Barış İçin LGBTİ+’dan 11. Yargı Paketi taslağına ilişkin açıklama: “11. Yargı Paketi, bu hakkı gasp eden ve eşit yurttaşlığı zedeleyen bir düzenlemedir”

Barış İçin LGBTİ+ İnisiyatifi 11. yargı paketi Barış İçin LGBTİ+ İnisiyatifi 11. yargı paketi
Fotoğraf: Dilara Açıkgöz / csgorselarsiv.org

Barış İçin LGBTİ+ İnisiyatifi, LGBTİ+’lara yönelik ayrımcı düzenlemeler içeren 11. Yargı Paketi taslağı ile ilgili açıklama yaptı. Açıklamada, “Bu düzenleme yalnızca LGBTİ+’ları değil, herkesi susturmayı hedeflemektedir” denildi.

AKP hükümetinin kısa süre içinde Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sunması beklenen 11’inci Yargı Paketi taslağında, Türk Ceza Kanunu’nun 225’inci maddesinde yapılması planlanan değişikliğin, LGBTİ+ bireylere yönelik cezai yaptırımların önünü açabileceği değerlendiriliyor.

Taslakta yer alan düzenlemeye göre, “doğuştan gelen biyolojik cinsiyete ve genel ahlaka aykırı tutum ve davranışta bulunan ya da bulunmayı alenen teşvik eden, öven veya özendiren kişilerin bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılacağı” ifade ediliyor.

Söz konusu düzenlemenin kamuoyuna yansımasının ardından, ifade özgürlüğü alanında faaliyet gösteren kuruluşlar, taslak metindeki LGBTİ+ karşıtı ifadelerin tekliften çıkarılması çağrısında bulundu.

Barış İçin LGBTİ+ İnisiyatifi, konuya ilişkin 17 Ekim’de “11. Yargı Paketi: Varoluşumuzu, eşitliği ve barışı kriminalize etme girişimi” başlıklı yazılı açıklama yayımladı. Açıklamada, şu ifadelere yer verildi:

“Adalet Bakanlığı’nın hazırladığı 11. Yargı Paketi, LGBTİ+’ların kimliklerini, yaşam biçimlerini ve örgütlenme özgürlüklerini hedef alan ideolojik bir saldırıdır. Bu düzenleme, toplumsal denetimi yeniden kurmayı, eşit yurttaşlığı ortadan kaldırmayı ve barış fikrini susturmayı amaçlamaktadır. İçeriği itibarıyla demokrasiye, insan haklarına ve barış mücadelesine yönelik ciddi bir tehdittir.”

10 Ekim 2025’te “Barış İçin LGBTİ+ İnisiyatifi” (BİL+), Ankara Gar Katliamı’nın yıldönümünde kuruluşunu duyurarak barış ve eşit yurttaşlık çağrısı yaptığı hatırlatılan açıklamada, “10 Ekim, hem yas hem umut günüdür; bil+’ın bu tarihteki çıkışı, bastırılmak istenen barış talebinin ‘yarım kalan düşlerin devamı’ olarak sembolik bir anlam taşır. İnsan Hakları Derneği’nde Türkçe ve Kürtçe yapılan açıklama, 1990’lardaki faili meçhullerden bugünün kuir özgürlük mücadelesine uzanan bir sürekliliği temsil etmiştir. Böylece barışın yalnızca siyasal değil, toplumsal cinsiyet eşitliği ve kültürel tanınma ekseninde yeniden tanımlanması gerektiği vurgulanmıştır” denildi.

Yeni yargı paketinin, barışın toplumsal temelde yeniden inşasını hedefleyen LGBTİ+’lara yöneltilmiş açık bir gözdağı olduğu ifade edilen açıklamada, “Cinsiyet uyum sürecine erişim yaşının 25’e çıkarılması, sağlık kurulu şartlarının ağırlaştırılması ve “biyolojik cinsiyete aykırı davranış” gibi muğlak ifadelerle hapis cezaları öngörülmesi, temel insan haklarını yok sayan ayrımcı düzenlemelerdir. Aynı cinsiyetteki kişilerin birliktelikleri dahi suç kapsamına alınmakta; mahremiyet, ifade özgürlüğü ve sanat alanı daraltılmaktadır” sözleri kullanıldı

Bu yasa, hukuk ile bir toplumsal mühendislik girişimi olduğu ifade edilen açıklamada, “Nüfus ve Aile 10 Yılı’ politikalarıyla birlikte heteronormatif bir toplum modeli dayatılmakta; kimlik mücadeleleri birbirinden koparılmak istenmektedir. Böylece Kürt halkının demokratik çözüm mücadelesi ile LGBTİ+ hareketi arasındaki dayanışma zayıflatılmakta, toplum kimlikler üzerinden yeniden bölünmektedir. Devletin ahlak ve aile söylemleriyle ördüğü denetim rejimi pekiştirilmektedir” ifadeleri yer verildi.

Barış, herkesin kimliğiyle eşit yurttaş olarak var olabildiği bir düzende mümkün olduğu ifade edilen açıklamada, son olarak şu ifadelere yer verildi:

“Barış, militarizmin, heteroseksizmin ve ikili cinsiyet rejiminin sona ermesiyle mümkündür. bil+’ın 10 Ekim açıklaması bunu hatırlatmıştır: Barış, kimliğiyle onurlu biçimde yaşayan herkesin hakkıdır. 11. Yargı Paketi ise bu hakkı gasp eden, eşit yurttaşlığı sarsan bir girişimdir. Tasarı, özel hayata saygı, ifade özgürlüğü ve eşitlik ilkelerini ihlal ettiği gibi, Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası insan hakları belgeleriyle de çelişmektedir. Barışı, eşitliği ve adaleti savunan herkesin bu pakete karşı çıkması ortak sorumluluktur. Çünkü bu düzenleme yalnızca LGBTİ+’ları değil, herkesi susturmayı hedeflemektedir. Bizler, varoluşumuzu, sevgimizi ve barış talebimizi suç sayan hiçbir yasayı tanımıyoruz. Barış, kimliğimizin yok sayılmadığı bir yaşam düzenidir. Ne kimliğimizden vazgeçeriz, ne barıştan!”