İHD Antalya, Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşme Kanun Teklifi’ne ilişkin açıklama yaptı 

İnsan Hakları Derneği (İHD) Antalya Şubesi, Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi’ne ilişkin görüş ve tavsiyelerini kamuoyuyla paylaştı. Dernek, yaptığı açıklamada hazırlanan tasarının Kürt meselesinin demokratik yollarla çözümünde önemli bir adım olduğunu belirterek bazı maddelere ilişkin eleştiri ve önerilerini açıkladı.

İnsan Hakları Derneği (İHD) Antalya Şubesi, 5 Ağustos’ta (dün) yaklaşık 360 milletvekili imzasıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne (TBMM) sunulan Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi’ne ilişkin görüş ve tavsiyelerini açıkladı.

“SÜREÇ BAŞARISI, EVRENSEL İNSAN HAKLARINI ÖNCELEYEN PROGRAM İLE MÜMKÜN”

Dernek, yaptığı açıklamada kanun tasarısını Kürt meselesinin şiddet dışı yöntemlerle ve demokratik yollarla çözümü konusunda önemli bir ilk adım olarak gördüğünü ifade ederek, sürecin başarısının evrensel insan hakları standartlarını ve demokratik dönüşümü önceleyen bir demokratikleşme programı ile mümkün olduğunu belirtti.

Dernek tarafından yapılan açıklamada, tasarıya ilişkin görüş ve önerilerini şu şekilde sıraladı:

1. Kanun Tasarısının 1. Maddesinde Milli Güvenlik Kurulu tarafından yapılacak tespitin zamana yayılmadan ivedilikle yapılabilmesi için bu konuda makul bir süre (en fazla 1 ay gibi) belirlenmesi sürecin hızlı bir şekilde ilerlemesini sağlayacaktır.

2. Kanun tasarısının 3. ve 6. Maddelerinde, örgüt militanları arasında suç tipi ve suç tarihi ayrımı gibi kategorik bir ayrım süreçten ve yasanın gerektirdiği beklentiyi karşılamadığını belirtmek isteriz. Bu yasanın bir bütün olarak Kürt Meselesinin neden olduğu tüm yargılamaları/mahkumiyetleri ortadan kaldırması silahsızlanma ve toplumsal barış sürecini hızlandıracaktır.

3. Tasarının 2.maddesi gereğince kapsamı dışında tutulan “kasten öldürme suçu failleri” sadece kategorik bir ayrım yapılması nedeniyle değil, aynı zamanda yargı içtihatlarındaki uygulama nedeniyle de sorunlu bir tasniftir. Zira uygulamada silah kullanmadan da bu suçun faili ve hükümlüsü olunabileceği gibi öldürmeye teşebbüs durumunda da TCK 302.md gereğince hüküm kurulmaktadır. Suç tipi açısından yapılan bu ayrım yasada korunacaksa en azından uygulamada bir krize yol açmaması bakımından yasadaki bu muğlaklık, ölümle sonuçlanmayan öldürmeye teşebbüs şeklinde düzenlenerek giderilmelidir.

4. Kanun Tasarının 3., 6. ve 7. Maddelerinde belirtilen yargılama ve mahkumiyet kararlarının ertelenme süresi ile hak yoksunluğu (2 ve 3 yıl siyaset yasağı) süreleri sürecin nihai amacı olan siyasi katılım önünde engel oluşturmaktadır. Silahın yerine ikame edilmek istenen siyasi faaliyetlere katılımın kısıtlanması kabul edilebilir bir tutum değildir. Yasadan yararlanacak olanları siyasetin dışında tutuma çabası başka riskler taşımaktadır. Zaten denetim altında tutulan kişinin ayrıca siyasi faaliyetlerinin de engellenmesi gereksiz ve amaca uygun olmayan bir düzenlemedir.

5. Kanun Tasarısının 7. Maddesinde belirtilen ve TBMM bünyesinde kurulacak olan “İzleme Komisyonu” siyasi katılıma açık olması, aynı zamanda sivil toplum temsilcilerinin ve çatışma çözümünde uzman kişilerin dahil edilmesi barış sürecine olan toplumsal inanç ve güveni artıracağını düşünmekteyiz.

6. Yasadan yararlanmak için başvuru koşulu silahlı militanlar açısından makul bir düzenleme olmakla birlikte, yurtdışında bulunanlar ve özellikle hapishanede tutulanlar için hiçbir makul gerekçesi bulunmamaktadır. Bu bakımdan yurtdışında olanlar ve hapishanede bulunanlar için adli ve idari işlemlerin başvuru beklenmeksizin resen yapılmasını önermekteyiz.

7. Fikirleri nedeniyle görevlerine son verilen Barış Akademisyenleri ve irtibat ve iltisak nedeniyle kamudan ihraç edilen kamu personelinin yasa kapsamının dışında tutulmuş olması, adalet duygusunu derinden sarsan bir yaklaşımdır. Barış Akademisyenleri ve kamudan ihraç edilen kamu personeli yasanın kapsamına alınmalıdır.