
Avrupa’yı etkisi altına alan sıcak hava dalgası nedeniyle 22-28 Haziran 2026 tarihleri arasında 20 binden fazla kişi hayatını kaybetti. Indiana Üniversitesi’nden Dr. Christopher Callahan’ın modelleme çalışmasına göre Fransa’da 5 bin 210, Almanya’da 4 bin 543, İspanya’da 3 bin 163, İtalya’da 2 bin 709 fazladan ölüm yaşandı. Akdeniz Üniversitesi Peyzaj Mimarlığı Bölümü Öğretim Üyesi Profesör Doktor Reyhan Erdoğan, Antalya Kent Haber’e yaptığı değerlendirmede, sıcak hava dalgalarının Türkiye’yi ve Antalya’yı da etkileyebileceği uyarısında bulundu.
Nazlı Özbiçen
İklim bilimci Doktor Christopher Callahan’ın modelleme çalışmasına göre, 22-28 Haziran 2026 tarihleri arasında Avrupa’da 20 binden fazla fazladan ölüm yaşandı. Fransa’da 5 bin 210, Almanya’da 4 bin 543, İspanya’da 3 bin 163 ve İtalya’da 2 bin 709 fazladan ölüm kaydedildi.
Callahan, modelleme sonuçlarının ölümlere dair ilk raporlamalarla tutarlı olduğunu belirtti. Fransız yetkililer, 24-27 Haziran arasındaki daha kısa dönem için binin üzerinde ölüm bildirdi.

Akdeniz Üniversitesi Peyzaj Mimarlığı Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Reyhan Erdoğan, Antalya Kent Haber’e yaptığı değerlendirmede, yaşananların yalnızca mevsimsel bir sıcak hava dalgası olarak değerlendirilemeyeceğini belirterek, “Bugün artık geçmişte istisna olarak gördüğümüz sıcaklıkların giderek yeni normalimiz haline geldiğini görüyoruz” dedi.
“SICAKLAR YENİ NORMALİMİZ HALİNE GELİYOR”
Erdoğan, Copernicus İklim Değişikliği Servisi verilerine göre 2026 Haziran ayının Batı Avrupa’da kayıtlara geçen en sıcak haziran ayı, dünya genelinde ise en sıcak ikinci haziran ayı olduğunu belirtti. Küresel ortalama sıcaklığın sanayi öncesi dönemin yaklaşık 1,39 derece üzerinde gerçekleştiğini ifade etti.
Önümüzdeki yıllarda Türkiye’de daha sık ve daha uzun sıcak hava dalgalarıyla karşılaşılabileceğini ifade eden Erdoğan, buna gece sıcaklıklarının düşmemesi, kuraklık ve su sıkıntısı, tarımsal üretimde verim kaybı, elektrik ve soğutma talebinde artış, sıcaklığa bağlı hastalık ve ölümler ile daha uzun ve tehlikeli orman yangını sezonlarının eşlik edebileceğini söyledi.
“TÜRKİYE İKLİM DEĞİŞİKLİĞİNE KARŞI HASSAS”
Avrupa’daki aşırı sıcaklıkların Türkiye’yi de etkileyebileceğini belirten Erdoğan, Avrupa ile Türkiye’nin birbirinden bağımsız iklim sistemleri olmadığını vurguladı. Atmosferik dolaşım, yüksek basınç alanları, deniz yüzeyi sıcaklıkları ve uzun süreli kuraklık koşullarının Avrupa’yı, Akdeniz Havzası’nı ve Türkiye’yi birlikte etkileyebildiğini ifade eden Erdoğan, Avrupa üzerinde oluşan kalıcı sıcak hava kubbelerinin zaman zaman Balkanlar ve Doğu Akdeniz üzerinden Türkiye’ye kadar uzanabildiğini kaydetti.
Türkiye’nin, iklim değişikliğine karşı en hassas bölgelerden biri kabul edilen Akdeniz Havzası içerisinde yer aldığını belirten Erdoğan, IPCC (Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli) değerlendirmelerinin bölgede sıcak hava dalgaları ile kuraklıkların şiddetlendiğini, gece sıcaklıklarının yükseldiğini, sağlık riskleri ve orman yangını tehlikesinin arttığını ortaya koyduğunu söyledi.
Meteoroloji Genel Müdürlüğü değerlendirmelerine göre sıcak hava dalgalarının özellikle Türkiye’nin batı bölgelerinde daha uzun sürdüğünü aktaran Erdoğan, 2024 yılında sıcak hava dalgalarının toplam süresinin batı bölgelerinin önemli bölümünde 15 ila 30 güne ulaştığını belirtti.
“ANTALYA İKLİM DEĞİŞİKLİĞİNE KARŞI HASSAS KENTLERDEN BİRİ”
Antalya’nın iklim krizinin etkilerine karşı hassas bir kent olduğunu belirten Erdoğan, yüksek yaz sıcaklıkları, yüksek nem, hızlı kentleşme, yoğun turizm hareketliliği ile orman ve yerleşim alanlarının iç içe geçmiş yapısının kenti daha kırılgan hale getirdiğini söyledi.
Sağlık açısından en önemli risklerden birinin sıcaklık ile yüksek nemin birlikte görülmesi olduğunu ifade eden Erdoğan, nemin yükselmesiyle terin buharlaşmasının zorlaştığını, bunun da vücudun kendisini soğutma kapasitesini azalttığını belirtti. Bu durumun termometrede görülen sıcaklıktan daha yüksek bir hissedilen sıcaklık ve ısı stresine yol açtığını söyleyen Erdoğan, özellikle sıcak gecelerin artmasının insan vücudunun dinlenmesini ve toparlanmasını engellediğini kaydetti.

Antalya’da yalnızca hava sıcaklığının değil, yüzey sıcaklıklarının da dikkate alınması gerektiğini ifade eden Erdoğan, beton, asfalt ve koyu renkli yüzeylerin gündüz depoladığı ısıyı gece geri yaydığını, buna karşılık ağaçların gölgelediği ve toprağın su geçirebildiği alanların daha serin mikroiklimler oluşturduğunu söyledi. Yapılaşmanın yoğun, ağaç örtüsünün ise sınırlı olduğu bölgelerde kentsel ısı adası etkisinin daha belirgin hissedildiğini belirten Erdoğan, Avrupa Çevre Ajansı’nın da yoğun yapılaşma ve yeşil alan eksikliğinin kentlerde sıcaklıkları artırdığına dikkat çektiğini ifade etti.
“ARTAN ORMAN YANGINLARI ANTALYA’NIN GÜVENLİ TURİZM KENTİ İMAJINI ZEDELEYEBİLİR”
Turizm açısından Antalya’nın iki yönlü riskle karşı karşıya olduğunu dile getiren Erdoğan, yaz ortasında açık alanların günün büyük bölümünde kullanılamayacak kadar sıcak hale gelmesinin turistlerin konforunu ve kentte geçirdikleri zamanı olumsuz etkileyebileceğini söyledi. Artan orman yangınları, duman, hava kirliliği, su kıtlığı ve kıyı alanları üzerindeki baskının da Antalya’nın güvenli ve sağlıklı turizm kenti imajını zedeleyebileceğini ifade eden Erdoğan, IPCC’nin aşırı sıcaklıkların artmasıyla birlikte Akdeniz Bölgesi’nin belirli dönemlerde turizm açısından daha az çekici hale gelebileceğine ilişkin değerlendirmelerine işaret etti.
KIRILGAN GRUPLAR İÇİN EYLEM PLANI ÇAĞRISI
Aşırı sıcaklıkların toplumun tamamını etkilediğini ancak herkesin aynı düzeyde risk altında olmadığını vurgulayan Erdoğan, yaşlılar, yalnız yaşayanlar, bebekler ve küçük çocuklar, kronik hastalığı bulunanlar, hamileler, açık alanda çalışanlar, evsizler, düşük gelirli gruplar ve engellilerin en kırılgan gruplar arasında yer aldığını söyledi.
Kırılgan grupların korunması için sıcaklıklar tehlikeli seviyeye ulaşmadan yerel “Sıcak-Sağlık Eylem Planları” hazırlanması gerektiğini belirten Erdoğan, belediyeler ile sağlık kurumlarının yalnız yaşayan yaşlılar ve yardıma ihtiyaç duyan kişilere yönelik kontrol sistemleri kurmasının, kamu yapılarının serinleme merkezi olarak kullanılmasının ve kamusal alanların gölgelendirilmesinin önemine dikkat çekti.
“GÜNÜN EN SICAK SAATLERİNDE ÇALIŞMAK SINIRLANDIRILMALI”
Açık alanda çalışanlar için çalışma saatlerinin yeniden düzenlenmesi gerektiğini ifade eden Erdoğan, günün en sıcak saatlerinde çalışmanın sınırlandırılması, dinlenme alanları oluşturulması ve yeterli içme suyunun sağlanmasının bir iş sağlığı ve güvenliği meselesi olduğunu söyledi.
“SERİN KONUTA, GÖLGELİ KAMUSAL ALANA VE TEMİZ SUYA ERİŞİM KAMUSAL POLİTİKALARLA GÜVENCE ALTINA ALINMALIDIR”
Erdoğan, “Toplum açısından da bazı temel kurallar önemlidir: Günün en sıcak saatlerinde doğrudan güneş altında kalmamak, yeterli su tüketmek, hafif ve açık renkli giysiler kullanmak, ağır fiziksel etkinlikleri sabah veya akşam saatlerine almak ve araç içinde çocuk, yaşlı ya da hayvan bırakmamak gerekir. Ancak sorumluluğu yalnızca bireylere yüklemek doğru değildir. İnsanların serin konuta, gölgeli kamusal alana, temiz suya ve sağlık hizmetlerine erişimi kamusal politikalarla güvence altına alınmalıdır” ifadelerini kullandı.
“İKLİM KRİZİ ARTIK GELECEĞİN DEĞİL, BUGÜNÜN SORUNU”
Yaşanan can kayıplarının iklim krizinin artık geleceğe ait bir senaryo olmadığını gösterdiğini ifade eden Erdoğan, iklim değişikliğinin yalnızca çevre meselesi olarak değil; sağlık, kentleşme, tarım, su, enerji, turizm, ekonomi ve sosyal adalet açısından da değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.
Aşırı sıcaklıklar, kuraklık, su kıtlığı ve orman yangınlarının birbirini besleyen bir risk zinciri oluşturduğunu belirten Erdoğan, uzun süreli sıcaklıkların toprağı ve bitki örtüsünü kurutarak yangın riskini artırdığını, yangınların ise orman ekosistemlerini, yerleşimleri ve tarım alanlarını tahrip ettiğini, karbon salımını artırdığını ve hava kalitesini bozduğunu ifade etti. Yangınların ardından erozyon, taşkın ve heyelan risklerinin de arttığını söyleyen Erdoğan, tek bir iklim olayının birbirini izleyen çok sayıda afete dönüşebildiğine dikkat çekti.
İklim krizine karşı hem sera gazı emisyonlarını azaltacak politikaların hem de iklim değişikliğine uyum çalışmalarının birlikte yürütülmesi gerektiğini belirten Erdoğan; fosil yakıtlara bağımlılığın azaltılması, enerji verimliliğinin artırılması, yenilenebilir enerjiye geçişin hızlandırılması, toplu ulaşımın güçlendirilmesi ile ormanlar ve doğal karbon yutaklarının korunmasının önemine işaret etti.
“İKLİM KRİZİNE KARŞI ALINACAK ÖNLEMLER MALİYET OLARAK DEĞİL, İNSAN HAYATI VE KENT EKONOMİSİ OLARAK GÖRÜLMELİ”
Kentlerin iklim koşullarına göre yeniden planlanması gerektiğini söyleyen Erdoğan, bilimsel verilere dayalı sıcaklık, kuraklık, sel ve orman yangını risk haritalarının hazırlanması, yeşil ve mavi altyapı sistemlerinin güçlendirilmesi, su kaynaklarının korunması ve toplumda iklim okuryazarlığının artırılması gerektiğini ifade etti.
Değerlendirmesini çağrıyla tamamlayan Erdoğan, “En önemlisi, iklim krizine karşı alınacak önlemleri bir maliyet olarak değil, insan hayatını, kent ekonomisini, turizmi, tarımı ve doğal varlıkları koruyan bir yatırım olarak görmeliyiz. Bugün önlem almak, yarın ortaya çıkacak çok daha yüksek sağlık, afet ve ekonomik kayıpları azaltacaktır. Artık soru ‘İklim değişikliği bizi etkiler mi?’ değildir. Asıl soru, ‘Artan etkiler karşısında ne kadar hızlı, bilimsel ve adil biçimde harekete geçeceğiz?’ olmalıdır” diyerek sözlerini noktaladı.





