
Halkların İklim Zirvesi’nin Antalya buluşması, bugün (26 Nisan) Muratpaşa’daki Antalya Atatürk Kültür Merkezi Perge Salonu’nda düzenlenirken, toplantı öncesinde zirve gönüllüleri Antalya Kent Haber’e değerlendirmelerde bulundu. Yapılan değerlendirmede iklim politikalarının yerel ölçekte etkilerine ve kentte ekolojik duyarlılığın büyütülmesi gereğine dikkat çekildi.
Alp Hasdemir- Yasin Çoban
Antalya’da iklim krizi, yaşam alanları ve ekolojik yıkım başlıkları etrafında düzenlenen Halkların İklim Zirvesi buluşması, bugün (26 Nisan) saat 13.00’de Muratpaşa Meltem Mahallesi’ndeki Antalya Atatürk Kültür Merkezi Perge Salonu’nda gerçekleştirildi.
Toplantı öncesinde Halkların İklim Zirvesi gönülleri Halime Şaman, Erol Malçok ve Tarım Orkam-Sen MYK üyesi Bahadır Tamer Antalya Kent Haber’e açıklamalarda bulundu.
Halkların İklim Zirvesi gönüllüsü Halime Şaman, Birleşmiş Milletler’in 1992’den bu yana iklim krizine karşı her yıl COP toplantıları düzenlediğini ancak bu süreçlerin kalıcı çözümler üretmekten uzaklaştığını ifade etti. Şaman, “Emisyon azaltımından fosil yakıttan çıkışa kadar pek çok başlık konuşulsun diye kurulan bu süreç, ne yazık ki 30 yıllık serüvende doğru politikalar ve iklim krizini engelleyici yöntemler geliştirmemek yolunda ilerledi” dedi.
Şaman, resmi zirvelerin zaman içinde “bir lobicilik faaliyetine dönüştüğünü” savunarak, “Enerji şirketlerinin ya da büyük egemen devletlerin kendi karşılıklı çıkar ilişkilerini konuştukları bir sürece dönüştü. İklim krizinin yıkıcı etkisi, konunun özneleri olan devletler tarafından tartışılmayınca, zengin Kuzey’in yarattığı bu yıkıcı durum fakir Güney üzerinde hayatı yaşanmaz hale getiren bir yola doğru ilerledi” diye konuştu.

2015’ten bu yana dünya halklarının, resmi COP süreçleriyle aynı kentte ve aynı tarihlerde kendi iklim zirvelerini yapmaya başladığını belirten Şaman, bu buluşmaların iklim krizinin doğrudan etkilerini yaşayan kesimlerin sözünü kurduğu alanlar olduğunu söyledi. Şaman, “Bu zirveler, gerçek mağdurların, karar alma süreçlerinde aktif katkı veremeyen öznelerin ne yaşadıklarını, hakikatin ne olduğunu ve çözümün ne olacağını anlattıkları zirvelere dönüştü” ifadelerini kullandı.
“TÜRKİYE’DE HALKLARIN İKLİM ZİRVESİ BİR ZORUNLULUK”
Türkiye’nin COP31’e ev sahipliği yapacağının öğrenilmesiyle birlikte Halkların İklim Zirvesi’ni örgütleme ihtiyacının ortaya çıktığını belirten Şaman, “Türkiye’nin özellikle Kasım’daki COP’a giderken 7554 sayılı işgal yasasının kiri varken, milli parkların tarumar edildiği düzenlemeler yapılmışken, korunan alanlar madencilik, enerji ve turizm sektörlerine açılmışken, Halkların İklim Zirvesi’ni yapma mecburiyeti ve yükümlülüğü olduğunu gördük” dedi.
Bu nedenle üç çatı örgütün çağrı yaptığını belirten Şaman, “TÜRÇEP, Ekoloji Birliği ve İklim Adaleti Koalisyonu olarak emekten sendikalara, odalardan kadın haklarına, hayvan haklarından çocuklara ve sanatçılara kadar pek çok mücadele alanına çağrı yaptık. 17 Ocak’ta Türkiye’de Halkların İklim Zirvesi’nin yapılması iradesi gelişti ve meclisimizi oluşturmaya başladık” diye konuştu.
“ANTALYA İLK YEREL MECLİSİMİZDİ”
Yerel meclislerin de bu süreçte hızla oluşturulmaya başlandığını ifade eden Şaman, Antalya’nın bu açıdan özel bir yerde durduğunu söyledi. Şaman, “Bu bir yerel halkların, yerel yaşayanların meselelerinin Kasım’daki Antalya’ya taşınacağı bir süreç olduğu için hızlıca yerel meclisleri oluşturmaya başladık. Bu anlamda Antalya bizim ilk yerel meclisimizdi. Bu nedenle çok mutluyuz” dedi.
Antalya’daki buluşmanın, kentteki meselelerin daha güçlü biçimde zirveye taşınmasına katkı sunacağını belirten Şaman, “Burada daha geniş katılım, Antalya Meclisi’ni güçlendirecek, Antalya’nın meselelerini en doğru biçimde zirveye taşıyacak. Aynı zamanda içerideki Birleşmiş Milletler unsurlarına da baskı oluşturabilecek bir yönteme dönüştürmek istiyoruz” ifadelerini kullandı.
“MASKELERİN DÜŞÜRÜLECEĞİ YERİN KENDİSİ DE BU YIL ANTALYA’DA YAPACAĞIMIZ HALKLARIN İKLİM ZİRVESİ OLACAK”
Bu yıl COP tarihinde ilk kez eş başkanlık sisteminin uygulanacağını hatırlatan Şaman, Türkiye ile Avustralya’nın eş başkan olmasını da eleştirdi. Şaman, “Türkiye’nin fosil yakıtlardan çıkışla ilgili bir gündemi yok. Avustralya ise dünyanın en büyük kömür ihracatçılarından. Böyle koşullarda gidiyorsunuz ve iklim krizinin majör nedeni bu fosil yakıtların atmosfer üzerindeki etkisi” dedi.
Türkiye’de doğa üzerinde baskının arttığını savunan Şaman, madencilik ve enerji projelerine işaret ederek, “Bu kadar acımasızca, hoyratça bir ilerleyiş var doğa üzerinde. COP31’e bu koşullarda gidiyoruz ama tüm bu maskelerin düşürüleceği yerin kendisi de bu yıl Antalya’da yapacağımız Halkların İklim Zirvesi olacak” diye konuştu.
Şaman, Akbelen direnişinden katılımcıların da Antalya’daki toplantıya geleceğini belirterek, “Akbelen’den direnişçi arkadaşlarımız burada olacak. O maskeyi alaşağı edecekler. Akbelen Ormanı’nın nasıl katledildiğini, şirketler için nasıl bir bariyer oluşturulduğunu en iyi onlar anlatacaklar” ifadelerini kullandı.
Halime Şaman’ın ardından açıklama yapan Halkların İklim Zirvesi gönüllülerinden Erol Malçok, Antalya’daki buluşma öncesinde yaptığı açıklamada, Kaş ve Batı Akdeniz’de düzenlenen toplantılardan güçlü bir etkileşim aldıklarını söyledi. Malçok, bu toplantılara katılanların Halkların İklim Zirvesi Antalya Meclisi’nde çalışma iradesi gösterdiğini belirtti.
İLÇE TOPLANTILARINDAN ANTALYA BULUŞMASINA
Malçok, ilk toplantılardan birinin Kaş’ta yapıldığını belirterek, “İlçelerde çok güzel bir etkileşim aldık. Önce Kaş’ta yaptık, Kaş’ta güzel bir katılım oldu ve katılanların tamamı Halkların İklim Zirvesi Antalya Meclisimize katıldı” dedi.
Batı Akdeniz’de düzenlenen toplantıya da değinen Malçok, “Sonra Finike’de Kemer, Kumluca, Demre, Finike’yi dahil eden bir Batı Akdeniz toplantısı yaptık. Orada da katılımcıların tamamı HİZ Meclisi’nde çalışmak istediğini söyledi” ifadelerini kullandı.
Antalya’nın COP31’e ev sahipliği yapacak olması nedeniyle kentteki buluşmanın ayrı bir önem taşıdığını söyleyen Malçok, farklı kentlerden de katılım beklediklerini belirtti. Malçok, “Şimdi o enerjiyi buraya taşıyıp burada Antalya buluşmasını, aslında Antalya COP zirvesinin ev sahibi olduğu için, biz de Halkların İklim Zirvesi’ne ev sahibi olduğumuz için diğer kentlere de çağrı yaptık. Akbelen’den, Muş Varto’dan, Karadeniz’den arkadaşlarımız gelmeye başladılar” dedi.

“COP ZİRVESİ YEŞİL BADANAYA DÖNÜŞÜYOR”
COP süreçlerinin çevre politikaları açısından samimi bulunmadığını söyleyen Malçok, “Bu sermayenin, kapitalistlerin ne kadar iki yüzlü olduğunu gösteriyor. Bunlar yaptıkları COP zirvelerinin daha çok yeşil badana dediğimiz bir içerikte olduğunu gösteriyor” diye konuştu.
Türkiye’nin COP zirvesine ilişkin sunduğu başlıkları da eleştiren Malçok, “Türkiye’nin COP zirvesine gidişindeki üç argüman çok komik. Birisi TOKİ konutları, birisi millet bahçeleri, diğeri de sıfır atık projesi” dedi.
Sıfır atık başlığına da değinen Malçok, “Şu anda Avrupa’nın plastik çöpünü en çok satın alan ülkeyiz. Çin de almayı bıraktı artık. Plastik Adana’da ya da başka yerlerde toplanıp yakılıyor ya da toprağa gömülüyor. Plastiğin geri dönüşümü o kadar zor ki, yüzde 5’i 6’yı geçmiyor” ifadelerini kullandı.
“İKLİM KRİZİNİN MAĞDURLARI SÖZ KURACAK”
Antalya ve çevresindeki madencilik ve yapılaşma baskılarına işaret eden Malçok, iklim krizine ilişkin asıl sözün, bu süreçlerden etkilenen kesimlere ait olması gerektiğini söyledi. Malçok, “Biz de hem bu iki yüzlülüğü teşhir edeceğiz hem de aslında söz söylemesi gereken, iklim krizinin üreticisi değil mağduru olan insanlar, dezavantajlı bireyler ne yaşıyor, onu o insanlar burada anlatacak. Bu zirvede onun için buradayız” dedi.
KASIM AYINDA BEŞ GÜNLÜK ETKİNLİKLER PLANLANIYOR
Hazırlıkların 17 Ocak’ta başladığını belirten Malçok, yerel toplantıların uluslararası bağlantılarla da sürdüğünü söyledi. Kasım ayında Antalya’da yapılacak buluşmaya ilişkin bilgi veren Malçok, “14-18 Kasım arasında burada dünyadaki tüm ekoloji aktivistleri, yerli halklar, Pasifik adalarında sular altında kalabilecek insanlar, herkes buraya gelecek. Burada beş güne yayılan çok ciddi etkinlikler, karnaval havasında müzikler, yürüyüşler gibi kapsamlı etkinlikler olacak” diye konuştu.
Malçok, bu sürecin yalnızca Kasım ayıyla sınırlı olmadığını da vurgulayarak, “Bizim yapmaya çalıştığımız, hem Kasım ayına gidene kadar ekoloji meselesini tüm gezegenin gündemine sokmak hem de COP31 bittikten sonra da bu karşılaşmanın devam etmesini, kartopu gibi büyüyerek yayılmasını sağlamak” ifadelerini kullandı.
“EKOLOJİK YIKIM ASLINDA BÜTÜN İNSANLIĞIN BÜTÜN ALANLARINI ETKİLİYOR”
Malçok’un ardından açıklama yapan Tarım Orkam-Sen MYK üyesi Bahadır Tamer, Tarım Orkam-Sen’in kamu çalışanlarının örgütlü olduğu bir sendika olduğunu belirterek, “Tarım ve orman işkolunun örgütlü olduğu bir alanda, iklim krizi dediğimiz doğaya yönelik müdahalelerin merkezinde olan bir sendikayız. Öncelikle bizler etkileniyoruz; tarım çalışanları, orman çalışanları etkileniyor” dedi.
İklim krizinin yalnızca belli bir meslek grubunu değil, bütün yaşam alanlarını etkilediğini söyleyen Tamer, “İçinde yaşadığımız ekolojik yıkım aslında bütün insanlığın bütün alanlarını etkiliyor. Gıda güvenliğinden temiz havaya, temiz sudan yaşanabilir alanlara, sağlıklı yaşama ve erişilebilir gıdaya kadar hepsi iklim krizinin karşılığı olan olaylar” diye konuştu.
“COP31 SÜRECİNDE SORUMLULUK HİSSEDİYORUZ”
Sendika olarak kendilerini bu sürecin doğrudan tarafı gördüklerini ifade eden Tamer, “Tarım Orkam-Sen Genel Merkezi olarak biz kendimizi bu işin tam karşısında sorumlu hissediyoruz ve Türkiye’de yapılacak COP31 kapsamında 2026 içerisinde elimizden gelen bütün desteği vermeye çalışıyoruz” sözlerine yer verdi.
Türkiye’de madencilik, enerji üretimi ve turizm faaliyetlerinin uzun süredir yıkıcı biçimde uygulandığını söyleyen Tamer, son dönemde bu baskının arttığını belirtti. Tamer, “Özellikle madencilik faaliyetleri, enerji üretim faaliyetleri ve turizm öteden beri yıkıcı bir şekilde uygulanmakta ülkemiz sınırları içerisinde. Ama geçtiğimiz son bir buçuk iki yılda bu faaliyetler çok hızlı artmış durumda” ifadelerini kullandı.

“7554 SAYILI YASA ÇED SÜREÇLERİNİ YOK EDEN BİR DÜZENLEMEYDİ”
Temmuz 2025’te yürürlüğe giren 7554 sayılı yasaya dikkat çeken Tamer, bu düzenlemenin madencilik ve enerji yatırımlarının önünü açtığını söyledi. Tamer, “Temmuz ayında Meclis’ten geçti. Bütün ÇED süreçlerini yok eden, idari kurguyu ve kanunları devre dışı bırakan ve süratle madenciliğin ve enerji yatırımlarının önünü açmayı hedefleyen bir yasaydı bu” dedi.
Tamer, söz konusu düzenlemeye karşı ekoloji örgütleri ve siyasi partiler tarafından itirazlar yükseltildiğini, dava süreçlerinin ise henüz sonuçlanmadığını belirtti. “Bu taslağa, yasalaşmış olan metne karşı bütün Türkiye’nin ekoloji gruplarından çok güçlü itirazlar, siyasi partilerden çok güçlü itirazlar geldi. Anayasa Mahkemesi’ne davalar açıldı. Bu kanuna yönelik hazırlanan uygulama yönetmeliğine karşı da davalar açıldı ama maalesef son bir yıl geçmiş olmasına rağmen ne Anayasa Mahkemesi’nden ne de Danıştay’dan açtığımız davalarla ilgili bir sonuç çıkmadı henüz” diye konuştu.
“MAPEG RUHSATLANDIRMAYI KESİNTİSİZ SÜRDÜRÜYOR”
Dava süreçleri devam ederken sahadaki uygulamaların hız kesmediğini söyleyen Tamer, “7554 sayılı Kanun’un açmış olduğu alanda maden ruhsatları MAPEG tarafından süratle, kesintisiz bir şekilde madencilik faaliyetlerine ve enerji yatırım faaliyetlerine açılıyor. Türkiye’nin dört bir yanında yeni ruhsatlı alanlar yıkıcı bir şekilde devam ediyor” dedi.
Anayasa Mahkemesi’ne çağrıda bulunan Tamer, “Bir an önce Anayasa Mahkemesi’nin bu davayı sonuçlandırması ve Anayasa’ya aykırı olduğu çok açık olan 7554 sayılı kanunu iptal etmesi gerekiyor” ifadelerini kullandı.
“TÜRKİYE’NİN FOSİL YAKITTAN ÇIKIŞA DAİR KAPSAMLI BİR PLANI YOK”
Türkiye’nin COP31 sürecine fosil yakıtlardan çıkış ve karbon emisyonlarının azaltılması konusunda kapsamlı bir plan olmadan ilerlediğini söyleyen Tamer, “COP31 kapsamında maalesef ülkemizin karbon emisyonlarının düşürülmesine, fosil yakıttan çıkılmasına dair çok kapsamlı bir planı yok. Tabiri caizse bir sorunu öteleme yöntemiyle ilerliyoruz” dedi.
“HALKLARIN İKLİM ZİRVESİ BU YÜZDEN ÖNEMLİ”
Resmi COP31 zirvesinin yanında düzenlenecek Halkların İklim Zirvesi’nin bu nedenle önemli olduğunu ifade eden Tamer, “Bizim içerisinde bulunduğumuz Halkların İklim Zirvesi kısmında, yani sivil inisiyatif olan tarafta, bu gerçekleri tüm çıplaklığıyla ortaya koymaya çalışacağız. Ülkemizin bir an önce fosil yakıttan çıkıp adil geçişi sağlayarak daha yaşanabilir bir çevreye, ülkeye ve dünyaya ulaşması gerektiğini savunacağız” diye konuştu.
Türkiye’de güçlü bir ekoloji hareketi bulunduğunu da vurgulayan Tamer, “Türkiye’de çok güçlü bir ekoloji hareketi var. Türkiye’nin dört bir tarafında çevre gruplarımız çok aktif çalışıyor. Biz Tarım Orkam-Sen olarak hem Ankara’daki genel merkezimizde hem de örgütlü olduğumuz illerde, ilçelerde, temsilciliklerimizde ve il başkanlıklarımızda bu sürece ev sahipliği yapmaya çalışıyoruz. Elimizden gelen desteği de vermeye çalışıyoruz” dedi.





