
Antalya’da düzenlenecek COP31 İklim Zirvesi öncesinde İklimi Değil Sistemi Değiştir Platformu, “Ya gezegen ya kapitalizm” başlıklı bir manifesto yayımlayarak iklim krizine ve mevcut iklim politikalarına ilişkin açıklamada bulundu. Platform, fosil yakıt politikalarının terk edilmesini ve bağlayıcı, adil bir iklim rejimi oluşturulmasını talep etti.
İklimi Değil Sistemi Değiştir Platformu, yaklaşan COP31 İklim Zirvesi öncesinde kamuoyuna yönelik bir manifesto yayımladı. “Ya gezegen ya kapitalizm” başlığıyla paylaşılan metinin yanı sıra imza kampanyası da yer aldı.
İklimi Değil Sistemi Değiştir Platformu tarafından yayımlanan açıklamada, iklim krizinin artık geri dönülmez bir eşiğe dayandığı ifade edilerek, “Bilimin son çıkış dediği yerdeyiz” denildi. Küresel ortalama sıcaklık artışının sanayi öncesi döneme göre 1,5°C sınırına ulaştığına dikkat çekilen açıklamada, bu eşiğin aşılmasının 2°C ve üzeri ısınmayı tetikleyeceği ve bunun da ekosistemler açısından geri dönüşü olmayan sonuçlar doğuracağı vurgulandı.
Açıklamada, Birleşmiş Milletler Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli’nin (IPCC) küresel ısınmanın en geç 2030’a kadar 1,5°C’de sabitlenmesi gerektiğini bildirdiği hatırlatılarak, “2026 yılındayız ve son 12 ayın ortalaması endüstri öncesi ortalamanın 1,5°C üzerinde çıktı” denildi.
Platform, Dünya Meteoroloji Örgütü’nün de önümüzdeki beş yılın ortalama sıcaklıklarının 1,5°C’nin üzerinde olacağı yönündeki öngörüsüne işaret ederek, mevcut gidişatın kritik eşiklerin aşıldığını gösterdiğini belirtti.
“FOSIL YAKITLARIN KÜRESEL ENERJİ TÜKETİMİNDEKİ PAYI DEĞİŞMEDEN KORUNDU”
Açıklamda, 1,5°C sınırının aşılmasının 2°C’lik ısınmaya doğru hızlı bir süreci tetikleyeceği savunularak şu ifadeler kullanıldı:
“Bu sınırı aşamayız. 1,5°C’de kalmayı başaramazsak hızla 2°C’lik ısınmaya doğru yol alırız. 2°C’den geri dönüş yok.”
Açıklamada, 2°C’lik ısınmanın okyanusların karbon emme kapasitesini azaltacağı, bunun da atmosfere daha fazla sera gazı salınmasına yol açacağı belirtildi. Ayrıca bu seviyede bir artışın yağmur ormanlarının yaklaşık yüzde 40’ının kaybı anlamına gelebileceği ifade edilerek, “Kaybedilen bitki örtüsü de karbon salacak ve ısınma daha da hızlanacaktır” değerlendirmesinde bulunuldu.
İklim krizi kapitalizmin bir sonucu olduğu vurgulanan açıklamada, şu ifadelere yer verildi:
“İlk iklim zirvesinin gerçekleştirildiği 1995’ten bu yana 31 yıl geçti. Son 31 yılda 1,5°C sınırını korumaya adanması gereken karar vericiler, küresel emisyonların yüzde 70’inden fazlasının sorumlusu olan fosil yakıt şirketlerini desteklemeye devam etti, finans devleri Paris Anlaşması’ndan bu yana bu şirketlere trilyonlarca dolarlık yatırım yaptı, fosil yakıtların küresel enerji tüketimindeki payı değişmeden korundu.”
BM İklim Zirveleri’nin (COP), 31 yıldır gerçekleştirildiği hatırlatılan açıklamada, “Bu süreçte okyanuslar ısınmaya devam etti, hassas ekosistemlerin dengesi bozuldu. Deniz yüzeyi sıcaklığının normal değerler üzerine çıkmasıyla kasırga ve tayfunların sıklığı ve yıkıcı etkileri arttı, bitki örtüsü kaybı ve çölleşme riski olan bölgelerde su krizleri başladı. Kuzey Kutup Bölgesindeki permafrost toprağı erime aşamasına geçti, krizi daha da büyütecek bir unsur olarak yoğun bir metan salımı riski de devreye girdi” sözleri kullanıldı.
Yapılan zirvelerde emisyonların azaltılmasının sağlanamadığı ifade edilen açıklamada, “Onları meşrulaştıran bir yeşil aklama festivaline dönüştü. BM zirvelerinde atılan ‘ileriye dönük adımlar’ bizi daha da geriye götürdü” ifadeleri kullanıldı.
Platform, “Net Sıfır” hedeflerinin emisyonları azaltmadığını ve müzakere süreçlerinin fosil yakıt lobilerinin etkisi altında olduğunu savundu.
“MÜZAKERE MASALARI KRIZİN FAİLLERİ TARAFINDAN İŞGAL EDİLMİŞTİR”
Açıklamada, devletlerin karbon salımını fiilen azaltmadan “Net Sıfır” hedefleri açıkladığı belirtilerek, “Devletler, ‘Net’ ibaresi eklenmiş hedefler açıklayarak karbondioksit (CO2) salımlarını azaltmadan sürdürdü. Sonuç ortada; emisyonlar azalmıyor, her yıl artıyor” ifadelerine yer verildi.
Platform, son iklim zirvelerinde fosil yakıt lobicilerinin sayısının, iklim krizinden en fazla etkilenen ada ülkelerinin delegasyon sayısını aştığını öne sürerek, “Müzakere masaları krizin failleri tarafından işgal edilmiştir” değerlendirmesinde bulundu.
Kararların oybirliği kuralıyla alınmasının süreci kilitlediği belirtilen metinde, “Tek bir petrol devletinin vetosu bile gezegenin geleceğini rehin alabilmektedir” denildi.
Platform, BM iklim zirvelerini “bağlayıcılığı olmayan diplomatik bir oyalama süreci” olarak nitelendirerek, mevcut politikaların Paris Anlaşması’nın 1,5°C hedefini korumaya yetmediğini savundu.
Açıklamada ayrıca, iklim krizine bağlı aşırı hava olaylarının, kuraklıkların ve sellerin toplumsal eşitsizlikleri derinleştirdiği vurgulanarak, “Krizin faturası da ona en düşük seviyeli katkıyı yapanlara kesiliyor. Krizin gerçek sorumluları servetlerini katlayıp aklanırken, milyarlarca insan ve sayısız canlı onlar yüzünden benzersiz bir yok oluşa sürükleniyor” ifadeleri kullanıldı.
COP31’in ev sahibi Türkiye olduğu hatırlatılan metinde, şu sözler kullanıldı:
“Türkiye İklim adaletsizliğinin ve politik ikiyüzlülüğün kristalize olduğu bir laboratuvardır. Türkiye, Akdeniz havzasında küresel ortalamadan daha hızlı ısınmakta; 2025 kuraklığıyla tarımsal verimini ve su güvenliğini kaybetme noktasına gelmiştir. Türkiye’de toprakların yüzde 88’i çölleşme riski altındadır.”
İktidar’ın Türkiye için 2053 Net Sıfır hedefini açıkladığını hatırlatan açıklamada, “Diğer yandan kömürden çıkış tarihi vermemekte ve fosil yakıt şirketlerini halkın vergileriyle sübvanse etmektedir. Soma ve Bolu’daki termik santrallere, çalışmadıkları dönemler için bile milyonlarca liralık kapasite ödemesi yapılmaktadır. İliç’te siyanürle zehirlenen topraklar ve Akbelen’de kömür uğruna yok edilen ormanlar, sermayenin kâr hırsının halk sağlığının ve hukukun önüne geçtiğinin kanıtıdır” denildi.
“BU KOALİSYON, ZİRVENİN BİR ÇÖZÜM DEĞİL, YENİ BİR OYALAMA OLACAĞININ HABERCİSİDİR”
Yayımlanan manifestoda, “Kasım 2026’da Antalya’da kurulacak masanın bir ayağında fosil yakıt sicili kabarık ev sahibi Türkiye; diğer ayağında ise Pasifik’teki fosil çıkarlarını koruyan Avustralya olacaktır” ifadelerine yer verildi.
Platform açıklamasında, bu tablo “Kömür Koalisyonu” olarak nitelendirilerek, “Bu koalisyon, zirvenin bir çözüm değil, yeni bir oyalama olacağının habercisidir” denildi.
COP31’in Antalya’da gerçekleştirilecek olmasına atıfta bulunan platform, “Bizler Antalya’ya bu tiyatroyu izlemeye değil, perdeyi indirmeye geliyoruz” ifadeleriyle iklim politikalarına karşı protesto ve mücadele çağrısında bulundu.
İklimi Değil Sistemi Değiştir Platformu, taleplerini şu şekilde sıraladı:
• Emisyon hakkı satan karbon piyasalarını ve emisyon ticaret sistemlerini reddediyoruz.
• İklim çöküşü gezegenin en büyük ve kritik sorunlarından biridir. Küresel İklim Acil Durumu ilan edilmesi ve tüm kararların iklime olan etkisinin öncelik haline gelmesini istiyoruz.
• Gönüllülük esaslı taahhütler ve fosil yakıtların aşamalı terkedilişini planlayan anlaşmalar değil, derhal ve adil bir şekilde terk edilmesini zorunlu kılan bağlayıcı anlaşmalar istiyoruz.
• İklim krizinin faturasını krizi yaratan şirketler ödesin ve yok olacak sektörlerde çalışan işçilerin hiçbiri mağdur edilmesin, yeni meslek alanlarına adapte edilsin ve fosil yakıt şirketlerine aktarılan sübvansiyonlar adil geçiş için kullanılsın.
• Doğayı katleden ve iklim krizinden sorumlu şirketlerin ve onlara yol veren kamu görevlilerinin uluslararası hukukta yargılanmasını talep ediyoruz.
• Son olarak İşgal altında iklim adaleti olmaz diyerek İsrail’in ABD destekli soykırımcı işgaline karşı çıkmadan, Netanyahu ve ekibinin savaş, insanlık ve soykırım suçlarından yargılanması için mücadele etmeden iklim krizine karşı direnmenin mümkün olmadığını düşünüyoruz.
Açıklamanın sonunda şu ifadelere yer verildi:
“Halklar, bu krizle ilgili tüm tartışmalarda en ön saflarda yer almalıdır. Bu manifesto, sadece bir imza metni değil; Berlin’den Cape Town’a, İliç’ten Amazonlar’a kadar uzanan küresel bir direnişin çağrısıdır. Gelecek, Antalya’daki lüks otel salonlarında değil; yaşamı savunanların sokakta, maden sahasında ve kampüslerde öreceği dayanışmayla kurtarılacaktır.”
Metni okumak ve imzalak için tıklayın.
COP31 NEDİR?
COP31, açılımıyla 31. Taraflar Konferansı (Conference of the Parties), Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi kapsamında her yıl düzenlenen uluslararası iklim zirvelerinin 31’incisidir. Zirvelerde, küresel iklim kriziyle mücadeleye yönelik politikalar, sera gazı emisyonlarının azaltılması, uyum stratejileri, finansman mekanizmaları ve yeşil dönüşüm başlıkları ele alınıyor.
Taraf ülkelerin hükümet temsilcileri, bilim insanları, sivil toplum kuruluşları ve özel sektör temsilcilerinin katıldığı konferanslarda, küresel sıcaklık artışının sınırlandırılmasına yönelik hedefler ve uygulama adımları müzakere ediliyor.
COP31’in 2026 yılında Türkiye’nin ev sahipliğinde düzenlenmesi planlanıyor.





