
Antalya’nın Konyaaltı ilçesi Çakırlar Mahallesi’nde dere yatağı üzerinde yapılması planlanan 4 bin 574 konutluk TOKİ projesine karşı Antalya İl Kordinasyon Kurulu bir açıklama yayımladı. Açıklamada, “İmar planları ve etütler olmadan ilerlenmesi, havza bazlı su yönetimi ve afet güvenliği ilkelerini ihlal edecek; gelecekte telafisi güç sonuçlara yol açabilecektir” denildi.
Antalya’nın Konyaaltı ilçesine bağlı Çakırlar Mahallesi’ndeki, Çandır Deresi’nin kurumuş yatağı üzerine 4 bin 574 konutluk bir Toplu Konut İdaresi Başkanlığı (TOKİ) projesini 9 Aralık’ta başlayan Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) süreci 11 Aralık’ta onaylandı.
TOKİ projesine karşı Antalya İl Kordinasyon Kurulu bugün (15 Ocak) yazılı bir açıklama yayımladı. Açıklamada, şu ifadelere yer verildi:
“Antalya’nın Konyaaltı ilçesi Çakırlar Mahallesi’nde Toplu Konut İdaresi Başkanlığı (TOKİ) tarafından planlanan geniş ölçekli toplu konut projesi; kapsamı, yer seçimi, hidrojeolojik yapı, taşkın güvenliği, içme suyu koruma alanları, teknik altyapı ve imar planı bütünlüğü açısından ciddi sakıncalar içermektedir. Öncelikle belirtmek isteriz ki; meslek odaları olarak sosyal konut üretimine karşı değiliz. Aksine, erişilebilir, güvenli, planlı ve nitelikli konut üretimini destekliyoruz. Burada eleştirilen husus projeden ziyade yanlış yer seçimi nedeniyle ortaya çıkan kamu güvenliği, içme suyu güvenliği ve çevresel sürdürülebilirlik riskleridir. Bu uyarılar, sosyal konuta karşı bir tutum değil; ileride telafisi zor zararları önlemeye yönelik bilimsel ve teknik bir hatırlatmadır.”
“BU NEDENLE GÜVENLİ YAPILAŞMA İÇİN AYRINTILI JEOLOJİK–JEOTEKNİK İNCELEMELER ZORUNLU KILMAKTADIR1”
Bölgenin jeolojik ve hidrojeolojik açıdan hassas bir havza içerisinde yer aldığını ifade edilen açıklamada, “Kum, çakıl ve yamaç molozu birimlerinin baskın olduğu yüksek geçirgenlikli zemin özellikleri göstermektedir. Bu tür taneli ve gevşek yapılı zeminler; yüksek yeraltı su seviyesi, sıvılaşma potansiyeli, taşıma gücü yetersizliği ve oturma gibi mühendislik açısından kritik riskler doğurmakta, bu nedenle güvenli yapılaşma için ayrıntılı jeolojik–jeoteknik incelemeler zorunlu kılmaktadır” denildi.
Açıklamada, proje alanında taşkın riskinin belirgin olduğu ifade edildi. Havzanın topografik yapısı, yağış rejimi, dere yatağının davranışı ve taşıdığı sediment yükünün geçmişte yaşanan taşkınlara işaret ettiği belirtilerek, taşkın sınırları ile proje alanlarının çakışmasının önemli bir risk oluşturduğu vurgulandı. Açıklamada, özellikle kısa süreli ve şiddetli yağışların arttığı günümüz iklim koşullarında bu durumun can ve mal güvenliği açısından ciddi tehlikeler yaratacağı kaydedildi.
Açıklamada, çevresel ve jeolojik risklerin yanı sıra planlama açısından da önemli sorunlara dikkat çekildi. Proje alanının, üst ölçekli çevre düzeni planlarında orman alanı, içme suyu koruma alanı ve taşkın sahası olarak tanımlanan bir bölgede yer aldığı hatırlatıldı. Buna karşın, alana ilişkin nazım ve uygulama imar planlarının bulunmadığı, kentsel tasarım altyapısının oluşturulmadığı ve sosyal donatı ile teknik altyapı gereklilikleri belirlenmeden nüfus öngörüsünde bulunulduğu ifade edildi.
“BÖLGEDEN ÇIKACAK BU ATIK SUYUN DERELER YOLUYLA ARITILMADAN DENİZE ULAŞMASI SÖZ KONUSUDUR”
Açıklamada, bu durumun planlama hiyerarşisine ve şehircilik ilkelerine aykırılık taşıdığını belirtilerek, söz konusu projenin çevresinde ve koruma alanları üzerinde benzer taleplerin artmasına yol açabileceği, bunun da yapılaşma baskısını artıracağını bildirildi. Açıklamada, ilgili risklerin dikkate alınarak sürecin yeniden değerlendirilmesi gerektiği vurgulandı.
Ulaşım ve teknik altyapı açısından da boşluklar olduğu ifade edilen açıklamada, “Projenin tamamlanmasıyla on binlerce kişinin yaşayacağı yeni bir yerleşim ortaya çıkacaktır. Ancak bölgede ana arter bağlantıları, toplu taşıma entegrasyonu, içme suyu–atık su kapasitesi, elektrik altyapısı ve sosyal donatılar bu ölçeğe uygun değildir. Plansız nüfus yükü kent merkezinde trafik baskısını artıracak, mevcut altyapıyı zorlayacak ve yaşam kalitesini olumsuz etkileyecektir. Bu kapsamda bölgedeki Hurma Atık Su Arıtma Tesisinin kapasitesini aşan oranda bir atık su oluşacak, bölgeden çıkacak bu atık suyun dereler yoluyla arıtılmadan denize ulaşması söz konusudur” sözleri kullanıldı.
Açıklamada, projeye ilişkin Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) sürecinin yalnızca şekli bir onay olarak görülmemesi gerektiği vurgulandı. ÇED’in, olası riskleri önceden tespit etmeyi ve gerekli önlemleri tanımlamayı amaçlayan bilimsel bir mekanizma olduğu belirtildi. Açıklamada, içme suyu havzaları, taşkın alanları, karstik akifer sistemleri, tarımsal üretim alanları, iklimsel etkiler ve kümülatif çevresel yük gibi unsurların bütüncül bir analizle ele alınmasının zorunlu olduğu ifade edildi.
Bu başlıklara ilişkin kapsamlı analizler yapılmadan verilen kararların, çevre hukuku ve ihtiyat ilkesi açısından tartışmalı olduğu kaydedildi. Antalya İl Koordinasyon Kurulu, bu kapsamda ilgili meslek odaları tarafından “ÇED Gerekli Değildir” kararına ve ihale süreçlerine yönelik hukuki girişimlerin başlatıldığını, sürecin yargı nezdinde takip edildiğini bildirdi.
Açıklamada, “Çakırlar TOKİ Projesi mevcut hâliyle içme suyu güvenliği, afet riski, planlama ilkeleri, sağlık–güvenlik, kentleşme kalitesi ve kamu yararı açısından sakıncalıdır. İmar planları ve etütler olmadan ilerlenmesi, havza bazlı su yönetimi ve afet güvenliği ilkelerini ihlal edecek; gelecekte telafisi güç sonuçlara yol açabilecektir” denildi.
Antalya İl Koordinasyon Kurulu, söz konusu nedenlerle projenin başta yer seçimi olmak üzere teknik, bilimsel, sosyal ve hukuki yönleriyle yeniden değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı.





