
Eğitim-İş Antalya Şubesi, Başakşehir’de Şeyh Şamil İmam Hatip Ortakokulu’nda yaşanan bıçaklı saldırının ardından açıklamada bulundu. Saldırıyı gerçekleştiren çocuğun LGS’de yüzde ikilik dilime girmiş olduğu ifade edilerek “Bir çocuk elinde bıçakla başka bir okula nasıl girebildi? Ve eğitim hayatında ‘başarılı’ olarak kayda geçen bir çocuk, nasıl oldu da elinde bıçakla başka çocukların karşısına çıktı?” soruları yöneltildi. Bu sorunların yanıtının MEB’in sorumluluğunda olduğu ifadeleri kullanıldı.
Eğitim ve Bilim İşgörenleri Sendikası (Eğitim-İş) Antalya Şubesi Şube Başkanı Sadır Acar, İstanbul Başakşehir’de Şeyh Şamil İmam Hatip Ortakokulu’nda yaşanan bıçaklı saldırının ardından açıklama gerçekleştirdi. Açıklamada, saldırıyı gerçekleştiren çocuğun Liselere Geçiş Sistemi’nde (LGS) yüzde ikilik dilime girmiş olduğu ifade edilerek “Bir çocuk elinde bıçakla başka bir okula nasıl girebildi? Ve eğitim hayatında ‘başarılı’ olarak kayda geçen bir çocuk, nasıl oldu da elinde bıçakla başka çocukların karşısına çıktı?” soruları yöneltildi.
Sorulara cevap olarak birinin okul güvenliği, diğerinin ise çocukları sınav puanlarından ibaret gören eğitim anlayışı olduğu vurgusu yapılarak yanıtlarının Milli Eğitim Bakanlığı’nın (MEB) sorumluluğundadır ifadeleri kullanıldı.
“ÇOCUKLARIMIZIN GÜVENDE OLMASI GEREKEN BİR EĞİTİM KURUMUNDA BİR ÇOCUĞUMUZU KAYBETTİK”
Başakşehir’de dün (6 Ekim) Şeyh Şamil İmam Hatip Ortaokulu’nda yaşanan saldırı olayında sekiz öğrenci yaralandı bir öğrenci yaşamını yitirdi. Buna yönelik Eğitim-İş Antalya Başkanı Acar’ın yaptığı açıklamada acılarının da öfkelerinin de büyük olduğu belirtilerek şu ifadeler kullanıldı:
“Çünkü bugün bir kez daha bir okulun kapısından içeri şiddet girdi; çocuklarımızın güvende olması gereken bir eğitim kurumunda bir çocuğumuzu kaybettik.”
ARKA ARKAYA YAŞANAN OKULLARDAKİ ŞİDDET OLAYLARINA DEĞİNİLDİ
Açıklamada, Türkiye’de okulların birbiri ardına şiddet olaylarının yaşandığı yerlere dönüştüğünü MEB’in bu duruma karşın her saldırı ardından soruşturma başlattığı, protokol imzaladığı ve birkaç cümlelik açıklamalarla yetindiği belirtildi.
Okullarda arka arkaya yaşanan şiddet olayları hatırlatılarak, iki hafta önce Manisa Turgutlu İnci Üzmez Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi önünde yaşanan silahlı saldırıda, öğrencilerin okul önünde silahlı saldırının hedefi olduğu ifade edildi. Ardından yaşanan Osmaniye Farabi Anadolu Lisesinde meslektaşlarının Mehmet Bilgili’nin görev yaptığı okulun bahçesinde silahlı saldırıyla yaşamdan koparıldığını ifade ederek “Bugün ise Başakşehir’de çocuklarımız bıçaklandı” açıklamasında bulunuldu.
Bu yaşananların artık tek tek olaylar olmadığı, eğitim sisteminin çok ciddi yapısal bir güvenlik ve şiddet sorunu olduğu belirtildi.
“OKULLARIN GİRİŞ-ÇIKIŞ GÜVENLİĞİNİN DURUMUNU GÖSTERMEKTEDİR”
Açıklamanın devamında, okul saldırısında ilk bilgilere göre saldırıyı gerçekleştiren çocuğun saldırının yaşandığı okulun öğrencisi olmadığı, başka bir lisede öğrenim gören bir öğrenci olduğu ve okul kıyafetiyle başka bir okulun içine girebildiği ifade edildi. Okula girerek çocuklara bıçakla saldırabildiği ifadeleri kullanılarak, yaşananların okulların giriş-çıkış güvenliğinin hangi durumda olduğunu göstermekte olduğu açıklamasında bulunuldu.
Alınan bilgilere göre saldırıyı gerçekleştiren çocuğun LGS’de yüzde ikilik dilime girmiş olduğu ve fen lisesine yerleştiği sonra ise Anadolu Lisesi’ne nakil olduğu belirtildi. Açıklamanın devamında, eğitim sisteminin ölçütleriyle “başarılı” kabul edilen bir öğrenciden söz edildiği vurgulanarak şu ifadeler kullanıldı:
“Sınavlarda başarılı olan, Türkiye’deki öğrencilerin yüzde ikilik dilimine giren bir çocuk neden 15 yaşında elinde bıçakla başka bir okulun kapısından giriyor?”
“BU SORU YAŞANAN SALDIRININ SORUMLULUĞUNU FAİLDEN KALDIRMAK İÇİN DEĞİL”
Açıklamanın devamında, bu sorunun yaşanan saldırının sorumluluğunu failden kaldırmak için değil, eğitim sisteminin görmediği çocukları konuşmak için sorulması gerektiği ifadelerinde bulundu. Eğitimin yalnızca çocuğun kaç soru çözdüğünü, hangi yüzdelik dilime girdiğini ve hangi okula yerleştiğini takip etmek olmadığı belirtilerek şu ifadelere yer verildi:
“Çocuğun ruhsal ve sosyal gelişimini, okuluyla ve arkadaşlarıyla kurduğu ilişkiyi, yaşadığı sorunları ve davranışlarındaki değişimleri de görebilen bir sistem kurmak zorundasınız.”
“O ÇOCUĞU GERÇEKTEN TAKİP ETMİŞ SAYILMAZSINIZ”
Eğitim hayatında “başarılı olarak kayda geçen bir çocuğun nasıl olup da elinde bıçakla başka çocukların karşısına çıktığını, bir çocuğun elinde bıçakla başka bir okula nasıl girebildiği sorularını yöneltilerek, bu soruların yanıtın vermek MEB’in sorumluluğunda olduğu açıklamasında bulundu.
Bir öğrenciyi takip etmeye değinilen açıklamada şu ifadeler kullanıldı:
“Bir öğrencinin sınav başarısını ölçüp onun öfkesini, yalnızlığını, yaşadığı çatışmaları ya da şiddete yönelme riskini göremiyorsanız, o çocuğu gerçekten takip etmiş sayılmazsınız.”
“DÖRT AYLIK DÖNEMDE ÜÇ ÖĞRETMEN VE ON ÖĞRENCİNİNİN YAŞAMINI YİTİRDİĞİNİ ORTAYA KOYDUK”
Acar aylardır “Güvenli Okul, Sağlıklı Eğitim” diyerek alanlara çıktıklarını, on binlerce yurttaşın imzasını MEB’e taşıdıkları açıklamasında bulundu. Açıklamada, hazırladıkları eğitimde şiddet raporunda yalnızca dört aylık dönemde şiddet olayları nedeniyle üç öğretmenin ve on öğrencinin yaşamını yitirdiğini ortaya koydukları belirtilerek, buna rağmen gerekli önlemlerin alınmadığı ifadelerinde bulunuldu.
“HER OKULA BİR GÜVENLİK GÖREVLİSİ DAHİ DÜŞMEMEKTEDİR”
Açıklamanın devamında Türkiye’deki devlet okulu sayısı ve okullarda görevlendirilen güvenlik personeli sayısı belirtildi. Türkiye’de 60 binden fazla devlet okuluna karşılık görevlendirilen geçici güvenlik personeli sayısının yaklaşık 30 bin olduğu ifade edildi.
Okul güvenliğinin yalnızca kapıya görevli koymak olmadığı, okul çevresindeki risklerin belirlenmesi, giriş çıkışların denetlenmesi, rehberlik hizmetlerinin güçlendirilmesi, risk altındaki çocukların erken dönemde tespit edilmesi ve şiddeti ortaya çıkmadan önleyecek mekanizmaların kurulması gerektiği açıklamasında bulunularak şu ifadeler kullanıldı:
“Çünkü bir başka önemli gerçeği de görmezden gelemeyiz, bugünkü saldırının faili de bir çocuktur.
Çocukların birbirinin faili ve mağduru haline geldiği bir tabloyu yalnızca güvenlik kameralarıyla, turnikelerle ve polisiye önlemlerle açıklamak mümkün değildir. Şiddetin çocukların dünyasına nasıl bu kadar kolay sızdığını; çocukların neden öfkeyle, umutsuzlukla ve şiddetle baş başa bırakıldığını da konuşmak zorundayız.“
Açıklama şu şekilde sonlandırıldı:
Ama bugün o en temel güvenlik önleminin dahi sağlanamadığını görüyoruz. MEB artık sorumluluğunu başka kurumlara, ailelere, öğretmenlere ya da çocuklara devredemez.Her okulda yeterli sayıda kadrolu ve eğitimli güvenlik personeli istihdam edilmelidir.
Okulların giriş-çıkış güvenliği ve okul çevresindeki riskler bilimsel kriterlerle yeniden değerlendirilmelidir. Rehberlik ve psikolojik danışmanlık hizmetleri güçlendirilmeli, risk altındaki çocukları erken dönemde tespit edecek ve destekleyecek mekanizmalar kurulmalıdır. Eğitimde şiddete karşı kapsamlı, uygulanabilir, denetlenebilir ve sonuçları kamuoyuyla paylaşılacak ulusal bir eylem planı derhal hayata geçirilmelidir.
Her saldırının ardından yeni bir protokol açıklayıp bir sonraki saldırıyı beklemek politika değildir. Her saldırının ardından “soruşturma başlatıldı” demek çocuklarımızı korumuyor. Her saldırıyı münferit göstererek sorumluluktan kaçmak da artık mümkün değildir. Manisa’da söyledik, Osmaniye’de söyledik, bugün bir kez daha söylüyoruz:Bir ülkede çocuklar okula giderken, öğretmenler görevlerinin başındayken can güvenliğinden endişe ediyorsa orada eğitim hakkından söz edilemez.
Millî Eğitim Bakanlığına bir kez daha sesleniyoruz: Çocuklarımızın ve eğitim emekçilerinin can güvenliği sizin asli sorumluluğunuzdur. Okullarımızın kapısından şiddetin girmesini seyretmeyin. Bir sonraki saldırıyı beklemeyin.Okullarımız suç mahalli, çocuklarımız şiddetin faili ya da mağduru olmayacak!Güvenli okul bir lütuf değil, çocuklarımızın ve eğitim emekçilerinin en temel hakkıdır.”





