Antalya’da sokak müzisyenleri için düzenleme gerekli mi?

antalya sokak müzisyenleri antalya sokak müzisyenleri
Görsel: Yapay zeka ile üretilmiştir.

Antalya sokak müzisyenleri için kent genelinde açık ve ortak bir sistem bulunmuyor. Gürültü ve kamusal alan kuralları ise ilçelere göre farklılaşabiliyor.

Antalya’da Kaleiçi’nin dar sokaklarında, kent meydanlarında, parklarda veya sahil bandında müzik yapan bir sokak sanatçısı kentin kültürel yaşamına katkı sunabilir.

Aynı performans, yüksek ses sistemi kullanıldığında veya konutların hemen altında saatlerce sürdüğünde çevrede yaşayan yurttaş açısından gürültü sorununa da dönüşebilir.

Tartışmanın temel noktası burada ortaya çıkıyor.

Sokak müziğine tamamen sınırsız bir kullanım hakkı tanımak da bütün performansları kamusal alan işgali veya gürültü olarak değerlendirmek de Antalya gibi yoğun turizm ve kent yaşamının iç içe geçtiği bir şehir için yeterli çözüm görünmüyor.

2026 itibarıyla Antalya’nın tamamında geçerli, sokak müzisyenlerinin hangi noktalarda, hangi saatlerde ve hangi ses koşullarında performans yapabileceğini gösteren ortak bir “sokak sanatçısı izin sistemi” kamuya açık belediye kaynaklarında görünmüyor.

Buna karşılık belediyelerin zabıta, kamusal alan kullanımı ve gürültü konusunda geniş yetkileri bulunuyor. Antalya Büyükşehir Belediyesi de sorumluluk alanındaki meydan, bulvar, cadde ve ana yolların yönetimiyle bu alanlardaki zabıta hizmetlerini görevleri arasında sayıyor.

Bu tablo, Antalya’da sokak müzisyenliği için daha açık ve öngörülebilir bir düzenlemenin tartışılmasını anlamlı hale getiriyor.

Sokak müziği Antalya için neden önemli?

Antalya yıl boyunca çok sayıda yerli ve yabancı ziyaretçinin bulunduğu, açık alan kullanımının güçlü olduğu bir kent.

Kaleiçi,

Konyaaltı Sahili,

Cumhuriyet Meydanı çevresi,

Muratpaşa’nın parkları,

kültür merkezlerinin çevresi

ve farklı ilçe meydanları günün önemli bölümünde yaya hareketliliği taşıyor.

Sokak müziği bu alanlarda yalnız eğlence işlevi görmüyor.

Genç müzisyen için ilk izleyiciyle karşılaşma alanı olabilir.

Profesyonel sahneye erişemeyen sanatçı için görünürlük sağlayabilir.

Kent sakini açısından ücretsiz kültür deneyimi oluşturabilir.

Turist açısından kentin gündelik kültürüyle karşılaşma biçimine dönüşebilir.

Bu nedenle sokak müzisyenini yalnız “gürültü çıkaran kişi” olarak değerlendirmek kent kültürünün bir bölümünü görmezden gelmek anlamına gelebilir.

Antalya geçmişte sokak müziğini kamusal programla destekledi

Muratpaşa Belediyesi 2021 yılında “Müzik Sokakta” adıyla doğrudan kamusal alanlarda gerçekleştirilen bir program düzenlemişti.

Pandemi nedeniyle iş ve sahne olanakları azalan müzisyenlerin desteklenmesi amacıyla yürütülen programda iki ay boyunca her cuma günü farklı noktalarda sahneler kurulmuş ve iki yüzden fazla müzisyen programa dahil edilmişti.

Aydın Kanza, Bayındır, Düden ve Falez 2 parkları gibi kamusal alanlar performans noktaları arasında yer aldı. Etkinliklerde klasik müzikten caz ve halk müziğine kadar farklı türlere yer verildi.

Bu uygulama 2026 için geçerli bir sokak müzisyenliği düzenlemesi değil.

Ancak Antalya açısından önemli bir örnek sunuyor:

Kamusal alanda müzik ile çevre düzeni birbirine karşıt olmak zorunda değil; belediye belirli noktalar ve saatler oluşturarak ikisini birlikte yönetebilir.

Bugün sorun ne?

Bugünkü temel sorun sokak müzisyenliğiyle ilgili kuralların sanatçı tarafından kolayca anlaşılabilecek tek bir sistemde toplanmaması.

Bir müzisyen açısından şu soruların cevabı her zaman açık değil:

Nerede çalabilirim?

İzin almam gerekiyor mu?

Akustik gitar için de izin gerekli mi?

Amfi kullanabilir miyim?

Kaça kadar çalabilirim?

Bir işletmenin önünde performans yapabilir miyim?

Bahşiş toplamak satış veya dilencilik olarak değerlendirilir mi?

Zabıta geldiğinde hangi kurala göre işlem yapılır?

Antalya genelinde bu soruların tümünü tek sayfada yanıtlayan güncel bir belediye rehberi bulunmuyor.

Bu belirsizlik sanatçı kadar zabıta ve çevrede yaşayan yurttaş açısından da sorun yaratabilir.

Kepez 2026’da ses yükselticili kamusal alan kullanımını düzenledi

Kepez Belediyesi Haziran 2026’da yeni Emir ve Yasakları Yönetmeliğini kabul etti.

Güncel yönetmelikte kamuya açık alanlarda ses yükseltici cihazlar veya hoparlör kullanarak cadde ve sokaklarda yayın yapmak ile bu tür cihazlarla çevreyi rahatsız edecek biçimde müzik ve çalgıcılık yapmak yasak kapsamındaki davranışlar arasında sayılıyor.

Aynı yönetmelik işyerlerinin önünde hoparlör ve ses yükseltici cihazlarla çevreyi rahatsız edecek biçimde müzik yayını yapılmasını da yasaklıyor.

Burada önemli bir ayrım var.

Metin özellikle ses yükseltici cihaz kullanımını ve çevreyi rahatsız eden sesi hedefliyor.

Bu düzenlemeden hareketle “Kepez’de her türlü akustik sokak müziği tamamen yasaktır” sonucunu çıkarmak doğru olmaz.

Ancak amplifikasyon kullanan bir sokak müzisyeni açısından yerel zabıta kurallarının doğrudan önem taşıdığı açık.

Akustik gitar ile güçlü amfi aynı şekilde değerlendirilmeli mi?

Kent politikası açısından ayrıştırılması gereken başlıklardan biri bu.

Tek kişinin düşük sesle yaptığı akustik gitar performansıyla güçlü hoparlör ve amplifikatör kullanılan bir performansın çevresel etkisi aynı değil.

Benzer biçimde keman,

akustik gitar,

klarnet,

davul-perküsyon

ve elektronik altyapılı performansların ses düzeyi birbirinden önemli ölçüde farklılaşabilir.

Bu nedenle düzenleme yapılacaksa yalnız “müzik var mı yok mu?” sorusuna değil, sesin niteliğine ve çevre üzerindeki etkisine bakılması daha işlevsel olabilir.

Ulusal gürültü mevzuatı ne diyor?

Türkiye’de çevresel gürültü konusunda Çevresel Gürültü Kontrol Yönetmeliği uygulanıyor.

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığının güncel açıklamalarına göre açık havada gerçekleştirilen ve çevresel gürültü oluşturan müzik faaliyetlerinde zaman ve gürültü kriterleri bulunuyor.

Açık hava etkinliklerinde ilgili çerçeve 10.00-01.00 saatleri arasındaki faaliyetleri ele alıyor; işyerlerinin açık alanlarında yapılan müzik yayınlarında ise sınır değerler ve müzik yayın izin sistemi ayrıca uygulanıyor.

Ancak bir sokak müzisyeninin kısa süreli bireysel performansı ile ruhsatlı bir restoranın sürekli müzik yayını aynı hukuki kategori değil.

Bu nedenle işyeri müzik yayını mevzuatını bütün sokak müzisyenlerine doğrudan uygulamak doğru olmaz.

Sokak performanslarında yerel belediyelerin kamusal alan ve zabıta düzenlemeleri ayrıca önem taşıyor.

Kabahatler Kanunu gürültüye müdahale imkânı veriyor

5326 sayılı Kabahatler Kanununun 36’ncı maddesi, başkalarının huzur ve sükûnunu bozacak şekilde gürültüye neden olmayı kabahat olarak düzenliyor.

Bu konuda idari yaptırım uygulama yetkisi kolluk veya belediye zabıta görevlilerinde bulunuyor.

Dolayısıyla sokak müzisyeni için ayrı bir belediye düzenlemesi bulunmasa bile “istediğim yerde istediğim ses seviyesinde müzik yapabilirim” biçiminde sınırsız bir hak bulunmuyor.

Öte yandan yalnız enstrüman çalıyor olmak da tek başına gürültü ihlali bulunduğunu göstermiyor.

Esas mesele çevredeki huzur ve sükûnun bozulup bozulmadığı ve ilgili yerel kuralların ihlal edilip edilmediği.

Sokak müziği ile gürültü arasındaki sınır nasıl çizilebilir?

Sadece şikâyet üzerine karar verilmesi tartışma yaratabilir.

Aynı performansı bir kişi çok beğenirken başka biri rahatsız edici bulabilir.

Daha öngörülebilir sistemde;

performans noktası,

saat aralığı,

amfi kullanımı,

ses sınırı,

performans süresi

ve hassas alanlara mesafe

önceden belirlenebilir.

Böylece hem sanatçı ne yapabileceğini bilir hem yurttaş hangi durumda şikâyet hakkı bulunduğunu anlayabilir.

Hastane ve okul çevresi farklı değerlendirilebilir

Kamusal alandaki bütün noktalar aynı hassasiyete sahip değil.

Hastane,

okul,

yaşlı bakım merkezi,

ibadethane

ve yoğun konut bölgesinin hemen yanında yüksek sesli performansın etkisi, hareketli bir kent meydanındaki performanstan farklı olabilir.

Kepez Belediyesi’nin 2026 yönetmeliğinde de gürültüye duyarlı bölgeler için farklı izin yaklaşımına yer verilmesi, yerel yönetimlerin mekânın niteliğini dikkate alabildiğini gösteriyor.

Sokak sanatçılığı sisteminde de benzer bir bölgesel yaklaşım uygulanabilir.

Kaleiçi için ayrı model gerekir mi?

Kaleiçi Antalya’nın hem turizm hem kültürel miras açısından en yoğun alanlarından biri.

Dar sokaklar nedeniyle ses yansımaları açık meydanlardan farklı olabilir.

Aynı noktada restoranlar, konaklama tesisleri, konutlar, mağazalar, ziyaretçiler ve sanatçılar birlikte bulunuyor.

Bu nedenle Kaleiçi için uygulanacak sokak müziği modelinin Konyaaltı Sahili’yle aynı olması gerekmeyebilir.

Örneğin belirli meydan ve sokaklarda akustik performansa izin verilirken güçlü amfilerin kullanımı sınırlandırılabilir.

Belirli saatlerden sonra daha düşük sesli performans modeline geçilebilir.

Ama bunun sanatçı açısından önceden bilinmesi gerekir.

Kamusal sanat ile zabıta uygulaması arasındaki gerilim 2026’da da gündemde

Antalya’da kamusal alanda sanat üretiminin nasıl düzenleneceği yalnız müzisyenleri ilgilendiren bir sorun değil.

Ağustos 2026’da yaklaşık otuz yıldır resim yapan ve Antalya’da sokak sanatçılığıyla geçimini sağlayan bir ressam, Kaleiçi’ndeki tezgâhının zabıta tarafından kaldırılmasının ardından sanatçılara “işportacı muamelesi” yapıldığını savundu.

Sanatçı, belediye tarafından sanatçı ve zanaatkârlara ayrılan mevcut alanın yaya trafiğinin düşük olduğu bir noktada kaldığını belirterek Kaleiçi gibi görünür bölgelerde düzenlenmiş sanat alanları oluşturulmasını talep etti.

Bu olay doğrudan sokak müzisyenleriyle ilgili değil.

Ancak aynı temel soruyu gösteriyor:

Kamusal alanda sanat ile kamu alanı düzeni arasındaki sınır nasıl kurulacak?

“Belirlenmiş alan” tek başına çözüm olmayabilir

Belediyenin sokak sanatçılarına “şurada performans yapabilirsiniz” demesi ilk bakışta çözüm gibi görünebilir.

Fakat belirlenen nokta yaya hareketliliğinden tamamen uzaktaysa sanatçı açısından işlevsiz kalabilir.

Sokak müziğinin karakteri seyirciyle tesadüfi karşılaşmaya dayanıyor.

İnsanların bulunmadığı bir noktada performans yapmak, müzisyene resmî alan sağlamış görünse de ekonomik ve kültürel karşılığını azaltabilir.

Bu nedenle performans noktaları belirlenirken yalnız zabıta açısından kolay denetlenmesi değil;

yaya hareketi,

toplu taşıma,

konut yakınlığı,

akustik özellik,

engelli geçişleri,

turizm hareketi

ve çevredeki işletmeler birlikte değerlendirilmeli.

Konyaaltı Sahili sokak müziği için uygun olabilir mi?

Konyaaltı Sahili uzun yürüyüş alanları ve yoğun kamusal kullanımı nedeniyle sokak performanslarının doğal olarak ortaya çıkabileceği bölgelerden biri.

Ancak burada da yaya geçişinin korunması gerekiyor.

Konyaaltı Belediyesi Haziran 2026’da kaldırımların ortak kullanım alanı olduğunu vurgulayarak kamusal alan işgallerine yönelik denetimlerini sürdürdüğünü açıkladı.

Bir sokak müzisyeni küçük bir enstrümanla kenarda performans yaptığında başka, geniş ekipman ve kalabalık grupla yaya akışını kapattığında başka bir kamusal alan etkisi yaratıyor.

Bu ayrım düzenlemede açıkça tanımlanabilir.

Sokak müzisyeni kaldırım işgal ediyor sayılabilir mi?

Performansın biçimine göre sorun ortaya çıkabilir.

Kabahatler Kanununda yetkili makamın açık ve yazılı izni olmadan meydan, cadde, sokak veya kaldırımların işgal edilmesine ilişkin hükümler de bulunuyor.

Ancak birkaç dakika enstrüman çalan kişinin otomatik olarak “işgal” yaptığı sonucuna ulaşmak da doğru olmaz.

Yaya geçişinin engellenmesi,

ekipmanların geniş alan kaplaması,

sabit tezgâh kurulması

ve uzun süre aynı alanın özel kullanıma dönüşmesi gibi durumların ayrıca değerlendirilmesi gerekiyor.

Açık bir sokak sanatçılığı sistemi bu gri alanı azaltabilir.

Bahşiş almak dilencilik midir?

Sokak müziği tartışmalarında en sık karıştırılan konulardan biri bu.

Sanatçı bir performans sunuyor ve dinleyici gönüllü olarak para bırakıyor.

Bu durum doğrudan hiçbir hizmet sunmadan para istemeyle aynı faaliyet değil.

Ancak Türkiye’de sokak performanslarında bahşiş toplamanın bütün belediyeler için ayrıntılı ve ortak biçimde düzenlendiği özel bir mevzuat bulunmuyor.

Bu nedenle yerel düzenlemede konunun açıkça tanımlanması hem sanatçıyı hem zabıtayı belirsizlikten kurtarabilir.

Örneğin gönüllü bahşişe izin verilirken zorlayıcı biçimde para istemek yasaklanabilir.

Sokak müzisyeninden ücret alınmalı mı?

Düzenleme yapılacaksa önemli sorulardan biri de bu.

Sokak müzisyenliği çoğu zaman düşük maliyetli ve bağımsız kültür üretimi.

Yüksek başvuru veya alan kullanım ücreti getirilmesi, sistemin yalnız maddi imkânı olan sanatçılar tarafından kullanılmasına neden olabilir.

Bu nedenle izin sistemi oluşturulacaksa ücretsiz veya sembolik maliyetli olması kamusal kültür açısından daha kapsayıcı olabilir.

Belediyenin amacı sokak sanatçılığından gelir elde etmekten çok kamusal alan kullanımını düzenlemek olmalı.

Sokak sanatçısı kartı çözüm olabilir mi?

Antalya için uygulanabilecek modellerden biri basit bir sokak sanatçısı kartı.

Sanatçı;

kimlik bilgisi,

iletişim bilgisi,

performans türü,

kullandığı enstrüman,

amfi kullanıp kullanmadığı

gibi temel bilgilerle başvuru yapabilir.

Kart müzisyenin profesyonel yeterliliğini ölçmek için değil, sistem içerisinde kayıtlı olduğunu göstermek için kullanılabilir.

Ancak bunun ağır bir seçme sınavına dönüşmesi ifade ve sanat özgürlüğü açısından tartışma yaratabilir.

Belediyenin “iyi müzisyen-kötü müzisyen” seçmesinden çok alan, zaman ve ses kullanımını düzenlemesi daha nesnel bir model olur.

Sanatsal kaliteyi belediye mi belirlemeli?

Bu konuda dikkatli olunması gerekir.

Bir sanatçının repertuvarının beğenilmemesi kamusal alandan çıkarılması için tek başına yeterli gerekçe olmamalı.

Müzik zevki öznel.

Klasik gitarı seven bir kişi elektronik müziği istemeyebilir.

Bir başka kişi halk müziğini tercih edebilir.

Yerel yönetimin temel görevi repertuvar beğenisi belirlemek yerine;

kamusal düzen,

güvenlik,

ses düzeyi,

erişilebilirlik

ve alan kullanımına ilişkin kuralları uygulamak olabilir.

Aynı noktada müzisyenler arasında sıra nasıl düzenlenebilir?

İşlek alanlarda başka bir sorun performans noktasının sürekli aynı kişi tarafından kullanılması.

Bunu önlemek için süre sınırlaması getirilebilir.

Örneğin belirli yoğun noktalarda bir sanatçı veya grup belirli sürenin ardından başka noktaya geçebilir.

Dijital veya fiziksel sıra sistemi oluşturulabilir.

Böylece hem daha fazla sanatçı görünürlük kazanır hem aynı çevrede saatler boyunca kesintisiz müzik nedeniyle oluşabilecek rahatsızlık azaltılır.

Amfili performans için ayrı izin sistemi uygulanabilir

En basit ayrımlardan biri akustik ve amplifikasyonlu performans arasında yapılabilir.

Akustik performans daha geniş alanda ve daha esnek kurallarla yürütülebilir.

Hoparlör, taşınabilir amfi veya elektronik altyapı kullanan sanatçı için ise;

belirli noktalar,

belirli saatler

ve maksimum ses seviyesi

uygulanabilir.

Kepez’in 2026 tarihli düzenlemesinin ses yükseltici cihazlarla çevreyi rahatsız eden müziği açıkça ele alması da amplifikasyonun yerel yönetimler açısından ayrı bir sorun alanı olduğunu gösteriyor.

Sokak müziği şikâyetleri nasıl çözülmeli?

Bugün yurttaş belediyelerin zabıta ve şikâyet kanallarına başvurabiliyor.

Antalya Büyükşehir Belediyesi de ALO 153 Zabıta hattını kullanıyor.

Ancak ideal sistemde şikâyet sonucu yalnız “müzisyeni gönderme” olmamalı.

Önce ses seviyesi düşürülebilir.

Performans başka noktaya yönlendirilebilir.

Belirlenen süre aşılmışsa ara verilmesi istenebilir.

Tekrarlanan ihlallerde ise yaptırım uygulanabilir.

Böylece zabıta ile sanatçı ilişkisi sürekli çatışmaya dayalı olmaktan çıkar.

İşletmeler sokak müzisyenini kendi müzik sistemi gibi kullanabilir mi?

Bu da düzenlemede ayrılması gereken bir konu.

Bir müzisyenin kendi kararıyla kamusal alanda performans yapması başka,

restoran veya kafenin müşteri çekmek amacıyla müzisyeni düzenli şekilde kapısının önünde çalıştırması başka.

İkinci durumda performans işyerinin ticari faaliyetiyle ilişkilendirilebilir ve işyeri müzik yayını ile kamusal alan kullanımına ilişkin farklı yükümlülükler gündeme gelebilir.

Çevre Bakanlığının güncel açıklamalarında da elektronik ses yükseltici kullanan işletmeler için müzik yayın izni ve çevresel gürültü kriterleri ayrı biçimde düzenleniyor.

Bu ayrım sokak sanatçısının bağımsız niteliğinin korunması açısından önemli.

Sokak müzisyenleri turizm politikasının parçası olabilir mi?

Antalya kültür ve turizm kenti kimliğini zaten çok sayıda festival ve açık hava etkinliğiyle kullanıyor.

Muratpaşa Belediyesi’nin 5-13 Eylül 2026 tarihlerinde düzenlediği Yöreler Renkler Festivali örneğinde kent meydanı dokuz gün boyunca müzik, halk oyunları ve farklı kültürel etkinliklere ayrıldı.

Büyükşehir Belediyesi Bando ve Orkestrasının görevleri arasında da kentin belirli odak noktalarında halka yönelik mini konserler gerçekleştirmek bulunuyor.

Dolayısıyla Antalya’nın kamusal alanda müzikle ilgili kurumsal deneyimi mevcut.

Sokak müzisyenleri için düzenleme bu deneyimin daha bağımsız ve sürekli biçimi olabilir.

Düzenleme sokak sanatını “resmîleştirip” ruhunu bozabilir mi?

Bu risk var.

Çok ağır bürokrasi,

uzun başvuru süreci,

yüksek ücret,

yalnız birkaç izinli nokta,

repertuvar müdahalesi

ve sürekli zabıta kontrolü sokak sanatının kendiliğinden karakterini ortadan kaldırabilir.

Bu nedenle amaç her performansı bir festival organizasyonuna dönüştürmek olmamalı.

Düzenleme minimum kurallarla çalışmalı.

Sanatçı ne yapamayacağını açıkça bilmeli, onun dışında kamusal alanda özgürce üretim yapabilmeli.

Antalya için nasıl bir model düşünülebilir?

Kent genelinde tamamen tek tip kurallar yerine Büyükşehir ile ilçe belediyelerinin birlikte kullanabileceği ortak temel standart oluşturulabilir.

Bu modelde;

akustik ve amfili performans ayrılabilir,

yoğun yaya bölgelerinde performans noktaları belirlenebilir,

hastane ve okul gibi hassas alanlar korunabilir,

gece saatleri sınırlandırılabilir,

yaya geçişini engellemek yasaklanabilir,

gönüllü bahşiş açık biçimde tanımlanabilir,

performans noktaları arasında dönüşümlü kullanım sağlanabilir,

şikâyet ve itiraz süreci şeffaflaştırılabilir.

Böyle bir sistem yasaklama yerine birlikte kullanım modeli oluşturur.

Sanatçılar da düzenlemenin hazırlanmasına katılmalı

Sokak müziği düzenlemesi yalnız zabıta masasında hazırlanırsa uygulamadaki sorunların bir bölümü gözden kaçabilir.

Müzisyenler;

hangi saatlerde dinleyici bulunduğunu,

hangi alanların akustik açıdan uygun olduğunu,

ekipmanın ne kadar yer kapladığını,

bahşiş ekonomisinin nasıl çalıştığını

doğrudan biliyor.

Aynı şekilde mahalle sakinleri ve esnaf da sürekli yüksek sesin veya yaya yoğunluğunun yarattığı sorunları biliyor.

Bu nedenle belediye, sokak müzisyenleri, mahalle temsilcileri, kültür-sanat örgütleri ve erişilebilirlik alanında çalışanların birlikte katıldığı bir model daha dengeli olabilir.

Antalya’da kaç sokak müzisyeni var?

Bu sorunun güncel kamuya açık yanıtı yok.

Antalya’da düzenli olarak sokakta müzik yapan kaç kişinin bulunduğu,

hangi ilçelerde yoğunlaştıkları,

kaçının geçimini sokak müziğinden sağladığı,

kaç zabıta işlemi uygulandığı,

kaç gürültü şikâyeti geldiği

kent geneli istatistik olarak yayımlanmıyor.

Bu veri eksikliği düzenleme ihtiyacının gerçek ölçeğini değerlendirmeyi de zorlaştırıyor.

Sorun gerçekten yüzlerce şikâyet mi oluşturuyor, yoksa birkaç yoğun noktada mı yaşanıyor?

Bugün kamuya açık verilerle bunu söylemek mümkün değil.

Antalya’da sokak müzisyenleri için düzenleme gerekli mi?

Evet, ancak ihtiyaç yeni bir genel yasaktan çok açık, öngörülebilir ve sanatçı dostu bir kullanım sistemi.

Antalya’da belediyelerin kamusal alan düzeni ve zabıta yetkileri zaten bulunuyor. Kabahatler Kanunu da başkalarının huzur ve sükûnunu bozacak gürültüye müdahale imkânı veriyor.

Kepez Belediyesi’nin Haziran 2026’da yürürlüğe koyduğu güncel yönetmelik, ses yükseltici cihazlarla kamusal alanda çevreyi rahatsız edecek müzik ve çalgıcılığı doğrudan düzenliyor.

Ancak Antalya’nın bütün ilçelerinde sokak müzisyeninin nerede, ne zaman ve hangi koşullarda performans yapabileceğini gösteren ortak ve kolay erişilebilir bir sistem bulunmuyor.

Geçmişte Muratpaşa’nın “Müzik Sokakta” uygulamasında iki yüzden fazla kent müzisyenini park ve sokaklarda belirlenen noktalarda dinleyiciyle buluşturabilmiş olması ise düzenlenmiş kamusal müzik kullanımının Antalya’da uygulanabilir olduğunu gösteren önemli bir örnek.

Buna karşılık 2026’da Kaleiçi’nde bir sokak sanatçısının tezgâhının kaldırılması üzerine yaşanan tartışma, kamusal sanat ile zabıta uygulaması arasındaki sınırın hâlâ sorun üretebildiğini ortaya koyuyor.

Antalya için en işlevsel yaklaşım sokak müziğini ya tamamen serbest ya da tamamen yasak kabul etmek yerine yer, saat, ses ve geçiş hakkı üzerinden düzenlemek olabilir.

Böyle bir modelde akustik müziğe daha geniş alan tanınırken yüksek sesli amplifikasyon kontrol edilebilir; hastane ve yoğun konut alanlarında koruma sağlanabilir; Kaleiçi, sahil ve meydanlarda dönüşümlü performans noktaları oluşturulabilir.

Sanatçının zabıtayı görünce enstrümanını toplamak zorunda kalmadığı, yurttaşın da gecenin ilerleyen saatlerinde istemediği yüksek sese maruz kalmadığı bir sistem mümkün.

Antalya’nın ihtiyacı sokaktaki müziği susturmak değil; kimin, nerede ve hangi koşullarda müzik yapabileceğini herkes için anlaşılır hale getirmek.