Antalya’da çalışan kadın olmak: Görünmeyen emek, bitmeyen yük

antalya’da çalışan kadın olmak, kadın emeği antalya, antalya kadın işçiler, görünmeyen emek, çalışan kadın röportajı antalya’da çalışan kadın olmak, kadın emeği antalya, antalya kadın işçiler, görünmeyen emek, çalışan kadın röportajı
Fotoğraf: Evrim Deniz / csgorselarsiv.org

Turizm kenti Antalya’da kadınların çalışma yaşamındaki görünürlüğü artsa da düşük ücret, güvencesizlik, bakım yükü, yaş ayrımcılığı ve toplumsal yargılar sürüyor. Antalya’da çalışan kadın olmak dizisinin bu bölümünde fabrika işçisi Meral Özkan ile çevirmen Çağrı Sert’in deneyimleri üzerinden, kadın emeğinin üretimden hizmet sektörüne uzanan görünümünü ve çalışma yaşamındaki yapısal eşitsizlikleri ele aldık.

Yasin Çoban

Antalya Kent Haber’in Antalya’da çalışan kadın olmak dizisinde daha önce yayımlanan haberlerde, Antalya Kadın Danışma Merkezi ve Dayanışma Derneği ve Burdur Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nden Doç. Dr. Meral Timurturkan ile turizm kentinde kadın emeğinin düşük ücret, güvencesizlik, bakım yükü, taciz, mobbing ve görünmeyen emekle birlikte şekillendiğine dikkat çekilmişti. Serinin önceki bölümlerinde, kadınların istihdamda daha görünür hale gelmesine rağmen eşit, güvenli ve güvenceli çalışma koşullarına hâlâ erişemediği; işe alımdan ücret politikasına, annelikten yaş ayrımcılığına kadar çok katmanlı bir eşitsizlikle karşı karşıya kaldığı vurgulanmıştı.

Resmi veriler de bu tabloyu doğruluyor. Antalya, Isparta ve Burdur’u kapsayan TR61 bölgesinde 2024 yılı kadın istihdam oranı yüzde 39,3 olarak kaydedilirken, Türkiye genelinde bu oran yüzde 32,5’te kaldı. Ancak aynı veriler, kadınların işgücüne katılımındaki artışın eşitlik anlamına gelmediğini ortaya koyuyor. Kadınların hangi işlerde, hangi ücretlerle, ne kadar güvenceyle ve hangi bakım yükü altında çalıştığı sorusu hâlâ belirleyici olmaya devam ediyor.

Bu çerçevede fabrika işçisi Meral Özkan ve çevirmen Çağrı Sert’in anlattıkları, Antalya’da çalışan kadınların yalnızca işyerinde değil, işten çıktıktan sonra da devam eden çok yönlü bir emek ve eşitsizlik yükü taşıdığını gösteriyor. İki kadının deneyimi; yaş, görünüm, medeni durum, annelik, vardiya düzeni, güvencesizlik ve görünmeyen ev içi emek gibi başlıkların, kadınların çalışma yaşamını yalnızca istihdam verileriyle açıklanamayacak kadar derinden belirlediğini ortaya koyuyor.

antalya’da çalışan kadın olmak, kadın emeği antalya, antalya kadın işçiler, görünmeyen emek, çalışan kadın röportajı
Meral Özkan

Antalya’da çalışan kadın olmak başlıklı söyleşi dizisinde bu kez fabrika işçisi Meral Özkan’ın ve yeminli çevirmenin Çağrı Sert’in deneyimleri yer alıyor. 

Özkan, kadınların çalışma yaşamında çoğu zaman “ikincil personel” olarak görüldüğünü, ancak erkek çalışan sayısı azaldığında üretimde kalıcı gücün kadın emeği olduğunun daha görünür hale geldiğini söyledi.

Çalışma yaşamında kadınların yalnızca iş yüküyle değil, yaş, görünüm, medeni durum ve toplumsal yargılarla da karşı karşıya kaldığını belirten Özkan, işten eve dönen kadınların yaşamının çoğu zaman iş ve ev arasında sıkıştığını anlattı. Özkan’ın aktardıkları, kadın emeğinin görünürlüğü kadar kadınların hangi koşullarda çalıştığına da dikkat çekiyor.

“KADIN ÇALIŞAN ÖNCE İKİNCİL GÖRÜLÜYOR”

Özkan, bazı işyerlerinde kadınların işe daha kolay alındığını ancak bunun eşitlik anlamına gelmediğini söyledi. Kadınların çoğu zaman asıl çalışan değil, tamamlayıcı personel olarak görüldüğünü ifade eden Özkan, “Kadın çalışan olmak bazı kesimlerde zor değil, iş bulması daha kolay. Genellikle ikincil personel olarak düşünülürler. Ama erkek sayısı azaldıkça en önemli çalışan kadın personel olur. Kalıcı olan kadın personeldir” dedi.

Kadın emeğinin üretimde süreklilik sağladığını vurgulayan Özkan, buna rağmen kadınların karar alma süreçlerinde ve çalışma koşullarında aynı değeri görmediğini belirtti.

“SERVİSE BİNDİKTEN SONRA BÜTÜN HAYATI BİTEN BİR ÇALIŞMA HAYATI”

Özkan, çalışma yaşamının kadınlar açısından yalnızca işyerindeki saatlerle sınırlı kalmadığını, ev içi sorumluluklarla birlikte çok daha ağırlaştığını söyledi. Özkan, “İşten eve sadece iş odaklı, çocuğuna, evine fazla vakit ayıramayan; önce patrona, sonra eve yetişen bir hayat oluyor. Servise bindikten sonra bütün hayatı biten bir çalışma hayatı” sözleriyle bu yükü tarif etti.

İlk yıllarında vardiyalı çalıştığını ve ücretini alamadığı işyerleri olduğunu belirten Özkan, o dönemlerin kendisi için daha yıpratıcı geçtiğini aktardı.

“EN ÇOK YAŞIM SORGULANDI”

Çalışma yaşamında son yıllarda en çok yaş nedeniyle ayrımcılığa maruz kaldığını söyleyen Özkan, sertifika, eğitim ya da el becerisinden çok yaşının gündeme getirildiğini belirtti. Özkan, “Şu yıllarda en çok zorlandığım yer yaşamımın, yaşımın sorgulanması oldu. Şu an çalıştığım yerde el üstünde tutuluyorum ama daha önce çalıştığım yerlerde ilk önce yaşımla ilgili konu açılıyordu ve yaftalanıyordum” dedi.

Genç kadın çalışanların daha hızlı ve daha aktif kabul edildiğini, işi yapamasa bile daha az dikkat çektiğini ifade eden Özkan, yaş almış kadın işçilerin ise daha baştan “hasta olur, işe gelemez” gibi önyargılarla değerlendirildiğini söyledi.

“İŞ ARARKEN ÖNÜNE İLK TEMİZLİK İŞİ ÇIKIYOR”

Kadınların iş arama süreçlerinde belirli alanlara yönlendirildiğini anlatan Özkan, turizm kentinde kadın emeğinin çoğu zaman temizlik işiyle özdeşleştirildiğini belirtti. Özkan, “Öncelikle yaşı genç olanlara iş tercihlerinde önem veriliyor. İşi yapabiliyor ya da yapamıyor olması önemli değil, önemli olan genç olması. Turizm demek temizlik demek. İş ararken önce temizlik işi çıkıyor. Elinizde sertifika olsa bile ilk önünüze çıkan iş temizlik oluyor” diye konuştu.

Özkan, bedensel olarak o işe uygun olunmasa bile kadınların bu alana yönlendirildiğini, bunun da kadın emeğini dar bir alana sıkıştırdığını söyledi.

“ERKEKLERDE BU KADAR SORGULAMA OLMUYOR”

Erkek çalışanların işe alım sürecinde çok daha az sorgulandığını ifade eden Özkan, “Erkeklerde bizim gibi bir güzellik algısı olmuyor. Erkekte bedensel hastalığı olmadıkça, alkol ya da benzeri bir bağımlılığı yoksa, görünüm olarak çok bakımsız değilse başvurur başvurmaz işe alınıyor” dedi.

Kendi deneyiminde fiziksel görünümün doğrudan belirleyici olmadığını ancak kadınların genel olarak daha fazla denetlendiğini ve değerlendirildiğini vurguladı.

“BEKAR KADIN İÇİN VARDİYA AVANTAJ, EVLİ KADIN İÇİN DAHA ZOR”

Vardiyalı çalışmanın kadınlar açısından aynı sonucu doğurmadığını anlatan Özkan, medeni durumun da çalışma hayatındaki deneyimi değiştirdiğini söyledi. Bekar bir kadın olarak vardiyalı çalışmanın kendisi açısından avantaj sağladığını belirten Özkan, evli ve çocuklu kadınlar için ise aynı düzenin çok daha zorlayıcı olduğunu ifade etti.

Geç saatlerde çıktıklarında çalıştığı işyerinin güvenlik ve servis desteği sunduğunu, bu nedenle şu an için bir sorun yaşamadığını söyleyen Özkan, “Gerekirse servisle evimin önüne kadar bırakıyorlar. Bu açıdan sorun yaşamadım” dedi.

“ÇOCUKLU KADINLARA VE YAŞ ALAN KADINLARA DAHA ESNEK HAKLAR TANINMALI”

Kadın işçilerin çalışma yaşamında desteklenmesi için somut adımlar atılması gerektiğini belirten Özkan, “Çocuklu kadınlar için ihtiyaç olduğunda daha çok izin verilebilir. Yaşı ileri olanlar için biraz daha esnek izinler kullandırılabilir. Çalışma süreleri çok uzunsa iki vardiya yerine üç vardiya yapılabilir” dedi.

Yerel ve merkezi yönetimlerin kadınlara yönelik destek politikalarını artırması gerektiğini vurgulayan Özkan, ücret, çalışma koşulları ve toplumsal yaklaşım başlıklarında daha güçlü adımlar atılmasını istedi.

“KADINLARIN DAHA FAZLA DESTEK GÖRMESİ GEREKİYOR”

İş yerlerinde kadına yönelik tavırdan giyim kuşama kadar pek çok konuda baskı olduğunu ifade eden Özkan, “Kadınların maaş açısından da biraz daha fazla destek görmesi gerekir. Erkekten önce çocuğunun okul masrafını karşılamaya çalışan bir anne düşünün. Yöneticiler özellikle okula giden çocuğu olan bir annenin yükü daha fazla. Buna göre destek verilebilir” dedi.

antalya’da çalışan kadın olmak, kadın emeği antalya, antalya kadın işçiler, görünmeyen emek, çalışan kadın röportajı
Çağrı Sert

“KADININ ÜSTÜNE YIKILMIŞ EV İÇİ EMEK GÖRÜNMEZ”

Antalya’da çalışan kadın olmak söyleşi dizisinde bu kez yeminli tercüman Çağrı Sert’in deneyimleri ve değerlendirmeleri yer alıyor. Sert, kadınların çalışma yaşamındaki temel sorunlardan birinin ev içi emeğin görünmez kılınması olduğunu belirterek, kadınların yalnızca ücretli işte değil, ev içinde de ağır bir yük taşıdığını söyledi.

Antalya gibi turizm kentlerinde kadın emeğinin sezonla birlikte daha esnek ve daha güvencesiz hale geldiğini vurgulayan Sert, uzayan mesailerin çoğu zaman ücrete yansımadığını, iş tanımı dışında kalan işlerin de kadınların omzuna yüklendiğini anlattı. Sert’in aktardıkları, kadınların iş, ev, çocuk bakımı ve toplumsal beklentiler arasında çok yönlü bir baskıyla karşı karşıya kaldığını gösteriyor.

Sert, kadınların çalışma yaşamındaki temel sorunlarını anlatırken ilk olarak ev içi emeğin görünmezliğine dikkat çekti. Kadınların çoğu zaman hem dışarıda çalıştığını hem de ev içindeki iş yükünün büyük bölümünü üstlendiğini belirten Sert, “Birçok kadın sadece dışarıda çalışmıyor, aynı zamanda ev içindeki iş yükünün büyük çoğunluğunu da sırtlanmak zorunda kalıyor” dedi.

Antalya’da özellikle turizm sezonunda turistik bölge ve işletmelerde çalışan kadınların mesai saatlerinin değiştiğini ve uzadığını söyleyen Sert, bu değişikliğin çoğu zaman emeğin karşılığı olan ücrete yansımadığını ifade etti. “Birçok kadın işini kaybetmemek için ek mesai farkı almaksızın fazla çalışıyor, iş tanımında olmayan işleri de yapmak durumunda kalıyor” sözleriyle kadınların çalışma yaşamındaki baskıyı anlattı.

“BELEDİYE KREŞLERİ OLMADIĞINDA KADIN SIKIŞIP KALIYOR”

Sert’e göre çocuk bakımının hâlâ kadına ait bir sorumluluk gibi görülmesi, kadınların iş, ev içi emek ve çocuk bakımı arasında sıkışmasına yol açıyor. Özellikle kadınların çalışan kesimin önemli bölümünü oluşturduğu turizm kentlerinde belediye kreşlerinin yaygınlaştırılması gerektiğini vurgulayan Sert, bu kreşlere ulaşımın da sosyal hizmet olarak sağlanmasının önemli olduğunu söyledi.

Kadınların çalışma yaşamına katılımını kolaylaştıracak kamusal desteklerin yetersizliğine dikkat çeken Sert, bakım yükünün hafifletilmemesi halinde kadınların istihdamda kalmasının daha da zorlaştığını anlattı.

Fotoğraf: Esra Tokat / csgorselarsiv.org

“09.00-18.00 DÜZENİ BANA YAŞAM ALANI BIRAKMADI”

Antalya’ya yaklaşık altı yıl önce taşındığını söyleyen Sert, üniversite sonrası bir yayınevinde 09.00-18.00 saatleri arasında çalıştığını, ancak bu iş düzeninin kendisine yaşam alanı bırakmadığını fark ettikten sonra yeminli tercümanlığa geçtiğini anlattı. Bugün hem tercümanlık yaptığını hem de engelli hayvanlarla çalıştığını belirten Sert, kendi düzenini kurmaya yöneldiğini ifade etti.

“Haftanın beş ya da altı günü bir yerde çalışmak demek, bütün hayatınızın işe endeksli olması demek” diyen Sert, işe gidiş ve dönüş süreleri de eklendiğinde kişiye ait zamanın ve alanın ortadan kalktığını söyledi. Sert, sistemin değişmez gibi sunduğu birçok yaşam kalıbının aslında değiştirilebilir olduğunu düşündüğünü belirtti.

“BANA GELİRİNİ NASIL SAĞLIYORSUN DİYE SORUYORLAR”

Sert, bir işyerinde belli saatler içinde çalışan bir kadın olmadığınızda toplumun sizi daha fazla sorguladığını söyledi. Kadınlara gelirlerini nasıl elde ettiklerinin ve kiralarını nasıl ödediklerinin rahatça sorulabildiğini belirten Sert, aynı soruların erkeklere yöneltilmediğini vurguladı.

“Bir kadın olarak soruyorum: Ben sizin normlarınız çerçevesinde çalışmak ve yaşamak zorunda mıyım?” diyen Sert, bu yaklaşımın kadınların yaşam tercihlerinin sürekli denetim altında tutulduğunu gösterdiğini ifade etti.

“SOSYAL SORUMLULUK ALANINDA DA YÜK KADINLARIN OMZUNDA”

İş dışında 17 yıldır engelli ve ağır hasta hayvanlarla ilgilendiğini anlatan Sert, şehir dışında kiraladığı bir arazide yaşadığını ve kurucusu ile başkanı olduğu dernek bünyesinde koruma altındaki hayvan sayısının arttığını söyledi. Bu durumun hem kendi yaşam giderleri hem de sosyal sorumluluk kapsamında yürüttüğü çalışmalar açısından ciddi bir yük yarattığını belirtti.

Sert, sosyal hizmetlerin geriye gitmesinin kadınların hayatını daha da zorlaştırdığını dile getirerek, “Sadece ev-iş-para üçgeninde bir hayat yerine sosyal sorumluluklara da el uzatan bir yaşam seçiyorsanız, günlük işleriniz, zamanınız, emeğiniz sizi daha çok sıkıştırıyor” dedi.

“MESAİ GEREKTİĞİNDE BUNU KABUL ETMENİZ BEKLENİYORDU”

Sert, geçmişte yaşadığı en büyük sorunlardan birinin ek mesainin konuşulmadan ve sorulmadan yerine getirilmesinin beklenmesi olduğunu söyledi. Yetişmeyen işler ya da ek çalışma gerektiğinde, kişilerin ev hayatı, aile düzeni ya da özel planlarının dikkate alınmadığını belirtti.

Küçük işletmelerde bu baskının daha sert yaşandığını vurgulayan Sert, “Hayır dediğinizin ertesi günü yerinize yeni bir eleman işe başlıyor” sözleriyle kadınların iş yaşamında itiraz alanlarının ne kadar dar olduğunu anlattı.

“40 YAŞ ÜSTÜ KADINLAR İÇİN YAŞ ENGEL OLABİLİYOR”

Sert, kendi alanında yaş nedeniyle ciddi bir sorun yaşamadığını ancak 40 yaş üstü bir kadın olarak kendi alanı dışında iş aramak istese yaşın önüne engel olarak çıkacağını düşündüğünü söyledi. Genç çalışanların daha çok mesaiye bırakıldığını, daha fazla iş yüküyle karşılaştığını ve özellikle genç, bekar kadınların bu esnekliğe daha çok zorlandığını ifade etti.

Öte yandan 40 yaş üstü kadınların daha sabit ve masa başı işlere yönlendirildiğini belirten Sert, burada yaş ve fiziksel görünüş temelinde ayrımcılık üreten bir mekanizma bulunduğunu dile getirdi.

“KADINLAR HER KOŞULDA ESTETİK KALIPLARA UYMAYA ZORLANIYOR”

Sert, dijital çağın kadınlara yönelik şekilci baskıyı artırdığını söyledi. Küçük yaşlardan itibaren kız çocuklarının karşısına “kusursuz bedenli” kadın figürlerinin çıkarıldığını belirten Sert, erkekler için de benzer görseller olsa da toplumda erkeklere yönelik aynı yoğunlukta bir güzellik baskısı kurulmadığını ifade etti.

“Kadın işe de gitse, evde de kalsa, çocuk da baksa, hamile de olsa toplumun estetik zevkine uygun olması bekleniyor” diyen Sert, bunun sağlıkla ilgili değil, doğrudan cinsiyetçi bir şekilcilikle ilgili olduğunu vurguladı.

“GECE GEÇ SAATTE EVE DÖNMEK KADININ DEĞİL TOPLUMUN SORUNU”

İşe başladığı dönemde gece geç çıktığı zamanlarda işyerinin eve ulaşımı sağladığını ve bu nedenle güvenlik sorunu yaşamadığını belirten Sert, bekar ve çocuksuz bir kadın olarak bu konuda daha esnek hareket edebildiğini anlattı. Aynı dönemde birlikte çalıştığı çocuklu kadınların ise zamanında çıkıp eve gitmek zorunda kaldığını söyledi.

Sert, bir kadının gece geç saatte eve dönerken güvenlik endişesi yaşamasının bireysel değil toplumsal bir sorun olduğunu vurguladı. Bu durumun ahlak ve güvenlik politikalarıyla ilgili olduğunu ifade etti.

“ANNELİK KADINA YÜKLENİYOR, BABALIK AYNI BİÇİMDE SORGULANMIYOR”

Sert, birçok firmanın yeni evli ya da hamilelik ihtimali bulunan kadınları işe alma konusunda isteksiz davrandığını söyledi. Doğum öncesi ve sonrası izinlerin şirket planlamasını etkilediği gerekçesiyle kadınların istihdam dışına itildiğini belirten Sert, bunun kabul edilemez bir yaklaşım olduğunu dile getirdi.

“Hiçbir kadın kariyeri, iş emeği ve ailesi arasında bir seçim yapmaya zorlanamaz” diyen Sert, çocuk sorumluluğunun yalnızca kadına yüklenmesinin yıkıcı bir dayatma olduğunu, babanın aynı biçimde sorumluluk altında değerlendirilmediğini belirtti.

“EŞİT EMEĞE EŞİT ÜCRET UYGULANMIYOR”

Birçok sektörde erkeklerin kadınlardan daha fazla ya da farklı ücret aldığını söyleyen Sert, eşit emeğe eşit ücret ilkesinin uygulanmadığını vurguladı. Bu noktada kadının ev içindeki görünmez emeğinin ayrıca düşünülmesi gerektiğini ifade etti.

“Bugün evimize temizlik için bir emekçi çağırdığımızda yaptığı her iş için ücret alıyor. Ama kadın kendi evinde bütün bu işleri tek başına ve hiçbir ekonomik artısı ya da güvencesi olmadan yapıyor” diyen Sert, çalışan kadın için bunun ikinci bir yük, çalışmayan kadın için ise karşılıksız ve güvencesiz bir emek biçimi olduğunu söyledi.

“MEVSİMLİK İŞLERDE KADINLARIN YÜKÜ DAHA DA ARTIYOR”

Sert, gerek turizmde gerek tarımda mevsimlik işlerin önemli bölümünü kadınların yaptığını, ancak bu kadınların çoğunun güvencesiz çalıştığını belirtti. Hastalandıklarında ya da iş kazası geçirdiklerinde çoğu zaman tedavi giderlerinin karşılanmadığını ifade etti.

Barınma ve ulaşımın da mevsimlik işçiler için ciddi bir sorun olduğunu belirten Sert, çocuklar okula gitmediğinde ya da kreşler olmadığında kadınların bir de çocuk bakımını üstlenmek zorunda kaldığını söyledi. Ailede engelli, yaşlı ya da hasta biri varsa bakım sorumluluğunun da yine çoğunlukla kadına kaldığını ekledi.

“KADINLARIN SOSYAL HİZMETE, SİGORTAYA VE SENDİKAYA ERİŞİMİ GÜÇLENMELİ”

Sert’e göre yalnızca Antalya’da değil tüm kentlerde sosyal hizmetlerin artırılması ve erişilebilir olması gerekiyor. Belediye kreşlerinin sayısının artırılması, bu kreşlere ulaşımın güvenli ve ücretsiz sağlanması, kadınların meslek edinmesi için sanat ve zanaat kurslarının açılması gerektiğini söyledi.

Kadınların hangi iş kolunda çalışırsa çalışsın sigortalı ve sendikalı olmalarının önünün açılması gerektiğini belirten Sert, kadınlara temel haklarının anlatılmasının ve özellikle sendikalı olmaları konusunda teşvik edilmelerinin önemli olduğunu vurguladı.