İçeriğe geç
Antalya Kent HaberEn güzel kentin habercisi
DestekleBağımsız Gazeteciliği DestekleAntalya Postası
Ekoloji

İstanbul'da 14 Ekim seli: Yağış rekoru yüzde 35 farkla kırılmış olabilir

İstanbul’da 14 Ekim’de dört kişinin hayatını kaybetmesine neden olan şiddetli yağışlar, Balkanlardan gelen soğuk havanın Karadeniz’in sıcak sularıyla buluşması ve kuvvetli poyrazın etkisiyle özellikle kentin kuzeyinde yoğunlaştı.

Nazlı ÖzbiçenGüncellendi 17.5315 dk okuma
sel
Görsel: X'ten alındı

Doç. Dr. Doğukan Doğu Yavaşlı -İklim Masası 


İstanbul’da 14 Ekim’de dört kişinin hayatını kaybetmesine neden olan şiddetli yağışlar, Balkanlardan gelen soğuk havanın Karadeniz’in sıcak sularıyla buluşması ve kuvvetli poyrazın etkisiyle özellikle kentin kuzeyinde yoğunlaştı. ‘‘1985’ten bu yana’’ en fazla yağışın düştüğü söylense de, Beykoz’a düşen yağış, 1985’te Şile’de kaydedilenden fazla. Hatta ilk verilere göre İstanbul’un günlük yağış rekoru yüzde 35 farkla krıılmış olabilir. İklim değişikliği, özellikle Karadeniz’in ısınması, bu tür aşırı yağışların oluşmasına giderek daha elverişli koşullar yaratıyor. Ancak şiddetli yağışlar, İstanbul’da yaşanan sellerin yalnızca bir yönünü açıklıyor. Üzeri kapatılan ve kanallara alınan dereler, suyu geçirmeyen beton ve asfalt yüzeyler, yetersiz kalan yağmur suyu altyapısı, aşırı yağışların afete dönüşmesinde önemli rol oynuyor. Doç. Dr. Doğukan Doğu Yavaşlı, 14 Ekim’deki yağışların nedenlerini ve İstanbul’u sellere karşı kırılgan hâle getiren etkenleri inceliyor.


14 Ekim sabahı İstanbul'un kuzeyinde başlayan yağmur, araya birkaç saatlik bir sakinlik girse de gece yarısına kadar sürdü. Geride dört can kaybı, binlerce ihbar ve sular altında kalmış vadiler bıraktı. Balat'ta 14 yaşında bir çocuk su birikintisinde elektrik akımına kapılarak, Ayazağa'da 34 yaşında bir yurttaşımız sel suyunda düşerek hayatını kaybetti.

Meteoroloji Genel Müdürlüğü'nün (MGM) Beykoz istasyonu, 14 Ekim günü için 244 milimetre yağış kaydetti. Bu henüz kalite kontrolünden geçmemiş bir ön değer, ama büyüklüğünü anlamak için kesinleşmesini beklemeye gerek yok. MGM'nin resmi istatistiklerine göre İstanbul'da bütün bir Ekim ayı boyunca ortalama 66 milimetre, bütün bir yıl boyunca 659 milimetre yağış düşüyor. Beykoz'a bir günde neredeyse dört Ekim ayının yağmuru, yıllık ortalamanın üçte birinden fazlası indi. Aynı gün Beylikdüzü'ndeki istasyon yalnızca 8,5 milimetre ölçtü.

Dün İstanbul’da yağışlar, medyada, 1985’ten bu yana kaydedilen en yüksek yağışlar olarak yer buldu. Oysa dün Beykoz’a düşen 244 milimetrelik yağış, 1985’te Şile’de kaydedilen 199 milimetrelik yağışı açık farkla geçiyor. Uzun kayıtlı Kadıköy, Florya ve Sarıyer istasyonlarıyla yapılan bir karşılaştırma ise, 1950’den bu yana en

yüksek günlük yağışın ölçüldüğü 10 Eylül 1981 gününün de geride bırakıldığını gösteriyor. Başka bir ifadeyle, eğer bu yağış değerleri kesinleşirse, İstanbul’un resmi günlük rekoru, yaklaşık yüzde 35 farklı kırılmış olacak.

Peki dün yaşanan yağışları hangi olaylar tetikledi? Karadeniz’in ısınması, nasıl bir rol oynadı? Yağışlarda iklim krizinin payı ne kadar? Yağmur nasıl sele dönüştü ve bunda kapatılan derelerin, artan betonlaşmanın payı neydi?

OLAYLAR ZİNCİRİ, KESİK ALÇAK BASINÇ İLE BAŞLADI 

Aslında haritaya bakınca tablo netleşiyor: En yüksek değerler Karadeniz'e bakan kuzey ilçelerinde ve Boğaz'ın iki yakasında, en düşükler ise Marmara kıyısında. Aynı şehrin iki ucunda iki ayrı gün yaşandı ve bu fark, olayın nasıl geliştiğine dair elimizdeki en iyi ipucu.

14 Ekim’deki felakete yol açan olaylar zinciri, üst atmosferdeki soğuk bir alçak basınç oluğunun 13 Ekim’de Orta Avrupa’dan Balkanlara doğru sarkmasıyla başladı.


14 Ekim’e geçerken bu oluk, batı rüzgârlarının ana akışından koptu. Ege ve Batı Anadolu üzerinde, kendi etrafında dönen bir kesik alçak basınç sistemine dönüştü. AKOM'un "Balkanlar'dan gelen soğuk hava ve Orta Akdeniz kaynaklı yağışlı sistem" diye özetlediği tablo, bu. Kesik alçak basınçlar, Akdeniz'in sonbahar sellerinde sık karşımıza çıkar. 2024'te Valensiya’yı vuran ve İspanyolların DANA dediği sistem de bu türdendi. Ana akıştan koptuğu için yavaş ilerleyen bu kesik alçak basınçlar, aynı bölgenin üzerinde saatlerce yağış üretebilir. Kuvvetli poyraz, soğuk havayı sıcak denizle buluşturdu

Ancak yağışın İstanbul’un kuzeyinde yoğunlaşmasının nedeni alçak basınçtan çok, bu sistemin oluşturduğu güçlü rüzgârlardı. Orta Avrupa ve Balkanlar üzerinde güçlü bir yüksek basınç alanı, Ege ve Batı Anadolu üzerinde ise bir alçak basınç alanı bulunuyordu. Bu iki bölge arasındaki büyük basınç farkı, Karadeniz’in batısında kuzeydoğudan esen rüzgârları güçlendirdi. Böylece hepimizin poyraz olarak bildiği kuvvetli rüzgârlar ortaya çıktı.

Avrupa Orta Vadeli Hava Tahminleri Merkezi'nin (ECMWF) modelinin olay saatlerine ait verilerinde yaklaşık 1,5 kilometre yükseklikte rüzgâr hızı Trakya ve Karadeniz'in batısı üzerinde saatte 70 ila 90 kilometreye ulaşıyor. Yerde de durum farklı değildi. MGM'nin Anadolu Feneri istasyonunda öğleden sonra ve akşam saatlerinde ortalama rüzgâr saatte 55 ila 65 kilometre arasında, yönü de kuzey- kuzeydoğuydu.

Poyraz İstanbul'a ulaşmadan önce yüzlerce kilometre boyunca Karadeniz'in üzerinden geçti. Deniz yüzeyi o günlerde İstanbul açıklarında 20 derece civarındaydı; MGM'nin Kumköy istasyonu 14 Ekim öğle saatlerinde deniz suyu sıcaklığını 19,5 °C ölçtü. ECMWF verilerine göre aynı saatlerde Karadeniz'in batısında 1,5 kilometre yükseklikteki havanın sıcaklığı 4 ila 6 °C arasındaydı. Aradaki 14 ila 15 derecelik fark bu olayın kilit noktalarından biri. Sıcak deniz, üzerinden geçen havaya alttan ısı ve nem yüklüyor. Alttan ısınan hava, ocaktaki tencerenin dibinde ısınan su gibi yükselmeye başlıyor. Yükseldikçe soğuyor, içindeki nem yoğunlaşıp buluta ve yağmura dönüşüyor; yoğunlaşma sırasında açığa çıkan ısı da havayı daha yukarı itiyor. Meteorologların "kararsız hava" dediği, bir kez yükselmeye başladığında kendi kendine yükselmeyi sürdüren ve bu sırada durmadan yağmur üreten hava. ECMWF verilerinde İstanbul'un kuzeyindeki atmosferde toplam su buharı 14 Ekim öğleden sonra 37 milimetreye kadar çıktı. İstanbul Teknik Üniversitesi'den Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu'nun da vurguladığı gibi bu, Ekim ayı için yüksek bir değer.

Deniz etkili yağış nedir? Soğuk hava görece sıcak bir su yüzeyinin üzerinden uzun bir mesafe boyunca geçtiğinde, sudan aldığı ısı ve nemle alttan ısınır ve kararsızlaşır. Bu hava kıyıya ulaştığında karadaki sürtünmeyle yavaşlar, yığılır ve yükselir. Kıyının gerisinde yükselen arazi, bu hareketi daha da güçlendirir. Sonuç çoğu zaman kıyının hemen gerisinde dar bir şerit üzerinde yoğunlaşan ve saatlerce aynı yerlere yağan bulut bantlarıdır. Aynı düzenek, kışın kar üretir. Karadeniz'den esen soğuk poyrazla İstanbul'un kuzeyine yağan yoğun kar, bunun tanıdık örneğidir. 14 Ekim'deki yağışın tamamını bu düzenekle açıklayamayız çünkü ortada büyük ölçekli bir alçak basınç sistemi de vardı. Ama yağışın Karadeniz'e bakan kıyıya yığılması, bu etkinin izlerini taşıyor. 

NEMLİ HAVA İSTANBUL’UN KUZEYİNDE YIĞILDI 

Bu nemli ve kararsız hava kıyıya ulaştığında, yavaşlayıp yığıldı ve kuzey ormanlarının birkaç yüz metrelik sırtlarına tırmanırken yükselmeye zorlandı. Boğaz da kuzeydoğu akışının içine girdiği doğal bir koridor gibi çalıştı. En yüksek yağış

değerleri Beykoz, Sarıyer, Eyüpsultan ve Maslak'ta, yani Karadeniz'den gelen havanın karaya girip yükseldiği, kıyının 10-15 kilometre gerisindeki kuşakta.

Açıkçası denizin, yer şekillerinin ve büyük ölçekli sistemin katkısını birbirinden ayırmak için yüksek çözünürlüklü model deneyleri gerekiyor. Benim şu an söyleyebildiğim, gözlenen dağılımın bu mekanizmayla tutarlı olduğu.

EN VURUCU YAĞIŞLAR AKŞAMÜSTÜ İNDİ 

Yağış tek bir sağanak hâlinde de gelmedi. Beykoz'da sabah 05:00 ile 10:00 arasında 78 milimetre düştü, ardından dört saatlik bir ara geldi. Asıl darbe ise akşamüstü indi: 16:00 ile 19:00 arasındaki üç saatte 104 milimetre ve yalnızca 17:00 ile 18:00 arasındaki bir saatte 57 milimetre yağış düştü. İstasyonun on dakikalık kayıtlarına göre en yüksek bir saatlik toplam 17:39'da 65 milimetreyi buldu. Sarıyer ve Eyüpsultan'da da aynı iki basamaklı yapı var. Anadolu yakasının güneyinde ise yağış daha geç geldi ve daha kısa sürdü. Kadıköy Göztepe'de 19:00 ile 20:00 arasındaki bir saatte 36 milimetre düştü.

YAĞIŞLAR, UYARILARI İKİ BUÇUK İLA ALTI KAT AŞTI 

Tahminler açısından da bir not düşmek gerek. AKOM 13 Ekim’de, Sarıyer ve Eyüpsultan'ın da aralarında bulunduğu ilçelerde 40-70, diğerlerinde 20-40 milimetre yağış beklendiğini duyurmuştu. MGM de İstanbul'u 14 Ekim için sarı kodla uyarmıştı. Gerçekleşen değerler, Sarıyer ve Eyüpsultan'da bu üst sınırın iki buçuk katını, Beykoz'da altı katını aştı. Bunu bir suçlama olarak yazmıyorum. Bu tür sistemlerde "yağış olacak" demek görece kolay, o yağışın hangi birkaç kilometrekareye yığılacağını önceden kestirmek ise hâlâ tahmin biliminin en zor işlerinden biri.

“1985’TEN BERİ İLK” Mİ? 

Olayın ertesi günü "İstanbul'da 41 yıl sonra bir ilk" gibi başlıklar atıldı. İfadenin kaynağı İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin gece yaptığı açıklama olsa da, asıl metin çok daha temkinli. Anadolu Ajansı'nın aktardığına göre yağışlar "1985 yılından bu yana kaydedilen en yüksek değerlerden birine" ulaştı; ancak "biri" kelimesi, haber manşetlere taşınırken kayboldu. Aynı gün Vali Davut Gül, 1942'den bu yana gerçekleşen en yüksek yağıştan, İBB Başkanvekili Nuri Aslan ise son 45 yılın en şiddetli yağışlarından birinden söz etti. Üç ayrı seneden söz edilmesinin nedeni, hangi ağın hangi istasyonuna ve hangi zaman aralığına bakıldığının söylenmemesi.

DÜN BEYKOZ’DAKİ YAĞIŞ, 1985’İN DE ÖTESİNDE 

1985'in nereden geldiğini MGM'nin resmi iklim istatistiklerinde görmek mümkün. MGM, İstanbul için bazı merkezlerde ölçülen en yüksek günlük yağışları listeliyor: 4 Ekim 1942'de Florya'da 112,5 milimetre 17 Ekim 1985’te Şile’de 199,3 milimetre 24 Eylül 2006’da Bahçeköy’de 145,8 milimetre 13 Eylül 2009’da Kumköy’de 179,4 milimetre

28 EYLÜL 2017’DE KİREÇBURNU’NDA 128,9 MİLİMETRE 

Listenin zirvesinde, 17 Ekim 1985’te Şile’de ölçülen 199,3 milimetre var. Valinin andığı 1942 yılı da aynı listede, Florya'nın kaydı olarak duruyor. Dün Beykoz’da düşen 244 milimetre yağış ise Şile’nin 1985 değerini açık farklı geçiyor. Yani "1985'ten beri ilk" demek, dün yaşanan yağışı küçümser nitelikte. Değer kesinleşirse, bu listedeki en yüksek kayıt aşılmış olacak.

Yine de rekor karşılaştırmalarına temkinli yaklaşmak gerekiyor. 1985'te İstanbul'da yağış ölçen istasyon sayısı, bugünküyle kıyaslanamayacak kadar azdı. Bu olayda MGM'nin tek başına 35 istasyonu veri verdi. Buna AKOM'un kendi ağı da ekleniyor. Ağ sıklaştıkça, birkaç kilometrekareye yığılan bir yağışın tam merkezini yakalama olasılığı da artıyor. Yağışın ne kadar yerel olduğunu görmek için Beykoz ile Sarıyer istasyonlarına bakmak yeterli. Boğaz'ın iki yakasında, aralarında yaklaşık iki kilometre olan bu iki istasyonun günlük toplamları arasında 60 milimetre fark var.

İSTANBUL’UN GÜNLÜK REKORU YÜZDE 35 FARKLA KIRILMIŞ OLABİLİR 

Bu yüzden daha anlamlı bir karşılaştırma, uzun kayıtlı istasyonlarla yapılabilir. MGM, İstanbul'un resmi iklim istatistiklerini Kadıköy, Florya ve Sarıyer istasyonlarından üretiyor. Bu seride 1950’den bu yana ölçülen en yüksek günlük yağış, 10 Eylül 1981’de 136,1 milimetre olarak kaydedilmiş. 14 Ekim’de ise Sarıyer'deki Kireçburnu istasyonu, ön verilere göre 184 milimetre kaydetti.

Bu değer kesinleşirse, İstanbul'un resmi serisindeki günlük rekor, yaklaşık yüzde 35 farkla kırılmış olacak. Haberlerde asıl konuşulması gereken rakam bence bu.

ERKEN SONBAHARDA AŞIRI YAĞIŞ RİSKİ YÜKSEK 

Listeye dikkatle bakınca bir şey daha göze çarpıyor. Sayılan rekorların hepsi Eylül ve Ekim aylarına ait. Şile'nin rekoru takvimde 14 Ekim'e yalnızca üç gün uzaklıkta. Bunun bir rastlantı olduğunu sanmıyorum. Erken sonbahar, denizin yaz boyunca biriktirdiği ısıyı hâlâ koruduğu, kuzeyden ise ilk soğuk hava dalgalarının gelmeye başladığı dönem. Yukarıda anlattığım deniz ile hava arasındaki sıcaklık farkı en kolay bu haftalarda büyüyor.

İKLİM KRİZİNİN ETKİSİNİ ÖLÇMEK İÇİN ATIF ÇALIŞMASI GEREKİYOR 

Bu olayın ne ölçüde iklim değişikliğinden kaynaklandığını şu an bilmiyoruz. Bunu söyleyebilmek için bugünkü iklimi, insan kaynaklı ısınmanın olmadığı bir iklim ile gözlemler ve modeller üzerinden karşılaştıran bir atıf çalışması gerekiyor. 15 Ekim itibarıyla World Weather Attribution ya da ClimaMeter gibi bu işi yapan grupların İstanbul için yayımlanmış bir analizi yok. Benzer olaylara dair sonuçlar ise tek yönlü değil. ClimaMeter, 2024 Valensiya selini getiren türden alçak basınç sistemlerinin bugün, geçmişe göre yaklaşık yüzde 15 daha fazla yağış bıraktığını hesapladı. World Weather Attribution ise 2023'teki Emilia-Romagna selinde belirgin bir iklim değişikliği izi bulamadı; ısınmanın yağışı artırıcı etkisi, o bölgede bu tür alçak basınç sistemlerinin seyrekleşmesiyle dengelenmişti.

İKLİM KRİZİ AŞIRI YAĞIŞLARI YÜZDE YEDİ İLA 14 ŞİDDETLENDİRİYOR 

Ama mekanizma hakkında bildiklerimiz az değil. Havanın taşıyabileceği su buharı her bir derecelik ısınmada yaklaşık yüzde 7 artıyor ve Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli (IPCC) günlük aşırı yağışların küresel ısınmanın her bir derecesi için yaklaşık yüzde 7 şiddetleneceğini yüksek güvenle öngörüyor. Saatlik ve daha kısa süreli sağanaklarda artışın bazı bölgelerde bu oranın iki katına çıkabildiği de gösterildi.

KARADENİZ’DEKİ ISINMA BELİRLEYİCİ 

Bizim için daha belirleyici olan ise Karadeniz. MGM'nin kıyı istasyonlarına dayanan analizine göre Karadeniz kıyılarımızda yıllık ortalama deniz suyu sıcaklığı 1981- 1991 döneminde 14,8 °C iken 2014-2025 döneminde 16,5 °C'ye çıktı. Uydu verileriyle yapılan bir çalışma da 1982-2020 arasında Karadeniz yüzeyinin on yılda ortalama 0,65 °C ısındığını gösteriyor. Bu yıl Ekim ortasında İstanbul açıklarında ölçülen 19,5-20 °C ise MGM'nin 1970-2025 için verdiği 19,1°C'lik Ekim ortalamasından çok farklı değil. Yani deniz bu yıl olağanüstü sıcak değildi. Değişen şey, "normal" saydığımız denizin kendisi.

KOŞULLAR BU TÜR OLAYLARA ELVERİŞLİ HALE GELDİ 

Deniz suyundaki bir iki derecelik farkın neden bu kadar önemli olduğunu birçok bilimsel çalışma gösterdi. Türkiye'den gelen bulgular da aynı yöne işaret ediyor. Örneğin bir çalışma 1970-2015 döneminde Türkiye'de beş dakikadan iki saate kadar süren kısa ve şiddetli yağışların genel olarak şiddetlendiğini gösteriyor. Araştırmacılar bunu, ısınarak yükselen nemli havanın oluşturduğu kuvvetli sağanakların artmasıyla ilişkili olabilecek bir değişim olarak değerlendiriyor. Geçen yıl International Journal of Climatology'de yayımlanan ve ERA5-Land verisiyle 1950–2024 dönemini incelediğim çalışmada da Akdeniz havzasının doğusunda günlük en yüksek yağışların arttığını göstermiştim. Öte yandan tek tek istasyonlara inildiğinde tablo karışıyor. Benim vardığım sonuç şu: Atmosfer fiziği ve bölgesel bulgular, koşulların bu tür olaylar için giderek elverişli hâle geldiğini söylüyor. 14 Ekim'deki yağışın ne kadarının bu değişimden kaynaklandığını ise ancak olaya özel bir çalışma söyleyebilir.

YAĞIŞIN BÜYÜKLÜĞÜ, SELİ ANCAK KISMEN AÇIKLIYOR 

Ancak yağışın büyüklüğü, selin yalnızca bir yarısını oluşturuyor. Diğer yarısı ise yere düştükten sonra suyun nereye gidebildiğiyle ilgili. 14 Ekim'de bu yarıda da işler aleyhimize işledi.

Sabah dalgası, kuzeydeki toprakları doyurdu. Gün boyunca Valilik, 15 heyelan ihbarı aldı. Akşamüstü gelen ve Beykoz'da üç saatte 100 milimetreyi aşan ikinci dalga ise suyu emecek yeri hiç kalmamış bir zemine düştü. Boğaz'a, Haliç'e ve Karadeniz'e inen vadiler kısa ve dik. Böyle havzalarda yamaçlara düşen su, vadi tabanına çok kısa sürede ulaşır.

SU, HARİTALARDAN SİLİNEN DERELERİ BULDU 

Taşan derelerin adlarına bakmak bile çok şey anlatıyor: Ayazağa Deresi, Kağıthane Deresi, Arnavutköy'de Alibey Deresi, Beykoz'da Riva ve Çamlıbahçe dereleri. Ayamama da taşma seviyesine geldi. Ayazağa'da bir yurttaşımızın hayatını

kaybettiği caddenin adı Dereboyu Caddesi. Kağıthane Deresi taşınca tarihi Sadabad Camii'nin bahçesi sular altında kaldı. Bu yerlerin önemli bir kısmı derelerin eski yatakları ya da taşkın alanları üzerinde duruyor. Haritadan silinen ama araziden silinmeyen su, yolunu buldu.

İstanbul'un dereleriyle kurduğu ilişkiyi en iyi belgeleyen çalışmalardan biri Hülya Dinç'in İTÜ'de 2015'te tamamladığı doktora tezi. Çalışmaya göre incelenen yaklaşık 2.400 kilometrelik dere ağının yüzde 17'si üstü kapalı kesitlerde, yüzde 18'i açık kanallarda akıyor. 106 ana dereden 27'sinin kapalı kesiti var. Bir dereyi kapalı kanala almak onu besleyen havzayı ortadan kaldırmıyor. Yamaçlardan gelen su yine aynı yere iniyor, ama artık geçebileceği alan kanalın boyutlarıyla sınırlı. Aşırı yağışta bu kanalların ağzı dal, çöp ve sürüklenen malzemeyle tıkanabiliyor. Tıkanan menfezin önünde biriken su eski vadi tabanını izliyor ve o vadi tabanı bugün çoğu zaman bir cadde.

BETON VE ASFALT, SUYUN TOPRAĞA SIZMASINI ENGELLİYOR 

Kentleşmenin etkisi bununla da bitmiyor. Beton ve asfalt suyun toprağa sızmasını engelliyor, yağmuru doğrudan yüzey akışına çeviriyor ve taşkının tepe noktasını hem büyütüyor hem öne çekiyor.

Kağıthane havzası için yapılan bir modelleme çalışması, havzanın yaklaşık yüzde 60'ının geçirimsiz yüzeylerle kaplı olduğunu, yeşil altyapı önlemleri alınmadan kentleşmenin sürmesi hâlinde taşkın riskinin yüzde 87 artacağını, bu önlemlerin bir arada uygulandığı senaryoda ise su basan alanın yaklaşık yüzde 37 azalabileceğini gösterdi.

Her su baskını da bir derenin taşmasından kaynaklanmıyor. Alt geçitler, metro girişleri ve bodrum katlar gibi çukur noktalarda biriken su, çoğu zaman yağışın hızının yağmur suyu altyapısının kapasitesini aşmasının sonucu. Burada toplam miktardan çok yoğunluk belirleyici. Üsküdar istasyonunda 22:54 itibarıyla ölçülen 24 saatlik 92 milimetrenin 83 milimetresi, yani yaklaşık yüzde 90'ı, akşam saatlerindeki altı saatte düşmüştü.

EL NIÑO’NUN TÜRKİYE’DE KIŞ YAĞIŞLARINA ETKİSİ ZAYIF 

14 Ekim’deki yağışlara bakarak tüm kışın nasıl geçeceğine dair bir sonuç çıkarmak mümkün değil. Mevsimlik tahminler de tek tek fırtınaları değil, aylık ortalamalardaki eğilimleri öngörüyor. Yine de elimizde birkaç ipucu var.

Bunlardan ilki Pasifik’te: ABD Ulusal Okyanus ve Atmosfer İdaresi'nin (NOAA) 8 Ekim tarihli değerlendirmesine göre El Niño güçlenmeye devam ediyor ve Ocak- Mart 2027'ye kadar güçlü ya da çok güçlü düzeyde kalma olasılığı yüzde 83'ün üzerinde.

Ancak El Niño'nun Türkiye'nin kış yağışları üzerindeki etkisi zayıf ve zaman içinde tutarsız. Türkiye üzerine yapılan çalışmalar El Niño sinyalinin kıştan çok ilkbahar ve yaz başında belirdiğini gösteriyor.

Türkiye'nin kışı üzerinde çok daha belirleyici olan Kuzey Atlantik Salınımı (NAO). Türkeş ve Erlat'ın (2003) çalışmasına göre kış aylarında 78 istasyonun 61'inde NAO ile yağış arasında anlamlı bir ters ilişki var. NAO'nun negatif olduğu kışlar,

özellikle batı ve iç kesimlerde yağışlı geçiyor. Sorun şu ki NAO'yu aylar öncesinden tahmin etmek hâlâ çok zor.

BU KIŞ NASIL GEÇER?

Bir diğer ipucu ise mevsimlik modellerde. MGM'nin 5 Ekim'de güncellenen tahmini, Kasım'da sıcaklıkların çoğu yerde normalin 0,5-1 °C, Batı Karadeniz kıyısında ise 1-2 °C üzerinde olacağını öngörüyor. Marmara’da normalin üzerinde yağış gerçekleşmesi beklemiyor.

Aralık ve Ocak aylarında ise sıcaklıkların genel olarak normalin 1-2 °C üzerinde olacağı tahmin ediliyor. Aralık ayında, Ege ve Batı Akdeniz kıyıları dışında, Ocak ayında ise Marmara’nın doğusunda ve Karadeniz’de normalin üzerinde yağış bekleniyor. Ancak MGM'nin kendi notunda da belirtildiği gibi bu tahminler, küçük ölçekli yerel olayları temsil edemeyebiliyor.

Copernicus İklim Değişikliği Servisi'nin 10 Ekim tarihli çoklu model tahmini de Avrupa'nın büyük kısmı için normalden sıcak ve yağışlı bir mevsimi öne çıkarıyor. Ancak yağış sinyalinin güney kesimlerde zayıf olduğunu da belirtiyor.

KUZEYLİ SOĞUK HAVA, SICAK KARADENİZ’LE KAÇ KEZ BULUŞACAK? 

Bana göre İstanbul için asıl soru, kışın toplam ne kadar yağış alacağı değil, kuzeyden gelen soğuk havanın hâlâ sıcak olan Karadeniz'le kaç kez buluşacağı.

Deniz yavaş soğuyor. MGM'nin uzun yıllık değerlerine göre Karadeniz kıyılarımızda deniz suyu sıcaklığı Ekim'de 19,1, Kasım'da 15,3, Aralık'ta 11,8 °C. Hava ise çok daha hızlı soğuyabiliyor. Bu yüzden önümüzdeki haftalarda kuzeyden gelecek kuvvetli soğuk hava dalgaları, 14 Ekim'dekine benzer deniz etkili yağışlar üretebilir. Hava yeterince soğuduğunda bu yağış kar olarak düşer. Bu olayların ne zaman ve nerede yaşanacağını mevsimlik tahminler söyleyemez. Birkaç gün öncesinden yapılan tahminler ve erken uyarı sistemleri söyleyebilir.

Bir de iyi haber var. Basına yansıyan verilere göre İstanbul barajlarının doluluk oranı bir günde yüzde 38'den yüzde 45'e çıktı. Fakat kuraklık ve sel artık aynı yılın, hatta aynı mevsimin içinde yaşanabiliyor. Tek bir fırtına kuraklığı bitirmez. Yağmurun giderek daha büyük bir bölümünün kısa ve şiddetli sağanaklarla gelmesi, suyun bir kısmının barajlara ulaşmadan denize ve sokaklara akması anlamına geliyor.

Atmosferde olanı değiştirmek on yıllar alacak bir iş ve ancak küresel ölçekte mümkün. Yere düşen suyun nereye gideceği ise imar planlarında, ıslah projelerinde, bir derenin üstüne beton dökülüp dökülmeyeceği kararında belirleniyor ve o kararlar bu şehirde veriliyor. 14 Ekim'de iki hesabı aynı gün ödedik.

YAZAR HAKKINDA 

DDY

Doç. Dr. Doğukan Doğu Yavaşlı, Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi Coğrafya Bölümü öğretim üyesidir.

Lisans eğitimini Ege Üniversitesi Coğrafya Bölümü’nde, yüksek lisans eğitimini Ege Üniversitesi Coğrafi Bilgi Sistemleri programında ve doktorasını Ege Üniversitesi Fiziki Coğrafya programında tamamlamıştır. Yüksek lisans ve doktora süresince birçok kez NASA Goddard Uzay Uçuş merkezinde davetli araştırmacı olarak bulunmuştur. 2010-2011 yılları arasında Fulbright Bursu kapsamında Maryland Üniversitesi (ABD) Coğrafi Bilimler bölümünde misafir araştırmacı olarak çalışmıştır. 2007-2016 yılları arasında Ege Üniversitesi Coğrafya Bölümü’nde çalışmıştır. 2016’dan itibaren ise çalışmalarını, Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi Coğrafya Bölümü’nde sürdürmektedir. Tanınmış uluslararası dergilerde uzaktan algılama, iklim değişikliği gibi konularda yayınları bulunmaktadır. Uzmanlık Alanları: Coğrafi Bilgi Sistemleri, Uzaktan Algılama, Veri Analizi, İklim Değişikliği

İKLİM MASASI HAKKINDA: 

İklim Masası, iklim değişikliğiyle ilgili güvenilir bilgileri kamuoyunda yaygınlaştırmayı hedefleyen ücretsiz bir haber servisidir. Yazarları, haberleştirdikleri konularda uzmanlığı bulunan bilim insanlarıdır. İklim Masası’nın paylaştığı haberler, haberi yazan bilim insanını referans göstermek kaydıyla, kısmen veya tamamen paylaşılabilir veya alıntılanabilir. Kısmen paylaşıldığı durumlarda, bütünün anlamından koparılarak veya çarpıtılarak gerçek dışı bilimsel veya siyasi bir anlam çıkarılamaz.


Paylaş
Nazlı ÖzbiçenBütün yazıları
Sıradaki haber cop31EkolojiCOP31’in şirket ortakları: İklim zirvesinde fosil yakıt, madencilik ve kıyı projeleriAntalya’da düzenlenecek COP31’in kurumsal ortakları arasında fosil yakıt, madencilik, termik santral, HES, petrokimya ve kıyı projeleriyle gündeme gelen şirketler yer alıyor. Şirketlerin açıkladığı iklim hedefleri ile mevcut faaliyetleri, zirve öncesinde çevresel etkiler ve sponsorluk ölçütleri üzerinden tartışılıyor.