zamanda sosyal statü göstergesi olarak görülmesi bu eğilimi güçlendiriyor. 

Toplum taşıma hizmetlerinin kalitesine yönelik olumsuz algı ise önemli bir engel olarak öne çıkıyor. Özellikle kent içi toplu taşıma sistemlerinin yeterince konforlu, güvenli ve erişilebilir bulunmaması, özel araçlara talebi artırıyor. 

Bu durum, kentlerde ulaşım açısından bir kısır döngü yaratıyor: Özel araç sahipliği arttıkça toplu taşımaya olan talep ve yatırım baskısı zayıflayabiliyor; toplu taşımanın cazibesi azaldıkça ise özel araç kullanımı daha da yaygınlaşıyor. 

ULAŞIM ALT YAPISI HIZLI KENTLEŞMEYE YETİŞEMİYOR

Son yıllarda yaşanan hızlı kentleşme süreci de düşük karbonlu ulaşımın önündeki en önemli engellerden biri. Kırsaldan kente göçle birlikte şehir nüfuslarının hızla artması ve kentlerin yatay genişlemesi, ulaşım mesafelerini uzatıyor. Bu durum hem toplu taşıma sistemlerinin etkin planlanmasını zorlaştırıyor hem de özel araç kullanımını daha ‘‘zorunlu’’ hâle getiriyor. 

Özellikle plansız büyüyen kentlerde, toplu taşıma altyapısının bu büyümeye ayak uyduramaması, emisyon artışını tetikleyen temel faktörlerden biri. 

HAVAYOLU TAŞIMACILIĞINDAKİ VERGİ AVANTAJLARI DÖNÜŞÜMÜ ZORLAŞTIRIYOR

Türkiye’nin ekonomik yapısı da düşük karbonlu ulaşım politikaları açısından çelişkiler barındırıyor. 

Ekonomik büyüme, ulaşım talebini doğal olarak artırırken, ulaşım türleri arasındaki maliyet ve vergi farklılıkları bu talebin hangi modlara yöneldiğini etkiliyor. 

Örneğin havayolu taşımacılığına yönelik dolaylı teşvikler ve düşük vergi uygulamaları, daha yüksek emisyonlu bir ulaşım türünün rekabet gücünü artırma işlevi görüyor. Buna karşılık demiryolu ve denizyolu gibi daha sürdürülebilir ulaşım türlerinin aynı ölçüde güçlendirilmemesi, ulaştırma sistemi genelinde düşük karbonlu dönüşümü yavaşlatan bir dengesizlik yaratabiliyor.

KARAYOLU ODAKLI ULAŞIM ALTYAPISI DÖNÜŞÜMÜ SINIRLIYOR

Türkiye’de ulaşım altyapısı uzun yıllar boyunca büyük ölçüde karayolu odaklı gelişti. Demiryolu ve denizyolu gibi daha düşük karbonlu alternatiflerin gelişimini sınırlayan bu durum nedeniyle hem yolcu hem de yük taşımacılığında emisyonlar yüksek seyrediyor.  Geçmişte demiryolu altyapısının ihmal edilmesi, özellikle yük taşımacılığında karayoluna bağımlılığı artırıyor. Limanlar, lojistik merkezler ve demiryolu bağlantıları arasındaki eksiklikler ise daha sürdürülebilir taşımacılık seçeneklerinin yaygınlaşmasını zorlaştırıyor.

VERİ TOPLAMA VE KOORDİNASYON EKSİKLERİ VAR

Demiryolu ve denizyolu taşımacılığı desteklenmeli

Yük taşımacılığı açısından bakıldığında, karayolundan demiryoluna veya denizyoluna kaymanın emisyonları azaltma potansiyeli oldukça yüksek. Fakat Türkiye’de üretim ve tüketim merkezlerinin coğrafi dağılımı, taşımaların çoğunlukla kısa ve orta mesafeli olmasına neden oluyor; bu da karayolunun rekabet avantajını koruyor. 

Bu noktada intermodal ve kombine taşımacılık çözümleri, daha sürdürülebilir bir sistem kurulması için önemli bir fırsat sunuyor.

Ancak sorun yalnızca fiziksel altyapı ile sınırlı değil. Kurumsal yapı ve politika tasarımı da süreçte belirleyici rol oynuyor. Çalışma, politika belgelerinde ölçülebilir hedeflerin, somut göstergelerin ve izleme mekanizmalarının çoğu zaman eksik olduğunu ortaya koyuyor

Ayrıca kurumlar arası koordinasyon sorunları ve veri toplama-yönetim sistemlerinin yetersizliği, etkili politikalar üretmeyi zorlaştırıyor. Özellikle ulaşım kaynaklı emisyonlara ilişkin güvenilir ve bütüncül veri eksikliği söz konusu. Bu da hem durumun doğru analiz edilmesini hem de politika etkilerinin ölçümünü güçleştiriyor. 

GENÇ NÜFUS ELEKTRİKLİ ARAÇLAR VE FIRSAT

Tüm bu zorluklara rağmen Türkiye’nin düşük karbonlu ulaşım dönüşümü için önemli fırsatlar da var. Nüfusun genç ve teknolojiye açık olması, dijital çözümlerin ve akıllı ulaşım sistemlerinin hızla benimsenmesini kolaylaştırıyor. Mobil uygulamalar, gerçek zamanlı bilgi sistemleri ve veri odaklı yönetim araçları, toplu taşımanın cazibesini artırabilecek önemli araçlar arasında.

Elektrikli araçlara yönelik yatırımlar ve yerli üretim girişimleri de ulaşımın karbonsuzlaşması açısından önemli bir potansiyel sunuyor. Ancak bu dönüşümün etkili olabilmesi için altyapı yatırımlarının, satın alma teşviklerinin ve erişilebilirlik konularının eşzamanlı ele alınması gerekiyor.

YEREL KOŞULLARA UYGUN ÇÖZÜMLER GELİŞTİRİLMELİ

Sosyokültürel dönüşüm gerekiyor

Çalışmanın en önemli bulgularından biri, teknolojik çözümlerin tek başına yeterli olmaması. 

Elektrikli araçlar, alternatif yakıtlar, akıllı ulaşım sistemleri, önemli araçlar sunsa da, asıl dönüşümün kullanıcı davranışlarında gerçekleşmesi gerekiyor. Özel araç kullanımının azalması için ise toplu taşımanın daha cazip hâle getirilmesi, yaya ile bisiklet gibi alternatif ulaşım türlerinin desteklenmesi gerekiyor. 

Dolayısıyla yalnızca teknik değil, sosyal ve kültürel bir dönüşüm gerekiyor.

Türkiye’nin ulaşım sektöründe ihtiyaç duyduğu dönüşüm; toplu taşıma sistemlerinin güçlendirilmesi, demiryolu ve intermodal taşımacılığın geliştirilmesi ve ölçülebilir politika hedefleri belirlenmesi gibi başlıkları kapsıyor. Ancak belki de en kritik nokta, bu politikaların tek tip olmaması gerekliliği.

Türkiye’de şehirler; ekonomik, mekânsal ve sosyal açıdan oldukça farklı özellikler taşıyor. Bu nedenle düşük karbonlu ulaşım politikalarının da yerel koşullara duyarlı olması ve yer-bazlı yaklaşımlarla geliştirilmesi gerekiyor.  

Kaynak Makale: Tuydes-Yaman, H., Dalkic-Melek, G., Chakarova, K., Ozcelik, A.S. 2024. Barriers and Opportunities (B&O) for Developing Low Carbon Transportation Policies. Journal of Transport Geography Special Issue of Place-based Decarbonization. 118. https://doi.org/10.1016/j.jtrangeo.2024.103903

Yazarlar Hakkında:

Prof. Dr. Hediye Tüydeş Yaman

Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) İnşaat Mühendisliği Bölümü mezunudur ve ulaşım alanındaki yüksek lisans ve doktora derecelerini ABD’de Northwestern University’de tamamlamıştır. 2005 yılından bu yana ODTÜ İnşaat Mühendisliği Bölümü’nde öğretim üyesi olarak görev yapmakta olup, ulaşım ve trafik mühendisliğinin farklı alanlarında eğitim ve araştırma faaliyetlerini sürdürmektedir.

Çalışmaları ağırlıklı olarak ulaşım talep modellemesi, trafik ağı modelleme ve yönetimi, trafik güvenliği, ulaşım sektöründe iklim değişikliğinin etkileri ile iklim değişikliğine uyum ve azaltım politikaları ve Akıllı Ulaşım Sistemleri (AUS) üzerine yoğunlaşmaktadır. Yük taşımacılığı emisyonları, sürdürülebilir hareketlilik, yaya ve bisiklet ulaşımı ile elektrikli araçlar ve toplu taşımada elektrifikasyon konularında lisansüstü tezler yürütmekte ve bu alanlarda araştırmalarını sürdürmektedir.

Prof. Dr. Tüydeş Yaman, sürdürülebilir ulaşım, trafik güvenliği ve iklim değişikliği alanında ulusal ve uluslararası birçok projede görev almıştır. Avrupa Birliği IPA destekli “Düşük Karbon Türkiye” projesinde kıdemli ulaştırma uzmanı olarak, ulaşım kaynaklı emisyonların ulusal ölçekte değerlendirilmesi ve azaltım politikalarının geliştirilmesi üzerine çalışmıştır. Ayrıca Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) kapsamında Türkiye’nin Uzun Dönem İklim Stratejisi ve İklim Değişikliği Eylem Planı çalışmalarında, Avrupa Birliği destekli İzmir Sürdürülebilir Kentsel Hareketlilik Planı (SUMP) projesinde ve Eskişehir ile Konya için geliştirilen SUMP modellerinde ulaştırma uzmanı olarak yer almıştır. Bunun yanı sıra, Birleşik Krallık Dışişleri Bakanlığı (FCDO) tarafından desteklenen Türkiye’de demiryolları üzerinde iklim değişikliği etkilerinin değerlendirilmesi projesini yürütmüştür.

Hâlen trafik güvenliği alanında politika ve eylem geliştirme süreçlerinde yer almakta; Avrupa Birliği ve Türkiye Cumhuriyeti tarafından desteklenen “Türkiye Net Sıfır Emisyonlu Ulaşım Yol Haritası” projesine karayolu ulaşımı uzmanı olarak katkı sunmakta ve ulaşım sektöründe düşük karbonlu dönüşüm politikaları üzerine çalışmalarını sürdürmektedir. Ayrıca ulaştırma sektörü emisyonları, sürdürülebilir hareketlilik, yaya ve bisiklet ulaşımı ile karayolu ulaşımında elektrifikasyon, elektrikli araç sahipliği ve toplu taşımada elektrifikasyon gibi konularda yüksek lisans ve doktora tezleri yürütmektedir. Uzmanlık Alanları: Ulaşım Talep Modellemesi; Trafik Ağı Modelleme ve Yönetimi; Trafik Güvenliği; Akıllı Ulaşım Sistemleri (AUS); Sürdürülebilir Ulaşım; Ulaşım Emisyonları; Ulaşımda elektrifikasyon

Dr. Gülçin Dalkıç Melek

Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) Şehir ve Bölge Planlama Bölümü’nden lisans derecesini aldıktan sonra, Yer Sistem Bilimleri ve İnşaat Mühendisliği (Ulaştırma) alanlarında yüksek lisans eğitimlerini tamamlamıştır. Doktora çalışmasında Türkiye’de karayolu ulaşımına bağlı emisyonlar ve azaltım potansiyelleri üzerine, geleceğe yönelik ulaşım talebi ve araç filosu projeksiyonlarını temel alan analizler gerçekleştirmiştir.

Ulaştırma sektöründe özel sektörde başlayan ve ODTÜ’de araştırma görevliliği ile devam eden yaklaşık 14 yıllık deneyime sahiptir. Çalışma alanları arasında ulaşımda tür seçimi modellemesi, seyahat davranışı, sürdürülebilir ulaşım ile iklim değişikliğine uyum ve azaltım politikaları yer almaktadır.

Avrupa Birliği destekli Düşük Karbonlu Türkiye Projesi’nde ulaşım uzmanı olarak görev almıştır. Birleşik Krallık Dışişleri Bakanlığı (FCDO) tarafından desteklenen “Türkiye’de Demiryolu Operasyonları Üzerindeki İklim Değişikliği Etkisinin Değerlendirilmesi” projesinde proje koordinatörü olarak görev yapmıştır. Ayrıca TÜBİTAK ve Avrupa Birliği destekli çeşitli projelerde yer almıştır.

Hâlen Avrupa Birliği ve Türkiye Cumhuriyeti tarafından desteklenen “Türkiye Net Sıfır Emisyonlu Ulaşım Yol Haritası” projesinde kentsel ulaşım uzmanı olarak çalışmakta ve ODTÜ İnşaat Mühendisliği Bölümü’nde yarı zamanlı öğretim görevlisi olarak ders vermektedir.

Uzmanlık Alanları: Sürdürülebilir Ulaşım; Ulaşım Emisyonları; Ulaşımda Elektrifikasyon; Tür Seçim Modellemesi; Seyahat Davranışı 

İklim Masası Hakkında:

İklim Masası, iklim değişikliğiyle ilgili güvenilir bilgileri kamuoyunda yaygınlaştırmayı hedefleyen ücretsiz bir haber servisidir. Yazarları, haberleştirdikleri konularda uzmanlığı bulunan bilim insanlarıdır.

İklim Masası’nın paylaştığı haberler, haberi yazan bilim insanını referans göstermek kaydıyla, kısmen veya tamamen paylaşılabilir veya alıntılanabilir. Kısmen paylaşıldığı durumlarda, bütünün anlamından koparılarak veya çarpıtılarak gerçek dışı bilimsel veya siyasi bir anlam çıkarılamaz.