İnkaya Mağarası kazılarında 86 bin yıllık yaşam izleri yeni yöntemlerle araştırılıyor

inkaya mağarası kazıları inkaya mağarası kazıları
Görsel: Kültür Envanteri

Çanakkale’deki İnkaya Mağarası’nda 86 bin yıllık insan yaşamı, çevresel DNA, termal drone ve optik tarihlendirmeyle incelenecek.

Çanakkale’nin Çan ilçesinde bulunan İnkaya Mağarası’ndaki arkeolojik kazılar, yeni bilimsel araştırma yöntemlerinin de kullanılacağı onuncu sezonuyla devam ediyor. Yaklaşık 86 bin yıl öncesine uzanan insan yaşamının izlerini taşıyan mağarada, Paleolitik Çağ’a ilişkin yeni bilgilere ulaşılması hedefleniyor.

Bahadırlı köyüne yaklaşık iki kilometre uzaklıkta bulunan İnkaya Mağarası, Batı Anadolu’da keşfedilen ilk Paleolitik dönem mağarası olarak biliniyor. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. İsmail Özer başkanlığındaki ekip, 2026 yılı çalışmalarını mağaranın üç farklı bölümünde sürdürüyor.

35 BİNİ AŞKIN TAŞ ALET BULUNDU

İnkaya Mağarası kazılarında bugüne kadar çakmak taşı ve bazalttan üretilmiş 35 bini aşkın yontma taş alet ile bu aletlerin üretimi sırasında ortaya çıkan parçalar gün yüzüne çıkarıldı.

Buluntular, Orta Paleolitik Dönem’in sonu ile Üst Paleolitik Dönem’in başlangıcı arasındaki zaman dilimine tarihleniyor. Araştırmalar, mağaranın yaklaşık 86 bin yıl öncesinden 22 bin 500 yıl öncesine kadar farklı dönemlerde insanlar tarafından kullanıldığını gösteriyor.

Mağaranın bulunduğu bölgedeki su kaynakları, besin olanakları ve taş alet üretiminde kullanılan ham maddelerin varlığı, alanın uzun süreli bir yaşam ve üretim merkezi olarak tercih edilmesinde etkili oldu.

MAĞARANIN BATISINDAKİ ÜRETİM ALANI KAZILIYOR

Kazıların 2026 sezonundaki ağırlıklı çalışma alanını mağaranın batısında bulunan ve “işlik” olarak değerlendirilen bölüm oluşturuyor.

Araştırmacılar, bu alanın mağarada yaşayan insanlar tarafından taş alet üretmek için kullanıldığını değerlendiriyor. Üretim sırasında ortaya çıkan taş parçalarının ve dolgu toprağının birikmesi sonucunda mağaranın batı girişinin zaman içinde kapandığı belirtiliyor.

Kazı Başkanı Prof. Dr. İsmail Özer’in verdiği bilgilere göre bölgedeki dolgu kalınlığı üç buçuk metreyi aşıyor. Biriken toprağın kaldırılmasıyla kapalı durumdaki giriş yeniden ortaya çıkarılmaya başlandı. Kazı alanının genişletilmesiyle mağaranın daha önce araştırılmamış ve bozulmamış kültür katmanlarına ulaşılması planlanıyor.

BOZULMAMIŞ KÜLTÜR KATMANLARI İNCELENECEK

Arkeolojik alanlarda bozulmamış katmanlar, geçmişte yaşanan faaliyetlerin sırasını ve dönemler arasındaki ilişkileri anlamak açısından önem taşıyor.

İnkaya Mağarası’nda daha önce dış etkilere maruz kalmamış katmanlara ulaşılması halinde insanların mağarayı hangi dönemlerde, ne kadar süreyle ve hangi amaçlarla kullandığına ilişkin daha ayrıntılı veriler elde edilebilecek.

Katmanlar içinde bulunacak taş aletler, üretim artıkları ve olası çevresel kalıntılar, mağaradaki yaşamın zaman içerisindeki değişimini ortaya koyabilecek.

YER ALTI JEOFİZİK YÖNTEMLERLE GÖRÜNTÜLENECEK

İnkaya Mağarası’nda 2026 kazı sezonunda ilk kez jeofizik yer altı görüntüleme yöntemleri kullanılacak.

Bu çalışmalarla kazı yapılmadan önce toprağın altındaki jeolojik farklılıkların, boşlukların ve olası arkeolojik katmanların belirlenmesi hedefleniyor. Böylece kazı ekibi, hangi alanlarda çalışma yapılacağına ilişkin daha ayrıntılı bir yol haritası oluşturabilecek.

Jeofizik araştırmalar, mağaranın görünen bölümleri dışındaki olası geçişlerin ve farklı dolgu alanlarının anlaşılmasına da katkı sağlayabilecek.

TERMAL DRONE İLE ÜÇ BOYUTLU HARİTA HAZIRLANACAK

Kazı alanının RGB ve termal kamera taşıyan drone sistemleriyle görüntülenmesi planlanıyor.

RGB kameralar alanın yüksek çözünürlüklü renkli görüntülerini kaydederken termal kameralar yüzeydeki sıcaklık farklılıklarını belirleyebiliyor. Toplanan veriler kullanılarak mağaranın ve çevresinin üç boyutlu haritası hazırlanacak.

Üç boyutlu haritalama çalışması, kazı alanındaki değişimin sezonlar boyunca izlenmesine, buluntuların konumlarının kaydedilmesine ve mağaranın yapısının ayrıntılı biçimde belgelenmesine yardımcı olacak.

ÇEVRESEL DNA İLE PALEOEKOLOJİ ARAŞTIRILACAK

İnkaya Mağarası’nda uygulanacak yöntemlerden biri de çevresel DNA analizi olacak.

Canlılar bulundukları çevreye deri, saç, dışkı, polen ve farklı biyolojik materyaller aracılığıyla genetik izler bırakabiliyor. Toprak ve tortu örneklerinden elde edilebilen bu izler, geçmiş dönemlerde bölgede bulunan canlı türleri ve çevresel koşullar hakkında bilgi verebiliyor.

İnkaya Mağarası’ndan alınacak örneklerin çevresel DNA yöntemiyle analiz edilmesi sayesinde alanın eski ekolojik yapısının belirlenmesi amaçlanıyor. Böylece mağaranın kullanıldığı dönemlerde çevrede hangi bitki ve hayvanların bulunduğuna, iklim koşullarının nasıl olduğuna ve insanların nasıl bir çevrede yaşadığına ilişkin yeni verilere ulaşılabilecek.

OPTİK TARİHLENDİRME YÖNTEMİ KULLANILACAK

Yeni kazı alanlarının yaşının belirlenmesi amacıyla optik uyarmalı lüminesans yöntemi de uygulanacak.

OSL olarak bilinen yöntem, toprak içerisindeki mineral tanelerinin en son ne zaman güneş ışığına maruz kaldığını belirlemeye dayanıyor. Bu yöntem özellikle organik kalıntıların bulunmadığı veya radyokarbon yönteminin uygulanamadığı eski katmanların tarihlendirilmesinde kullanılabiliyor.

Mağaradaki farklı dolgu tabakalarından alınacak örneklerin analiz edilmesiyle yeni açılan alanların hangi zaman diliminde oluştuğu araştırılacak. Elde edilecek tarihler, taş aletlerin bulunduğu katmanlarla birlikte değerlendirilerek mağaradaki yaşamın kronolojisinin daha ayrıntılı biçimde oluşturulmasını sağlayabilecek.

ANADOLU İLE BALKANLAR ARASINDAKİ HAREKETLİLİK ARAŞTIRILIYOR

İnkaya Mağarası kazılarının temel amaçlarından biri, Paleolitik Çağ’da Anadolu ile Balkanlar arasında gerçekleşen insan hareketlerini araştırmak.

Kazı Başkanı Prof. Dr. İsmail Özer tarafından yayımlanan bilimsel çalışmada, Anadolu’nun Afrika, Asya ve Avrupa arasındaki konumunun insan türlerinin kıtalar arasındaki yayılımını anlamak bakımından önemli olduğu belirtiliyor.

Mağarada bulunan taş aletlerin Türkiye’deki bazı Paleolitik mağara buluntularından farklı özellikler taşıdığı ve Balkan Paleolitiğiyle bağlantılı olabileceği değerlendiriliyor. Araştırmacılar, İnkaya’daki buluntuların buzul dönemlerinde Anadolu ve Balkanlar arasında hareket eden insan topluluklarına ilişkin yeni bilgiler sunabileceğini belirtiyor.

ÇAKMAK TAŞI MAĞARANIN TERCİH EDİLMESİNDE ETKİLİ OLDU

İnkaya Mağarası’nın bulunduğu kayalık sistem, Geç Oligosen ile Erken Miyosen dönemlerindeki volkanik faaliyetler sonucunda oluştu.

Bölgede çakmak taşı, bazalt ve andezit gibi taş alet üretiminde kullanılabilen ham maddelerin bulunması, mağarayı Paleolitik dönem insanları açısından önemli bir yaşam ve üretim alanına dönüştürdü.

Kazılarda bulunan yontma taş aletler, mağarada yaşayan insanların ihtiyaç duydukları aletleri aynı alanda ürettiklerini gösteriyor. Aletler arasında kesme, kazıma ve delme gibi farklı işlemlerde kullanılmış olabilecek örnekler bulunuyor.

MAĞARANIN KORUNMASI VE TANITILMASI PLANLANIYOR

Kazı çalışmalarıyla birlikte mağaranın çevresinde düzenlemeler yapılması ve ziyaretçiler için bilgilendirme panoları hazırlanması da planlanıyor.

Çanakkale İl Kültür ve Turizm Müdürlüğünün açıklamalarına göre İnkaya Mağarası, kentte bilinen en eski arkeolojik kazı alanı ve Çanakkale’de bilimsel kazı yürütülen tek mağara olma özelliğini taşıyor.

Bilimsel mağara kazılarının Türkiye’de sınırlı sayıda yürütüldüğüne dikkat çekilirken alanın kontrollü biçimde tanıtılması ve kültürel miras bilincinin artırılması hedefleniyor. Kazılar, Kültür ve Turizm Bakanlığının desteğiyle sürdürülüyor.

YENİ BULGULAR KAZININ SEYRİNİ DEĞİŞTİREBİLİR

Jeofizik görüntüleme, termal drone, çevresel DNA ve optik tarihlendirme yöntemlerinin aynı kazı sezonunda birlikte kullanılması, İnkaya Mağarası’ndaki araştırmaların kapsamını genişletecek.

Yeni yöntemlerden elde edilecek veriler, yalnızca bulunan taş aletleri değil, mağaranın fiziksel yapısını, çevresel koşullarını ve kullanım dönemlerini birlikte değerlendirme imkânı sunacak.

Kazı ekibi, 2026 yılı çalışmalarında ulaşılacak sonuçların İnkaya Mağarası araştırmalarının yönünü değiştirebilecek önemli bulgular ortaya çıkarabileceğini değerlendiriyor. Çalışmaların Batı Anadolu’daki insan yaşamı ile Anadolu ve Balkanlar arasındaki Paleolitik dönem hareketliliğinin anlaşılmasına katkı sağlaması bekleniyor.