Antalya’da define kazıları tarihi mirasa zarar veriyor mu?

antalya kaçak define kazıları antalya kaçak define kazıları
Görsel: Yapay zeka tarafından oluşturulmuştur.

Antalya kaçak define kazıları arkeolojik tabakaları ve eserlerin bilimsel bağlamını yok edebiliyor. Güncel durum bu haberde yer alıyor.

Antalya’nın çok katmanlı arkeolojik mirası yalnızca Perge, Side, Termessos, Patara veya Myra gibi bilinen antik kentlerden oluşmuyor. Kentin kırsalında, ormanlık alanlarında ve dağlık bölgelerinde henüz bilimsel kazıyla araştırılmamış yerleşimler, mezarlar, işlikler ve farklı dönemlere ait arkeolojik kalıntılar bulunuyor. Bu alanlarda yapılan izinsiz define kazıları ise yalnızca toprağın kazılması anlamına gelmiyor; arkeolojik tabakaların birbirleriyle ilişkisini bozarak geçmiş hakkında geri getirilemeyecek bilgi kaybına yol açabiliyor.

UNESCO da kaçak kazıların zararının yalnızca bulunan eserin yerinden alınmasıyla sınırlı olmadığını, bilimsel verinin ve arkeolojik bağlamın da yok edildiğini vurguluyor.

Antalya’da geçmiş yıllarda Akseki ve Korkuteli gibi ilçelerde kaya mezarları ve arkeolojik kalıntıların define aramak amacıyla fiziksel olarak tahrip edildiği örnekler kamuoyuna yansıdı. 2026 yılında Kaş, Alanya ve Kepez’de gerçekleştirilen tarihi eser kaçakçılığı operasyonları ise kültür varlıklarının yasa dışı dolaşımına karşı mücadelenin Antalya’da güncelliğini koruduğunu gösteriyor. Ancak bu operasyonlarda ele geçirilen her eserin Antalya’daki kaçak bir kazıdan çıkarıldığını söylemek mümkün değil.

Define kazısı arkeolojik alana nasıl zarar veriyor?

Arkeolojik kazıda önemli olan yalnızca bulunan sikke, seramik, mezar veya heykel değil; bu buluntunun tam olarak nerede, hangi tabakada ve hangi diğer buluntularla birlikte bulunduğu.

Bilimsel bir arkeolojik kazıda toprağın katmanları kontrollü biçimde açılıyor, buluntuların konumu kayıt altına alınıyor, çizim ve fotoğraflama yapılıyor ve elde edilen veriler birlikte değerlendiriliyor. Kaçak kazıda ise amaç çoğunlukla maddi değeri olduğu düşünülen nesneye ulaşmak olduğu için bu bağlam korunmuyor. UNESCO, yasa dışı kazıların bilimsel verileri tahrip ettiğini ve arkeolojik alanların bütünlüğüne zarar verdiğini özellikle belirtiyor.

Bir sikkenin tek başına ele geçirilmesi dönemi hakkında sınırlı bilgi verirken aynı sikkenin bir mezarda mı, evde mi, ticaret alanında mı veya başka sikkelerle birlikte mi bulunduğu tarihsel yorumu tamamen değiştirebilir.

Kaçak kazıyla bu ilişki ortadan kaldırıldığında eser kurtarılsa bile taşıdığı bilginin bir bölümü kaybolmuş oluyor.

“Eseri bulup çıkarmak” neden korumak anlamına gelmiyor?

Definecilikte sık karşılaşılan yanlış düşüncelerden biri, toprak altındaki nesnenin çıkarılarak zarar görmekten kurtarıldığı düşüncesi.

Arkeolojik açıdan ise bir nesnenin bulunduğu yerden kontrolsüz biçimde çıkarılması başlı başına bilgi kaybına neden olabiliyor. Eserin yönü, derinliği, etrafındaki toprak yapısı, diğer buluntularla ilişkisi ve bulunduğu mimari bölüm kayıt altına alınmadan yapılan müdahale bilimsel bağlamı bozuyor. UNESCO ve ICOM çalışmalarında da yasa dışı kazıların eser ile bulunduğu bağlam arasındaki ilişkiyi kopardığına dikkat çekiliyor.

Ayrıca metal, ahşap, kemik, fresk veya hassas seramik gibi buluntuların yüzlerce yıl bulunduğu ortamdan aniden çıkarılması konservasyon gerektirebiliyor. Bilimsel kazılarda bu süreç uzmanlar tarafından yönetilirken kaçak kazılarda aynı koruma koşullarının sağlanması beklenemiyor.

Antalya’da definecilerin zarar verdiği alanlar oldu mu?

Evet. Antalya’da bu konuda geçmiş yıllardan belgelenmiş örnekler bulunuyor.

Akseki ilçesinin Asar mevkisinde Roma dönemine ait kaya mezarları ve antik tiyatro kalıntılarının bulunduğu alanda definecilerin kaçak kazılar yaptığı, kaya mezarlarının tahrip edildiği 2018 yılında Anadolu Ajansı tarafından görüntülendi.

Korkuteli’nde ise Roma dönemine ait kaya mezarı kabartmalarının bulunduğu bölgede açılan define çukurları ve tarihi kabartmalara verilen fiziksel zarar 2020 yılında kamuoyuna yansıdı. Bazı kabartmaların kazma ve benzeri araçlarla kırıldığı ve yüzeylere boya uygulandığı aktarıldı.

Bu iki örnek define kazılarının oluşturduğu zararın teorik bir risk olmadığını; Antalya’da somut kültür varlıklarının geçmişte doğrudan zarar gördüğünü ortaya koyuyor.

Kaçak kazı çukuru neden ciddi bir tahribat?

Bir arkeolojik alanda açılan birkaç metrelik çukur dışarıdan küçük bir müdahale gibi görünebilir. Ancak bu çukur farklı tarihsel tabakaları kesebiliyor.

Toprağın içerisinde üst üste bulunan duvarlar, dolgular, mezarlar, seramik parçaları ve organik kalıntılar belirli bir kronolojik düzen oluşturuyor. Kontrolsüz kazı sırasında bu tabakalar birbirine karıştırıldığında hangi buluntunun hangi döneme ait olduğu konusunda önemli bilgiler kaybolabiliyor.

Kültür ve Turizm Bakanlığına ait kazı yayınlarında da çeşitli arkeolojik alanlarda kaçak kazılar nedeniyle mezarların dağıldığı, tümülüslerin tahrip edildiği veya bilimsel kazının kaçak kazı tahribatının bulunduğu bölgelere yönelmek zorunda kaldığı örnekler yer alıyor.

Bu nedenle kaçak kazının ardından çukurun yeniden toprakla kapatılması oluşan bilimsel kaybı geri getirmiyor.

Antalya’da 2026’da tarihi eser operasyonları yapıldı mı?

Evet. Antalya’da 2026 yılında farklı ilçelerde tarihi eser kaçakçılığına yönelik operasyonlar gerçekleştirildi.

12 Şubat 2026’da Alanya’nın Avsallar Mahallesi’nde gerçekleştirilen operasyonda 207 sikke ile kolye ucu, yüzük, küpe ve farklı objelerin de aralarında bulunduğu toplam 281 parça ele geçirildi. Olayla ilgili bir şüpheli hakkında işlem yapıldı.

17 Şubat’ta Kepez’de gerçekleştirilen başka bir operasyonda ise 68 kol dedektörü, 10 el dedektörü, 13 alan tarama dedektörü, 63 sikke ve tarihi eser niteliğinde olduğu belirtilen altı obje bulundu.

Kaş’ta 21 Ocak 2026’da gerçekleştirilen operasyonda da üç tarihi kitap ile 18 tarihi obje ele geçirildi. Mart ayında ilçede gerçekleştirilen başka bir operasyonda çok sayıda obje ve gümüş sikke bulundu.

Bu operasyonlar Antalya’da tarihi eser kaçakçılığıyla mücadelenin sürdüğünü gösteriyor. Bununla birlikte soruşturma sonuçları bilinmeden ele geçirilen eserlerin tamamını kaçak define kazılarıyla ilişkilendirmek mümkün değil.

Dedektör kullanmak tek başına kaçak kazı anlamına mı geliyor?

Bir kişinin metal dedektörüne sahip olması tek başına kaçak kazı yapıldığını kanıtlamaz. Hukuki değerlendirmede yapılan eylem, yer, amaç ve diğer deliller önem taşıyor.

2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu ise kültür varlığı bulmak amacıyla izinsiz kazı veya sondaj yapılmasını açık biçimde suç olarak düzenliyor. Kanunun 74. maddesine göre bu amaçla izinsiz kazı veya sondaj yapan kişi iki yıldan beş yıla kadar hapis cezasıyla karşılaşabiliyor.

Kanun ayrıca izinsiz define araştırmasını ayrı biçimde düzenliyor ve bu fiil için üç aydan iki yıla kadar hapis cezası öngörüyor.

Türkiye’de yasal olarak define aranabilir mi?

Belirli koşullarda evet.

2863 sayılı Kanunun 50. maddesi, korunması gerekli kültür varlıklarının bulunduğu alanlar, tespit ve tescil edilmiş sit alanları ve mezarlıklar dışında ruhsatlı define aramasına imkân tanıyor.

2020 yılında güncellenen Define Arama Yönetmeliğine göre başvuru alanın bağlı bulunduğu mülki amire yapılıyor. Müze müdürlüğü, başvurulan alanın kültür varlığı, sit alanı veya mezarlık kapsamında olup olmadığını değerlendiriyor.

Dolayısıyla “define aramak tamamen serbest” veya “Türkiye’de bütün define aramaları yasak” ifadelerinin ikisi de doğru değil.

Yasal arama sıkı izin ve gözetim koşullarına bağlı.

Ruhsatlı define aramasında ne kadar alan kazılabilir?

Güncel Define Arama Yönetmeliğine göre izin verilen define arama sahası 50 metrekareyi ve 10 metre derinliği geçemiyor. Su altında define araması yapılamıyor.

Ruhsat verildiği yıl için geçerli olurken fiili define araması aralıksız en fazla 15 gün sürdürülebiliyor. Hava koşulları veya doğal afet nedeniyle çalışma yapılamazsa belirli koşullarda süre uzatılabiliyor.

Arama sırasında müze uzmanları ile ilgili kamu kurumlarının temsilcileri de hazır bulunuyor.

Bu şartlar, ruhsatlı define aramasıyla gece veya gizlice gerçekleştirilen kontrolsüz kazı arasındaki temel farklardan biri.

Define ararken tarihi eser çıkarsa ne oluyor?

Yasal define araması sırasında kültür veya tabiat varlığı ortaya çıkarsa kazıya aynı şekilde devam edilemiyor.

Define Arama Yönetmeliği, kültür ve tabiat varlığı bulunması durumunda aramanın durdurulmasını ve durumun Bakanlığa bildirilmesini öngörüyor. Buluntuların kültür varlığı niteliğinde olduğunun belirlenmesi halinde ilgili eserler müzelere teslim ediliyor.

Bu ayrımın nedeni “define” ile “arkeolojik eser” kavramlarının hukuken aynı olmaması.

Güncel yönetmelik defineyi; 2863 sayılı Kanunda kültür varlığı olarak değerlendirilen kategorilerin dışında kalan, bilimsel değer taşımayan ve sahibinin bulunmadığı anlaşılan saklanmış menkul varlık olarak tanımlıyor.

Dolayısıyla antik sikke, mezar buluntusu veya arkeolojik eser bulunduğunda “defineyi bulanındır” şeklinde bir hak ortaya çıkmıyor.

Sit alanında define aranabilir mi?

2863 sayılı Kanuna göre tespit ve tescil edilmiş sit alanlarında define arama ruhsatı verilemiyor. Mezarlıklar ve kanunun koruma kapsamına aldığı diğer alanlar da bu sınırlama içerisinde.

Birinci derece arkeolojik sit alanlarında ise Koruma Yüksek Kurulunun ilkelerine göre korumaya yönelik bilimsel çalışmalar dışında alanın aynen korunması esas ve bilimsel amaçlı kazılar dışında kazı yapılamıyor.

Bu durum Antalya açısından özel önem taşıyor. Kentin kıyısından Toroslar’a kadar çok geniş bir coğrafyada arkeolojik sitler, antik yerleşimler, nekropoller ve henüz yüzey araştırmalarıyla belgelenmeye devam eden alanlar bulunuyor.

Bir alan tescilli değilse kazmak serbest mi?

Hayır.

Bir yerin tabelayla işaretlenmiş bir örenyeri veya tescilli arkeolojik sit olmaması, tarihi eser bulmak amacıyla izinsiz kazı yapılabileceği anlamına gelmiyor.

2863 sayılı Kanunun 74. maddesinde kültür varlığı bulmak amacıyla yapılan izinsiz kazı ve sondaj suç olarak düzenleniyor. Kazının sit alanı veya kanun kapsamında özel olarak korunan bir yerde yapılmamış olması cezada indirim nedeni olabiliyor ancak eylemi otomatik olarak yasal hale getirmiyor.

Bu ayrım özellikle Antalya’nın henüz bilimsel araştırması tamamlanmamış kırsal alanları açısından önemli.

Define kazıları tarihi eser kaçakçılığına da zemin hazırlıyor mu?

Kaçak kazı ile yasa dışı kültür varlığı ticareti birbirinden farklı fiiller olsa da aralarında bağlantı kurulabiliyor. Topraktan kontrolsüz biçimde çıkarılan bir kültür varlığının kayıt dışı satış zincirine girmesi, eserin bulunduğu yer bilgisini daha da geri dönülmez hale getirebiliyor.

UNESCO, yasa dışı kazıları kültür varlığı kaçakçılığı zincirinin önemli kaynaklarından biri olarak değerlendiriyor.

2863 sayılı Kanuna göre yasal bildirim yapılmamış kültür varlığını satışa sunmak, satmak, vermek, satın almak veya kabul etmek de ayrıca cezai yaptırıma tabi. Kültür varlığının yasaya aykırı biçimde yurt dışına çıkarılması için ise daha ağır cezalar öngörülüyor.

Definecilik Antalya’da yeni bir olgu mu?

Hayır.

Akdeniz Üniversitesi öğretim üyeleri S. Gökhan Tiryaki ve Erdal Taşbaş tarafından 2025 yılında yayımlanan çalışma, Antalya’daki definecilik ve eski eser ticaretinin tarihini Osmanlı arşiv belgeleri üzerinden inceliyor.

Araştırmaya göre Antalya çevresindeki eski eserlerin aranması, çıkarılması, koleksiyonlara girmesi ve idarenin bu faaliyetlere yaklaşımı yüzyıllara uzanan bir geçmişe sahip. Çalışma, 16. yüzyıldan 20. yüzyıla uzanan arşiv belgeleri üzerinden Antalya’daki defineciler, koleksiyonerler ve eski eser kaçakçılarını ele alıyor.

Dolayısıyla bugün yaşanan sorun teknolojik dedektörlerle ortaya çıkmış yeni bir olgu değil. Yeni teknolojiler yalnızca yer altı aramalarının yöntemlerini değiştirmiş durumda.

Kaçak kazının zararı sadece arkeolojiyle mi sınırlı?

Hayır. Kontrolsüz kazılar aynı zamanda doğal çevre ve insan güvenliği açısından da risk oluşturabiliyor.

Derin ve desteklenmemiş çukurlar toprak kayması veya göçük riski yaratabilir. Orman ve kırsal alanlarda yapılan kontrolsüz müdahaleler bitki örtüsüne ve toprağa zarar verebilir.

Güncel Define Arama Yönetmeliğinde ruhsatlı aramalar için alan ve derinlik sınırı konulması, altyapı ve çevre açısından sakınca bulunmadığına ilişkin belgelerin istenmesi ve çevresel değerlendirme koşullarının bulunması da kazının yalnızca bulunan nesne açısından değerlendirilmediğini gösteriyor.

Tarlasında tarihi eser bulan kişi ne yapmalı?

2863 sayılı Kanunun 4. maddesine göre taşınır veya taşınmaz kültür varlığı bulanların ya da arazilerinde böyle bir varlık bulunduğunu öğrenen malik ve kullanıcıların durumu en geç üç gün içinde bildirmesi gerekiyor.

Bildirim en yakın müze müdürlüğüne, köylerde muhtara veya diğer yerlerde mülki idare amirlerine yapılabiliyor.

Bu nedenle temel yaklaşım buluntuyu bulunduğu yerden çıkarıp eve götürmek veya satış değerini araştırmak değil; alanı mümkün olduğunca bozmadan yetkili kurumlara haber vermek olmalı.

Antalya’da tarihi miras kaçak kazılardan nasıl korunabilir?

Kaçak kazıyla mücadele yalnızca yakalanan kişiler hakkında işlem yapılmasıyla sınırlı değil.

Arkeolojik alanların belgelenmesi ve tescil süreçlerinin hızlandırılması, kırsaldaki kültür varlıklarının düzenli kontrolü, yerel halkın buluntu ihbarı konusunda bilgilendirilmesi ve eser ticareti ağlarının izlenmesi korumanın farklı parçalarını oluşturuyor.

Antalya’da 2025 yılında Lyrboton Kome antik yerleşimi çevresinde yeni kalıntıların belirlenmesi üzerine birinci derece arkeolojik sit sınırının genişletilmesi, henüz mevcut koruma sınırlarının dışında kalan arkeolojik verilerin bilimsel çalışmalarla koruma sistemine dahil edilebildiğine güncel bir örnek oluşturuyor.

2026 yılında Antalya Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulunun Konyaaltı Hacısekililer çevresine ilişkin kararlarında da belirlenen arkeolojik alanlarda bilimsel çalışmalar dışında kazı yapılamayacağı koşulu açık biçimde yer alıyor.

Antalya’da define kazıları tarihi mirasa zarar veriyor mu?

Evet. Özellikle izinsiz ve kontrolsüz define kazıları tarihi mirasa yalnızca bulunan eserin kaybolması üzerinden değil, arkeolojik alanın kendisini ve taşıdığı bilimsel bilgiyi bozarak zarar verebiliyor.

Antalya’da Akseki’deki kaya mezarları ve Korkuteli’ndeki Roma dönemi kabartmalarında geçmiş yıllarda belgelenen tahribat bunun kentteki somut örnekleri arasında.

2026’da Alanya, Kepez ve Kaş’taki tarihi eser operasyonları da Antalya’da kültür varlığı kaçakçılığına karşı mücadelenin sürdüğünü gösteriyor. Bu operasyonlarda ele geçirilen her nesnenin kaçak kazıyla elde edildiği doğrulanmış değil; ancak yüzlerce eser ve çok sayıda arama cihazının soruşturmalara konu olması kültürel mirasın korunmasının güncel bir ihtiyaç olduğunu ortaya koyuyor.

Bir kaçak kazıda bulunamayan “define” sonradan unutulabilir; ancak kazı sırasında parçalanan mezar, dağıtılan arkeolojik tabaka veya bulunduğu bağlamdan koparılan eser geçmişe ilişkin bilgiyi kalıcı biçimde azaltıyor. UNESCO’nun kültür varlığı kaçakçılığı çalışmalarında da temel sorun bu noktada tanımlanıyor: Arkeolojik miras yalnızca nesnelerden değil, nesnelerin bulunduğu bağlamdan oluşuyor.

Antalya gibi farklı uygarlıklara ait binlerce yıllık arkeolojik katmanların geniş bir coğrafyaya yayıldığı bir kentte kaçak define kazılarının önlenmesi, yalnızca tarihi eser kaçakçılığıyla mücadele değil; henüz bilimsel olarak araştırılmamış kent hafızasının da korunması anlamına geliyor.