Kıyıların turizme açılmasını sağlayan kıyı kenar çizgisi düzenlemesi yayımlandı | Kaş Çevre ve Kültür Derneği Başkanı Ahmet Murat Akoy: “Halk her yerde denizini kıyısını, ormanını, deresini, su kaynaklarını korumak zorunda”

kıyıların turizme açılması kıyıların turizme açılması

Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın Resmî Gazete’de yayımlanan yönetmelik değişikliğiyle kıyı alanlarında yeni bir yapılaşma dönemin önünü açtı. Konuya ilişkin Kaş Çevre ve Kültür Derneği Başkanı Ahmet Murat Akoy açıklama yaptı. Akoy, “Kamusal alanların daraltılması zaten başlı başına Anayasa’ya aykırıdır; çünkü kıyıların halk tarafından kullanılması Anayasal bir haktır.” dedi.

Kültür ve Turizm Bakanlığı, 26 Haziran’da Resmî Gazete’de yayımlanan yönetmelik değişikliğiyle kıyı alanlarında yeni bir yapılaşma dönemin kapısını araladı. “Kamu Taşınmazlarının Turizm Yatırımlarına Tahsisi Hakkında Yönetmelik”te yapılan düzenlemeyle, yurttaşların serbestçe erişim hakkına sahip olduğu sahil şeritleri artık turizm yatırımlarına tahsis edilebilecek.

kıyıların turizme açılması

Değişikliğe göre, Bakanlığa kullanım hakkı verilen orman alanlarının kıyı kenar çizgisinin deniz tarafında kalan bölümleri de —“kamuya açık olmak şartıyla”— turizm amaçlı kullanılabilecek. Bu alanlar, Anayasa ve Kıyı Kanunu uyarınca bugüne dek kamu yararına korunmuş, herkesin serbestçe yararlanabileceği doğal alanlar olarak düzenlenmişti.

Söz konusu sahil şeritleri, yalnızca halkın rekreasyon hakkı açısından değil, aynı zamanda kıyı ekosistemlerinin sürekliliği açısından da kritik öneme sahip. Kıyılar; kıyı kumulları, deniz kaplumbağası yuvalama alanları, deniz çayırları gibi birçok hassas yaşam alanını barındırıyor. Bu doğal yapıların turizm baskısıyla zarar görmesi, geri dönüşü zor çevresel tahribatlara neden olabilir.

Yeni düzenleme, kıyıların özelleşme eğilimine girmesi, erişilebilirliğin fiilen sınırlanması ve doğa üzerindeki yükün artması gibi riskleri beraberinde getiriyor. Kamuya açık olacağı belirtilse de uygulamada ücretli giriş, kapalı alanlar ve dolaylı erişim engelleri gibi durumların yaşanabilecek

Yönetmelik, yayım tarihinde yürürlüğe girerken, uygulamayı Kültür ve Turizm Bakanı yürütecek.

“BU TÜR ADIMLAR, TÜRKİYE’NİN GELDİĞİ SON NOKTAYI GÖSTERİYOR”

Konuya ilişkin ilişkin Kaş Çevre ve Kültür Derneği Başkanı Ahmet Murat Akoy açıklama yaptı. Akoy, “Bu yönetmelik, normalde kıyı kenar çizgisinden itibaren 50 metreye kadar halkın ortak kullanımında olan alanları özel işletmelere açarak halkın kullanım hakkını elinden alıyor. Tıpkı daha önce zeytinlik alanların madenciliğe açılmasına yönelik düzenlemede olduğu gibi, bu yeni düzenleme de kıyıların kamuya kapatılıp özel kullanıma sunulmasının önünü açıyor. Bu tür adımlar, Türkiye’nin geldiği son noktayı gösteriyor” dedi.

“KAMU YARARI GÖZETİLMİYOR”

Türkiye ekonomik olarak yönetilemez durumda olduğunu söyleyen Akoy, “Tüm bu yasa ve yönetmeliklerde asıl amacın, kamuya ait alanları nasıl hızlıca satışa çıkarabiliriz, nasıl ruhsatlandırabiliriz, nasıl kamunun elinden alıp özelin kullanımına verebiliriz sorularına yanıt aramak olduğunu görüyoruz. Bu düzenlemelerin hiçbirinde kamu yararı gözetilmiyor. Tam tersine, toplumun ve çocuklarımızın ortak geleceği olan ormanlar, kıyılar, su kaynakları gibi alanlar birer birer ya satılarak ya da kiralanarak özel mülkiyete devredilmeye çalışılıyor” ifadelerini kullandı.

Şimdi bu kanunlar bunun önündeki engelleri kaldırmak için yapıldığını ifade eden Akoy, şu ifadeleri kullandı:

Çünkü eğer bugün olduğu gibi bu tür düzenlemeleri doğrudan bakanlık aracılığıyla yapmaya kalkarsanız, karşınıza Kıyı Kanunu çıkar. Belediyeler ve vatandaşlar itiraz eder; tıpkı bugün olduğu gibi dava açarlar ve bu davaları kazanırlar. Çünkü bakanlık, örneğin otellere kıyıdan 15 metreye kadar kullanım hakkı tanıdığında, bu hem Anayasa’ya hem de Kıyı Kanunu’na aykırı olur. Biz de bu durumda protesto eder, dava açar ve hukuka aykırı bu kararı iptal ettiririz. Ancak bu yeni yönetmelikler, tam da bu tür tepkilerin ve davaların önüne geçmek için hazırlanıyor. Amaç, bakanlık kararlarının yargıdan dönmesini engellemek. Bu yönetmelikler geçtikten sonra, yetkililer ‘Biz kanuna uygun hareket ediyoruz’ diyerek rahatlıkla uygulama yapabilecek ve hukuki sorumluluktan kurtulmuş olacaklar.

Çok hızlı bir şekilde ormanlık alanların tahsis edildiğini görüleceğini söyleyen Akoy, “Kaş ve genel olarak Antalya’ya baktığımızda, Antalya’nın doğu kıyılarının büyük ölçüde bu şekilde kaybedildiğini görüyoruz. Bu bölgeler kitle turizmine açılmış, 5 yıldızlı otellerle dolmuş durumda ve artık halkın sahili kullanma imkânı neredeyse kalmamış. Sahiller fiilen otellerin kontrolüne geçmiş. Antalya’nın batısında ise, Demre gibi yerler bu tür yapılaşmalardan görece korunmuş ve doğallığını koruyan son alanlardan biri olarak kalmış durumda” dedi.

Demre’de kitle turizmi yaşanmadığını söyleyen Akoy, şunları söyledi:

Demre’nin sahilleri, kitle turizmine açılarak planlanıyor ve bu alanlar 5 yıldızlı 9 otele tahsis edilmek isteniyor. Ardından kıyı kullanım hakkı da bu otellere verilecek. Her ne kadar planlarda kamu yararı gözetileceği yazsa da, Türkiye’de uygulamada bu mümkün olmuyor. Zamanla bu alanlar tamamen kapatılıyor, halk buralara giremez hâle geliyor; hatta bazen önünden geçmek bile imkânsızlaşıyor. Bugün kıyıların kullanımında da benzer örnekleri görüyoruz: Kıyı gerçekte halkın olması gerekirken, bazı kişiler bu alanları tapulu mülk gibi sahiplenmiş durumda.”

“HALK İSE KIYIDAN DIŞLANMIŞ OLUYOR”

Kıyı kullanma hakkını yurttaşların kullanacağı şekilde oraya bir yol vermek zorunda olduğunu hatırlatan Akoy, “Eğer özel mülk sahibi kıyıya geçiş hakkı tanımıyorsa, bu durumda belediyenin devreye girmesi gerekir. Belediye, mülkün etrafını kapatabilir ancak kıyıya ulaşımı engelleyemez. Bu nedenle, kıyıya erişimin sağlanabilmesi için belediyenin yasal olarak oraya bir yol açması ya da bu erişimi doğrudan kendisinin sağlaması gerekir” dedi.

Türkiye’de kamusal alanların daraltıldığını söyleyen Akoy, “Zaten bugün tüm sahillerimizde bu durumu yaşıyoruz; sahil işgalleri her yerde karşımıza çıkıyor. Mevcut yasalar da etkin ve sert bir şekilde uygulanmıyor. Ancak Datça’da, Fethiye’de veya “Kıyılar Halkındır” projelerinde olduğu gibi halk protesto eder, belediyeye baskı uygular ve mücadele ederse ancak o zaman kıyı kullanım hakkını geri alabiliyor. Aksi takdirde, biri o alanı sahipleniyor, kıyıyı kendi malı gibi kullanıyor, sadece ecrimisil ödeyerek işgali meşrulaştırıyor. Belediye de bu durumdan gelir elde ettiği için sessiz kalıyor ve sonuçta hem özel kişi hem belediye kazanıyor; halk ise kıyıdan dışlanmış oluyor. Türkiye’de yaşanan tablo bu. Şimdi çıkarılan yeni yönetmelikler de bu durumu daha da sertleştiriyor, yasal zemine oturtuyor” ifadelerini kullandı.

“SİZ ORMANI TURİZM AMACIYLA TAHSİS EDECEK, KIYIYA KADAR OLAN ALANI BİR OTELE YA DA İŞLETMEYE VERECEKSİNİZ”

43. Madde Kıyı Kanunu’na da aykırı olduğunu hatırlatan Akoy, “Kamusal alanların daraltılması zaten başlı başına Anayasa’ya aykırıdır; çünkü kıyıların halk tarafından kullanılması Anayasal bir haktır. Buna ek olarak, şimdi bir de orman alanlarının sınırına kadar turizme açılması söz konusu. Bu son derece kritik bir durumdur. Yani siz ormanı turizm amacıyla tahsis edecek, kıyıya kadar olan alanı bir otele ya da işletmeye vereceksiniz. Böylece o işletme, tüm alan üzerinde fiilen mülkiyet hakkı elde etmiş gibi davranacak ve halkın erişimi tamamen engellenmiş olacaktır” dedi.

Yapılan yönetmeliğinin Ege ve Akdeniz’in tüm kıyı şeridinin tamamen yok edilmesine neden olabileceğini söyleyen Akoy, şunları söyledi:

Evet, bu yeni yasa ve yönetmelikle birlikte çok hızlı bir şekilde kıyıya nazır tüm orman arazileri turizme tahsis edilebilir. Bu alanlar, yönetmeliğe dayanarak denize kadar olan bölümüyle birlikte 29 ya da 49 yıllığına Ahmet’e, Mehmet’e – yani özel kişi ya da şirketlere – devredilebilir. Kamunun elinden alınarak özel kullanıma sunulması son derece tehlikeli bir durumdur. Ne yazık ki gelinen nokta budur. Bu yasa, vahşi madencilik yasalarıyla da örtüşüyor ve birbirini tamamlıyor. Ülke artık etkin şekilde yönetilemediği için adeta kendi kendini tüketen bir kansere dönüşmüş durumda. Dağlarını, denizlerini, su kaynaklarını, ormanlarını hızla elden çıkaran; bunları bir an önce satarak gelir elde etmeye çalışan bir anlayışla karşı karşıyayız. Bu nedenle bu uygulamaların sonuçlarını hep birlikte yaşayacağız. Bu yönetmelikler elbette yargıya taşınacaktır ve dava süreçlerini yakından takip edeceğiz. Ancak bu düzenlemeler iptal edilmezse, toplumda ciddi bir infial yaratacağını düşünüyorum. Şu anda sadece küçücük bir yerde bile bir yıl içinde dört maden projesiyle mücadele ediyorsak, ülke genelinde kaç bin köyün aynı tehditle karşı karşıya olduğunu siz düşünün. Bu yasaların geçmesi, toplumsal huzuru ciddi biçimde tehdit edecek boyuttadır.

“BUNLAR ANAYASA’YA AYKIRIDIR”

Kanun düzenlemesine karşı hukuki süreç takip edileceğini hatırlatan Akoy, “Öncelikle bu yönetmeliklere karşı dava açılacaktır çünkü bunlar Anayasa’ya aykırıdır. Daha önce de zeytinlik alanlarda benzer düzenlemeler yapılmak istenmiş, maden ruhsatı verilmesi için yönetmelik hazırlanmış ancak bu düzenlemeler iptal edilmiştir. Şimdi ise daha kapsamlı ve sert bir şekilde benzer uygulamalar tekrar gündeme gelmiştir. Bu yeni yönetmelikler de mutlaka dava konusu olacak ve mahkemelerce incelenecektir. Dava süreçleri tamamlandıktan sonra sonuçları değerlendireceğiz; ben iptal kararı çıkacağı kanaatindeyim.” sözlerini kullandı.

Türkiye’nin belli başlı STK’lar teması Doğal Hayatı Koruma Vakfı (WWF) Doğa Derneği daha kim varsa bunlara dava açacağını söyleyen Akoy, son olarak şu ifadeleri kullandı:

“Biz de TEMA Vakfı ile iletişim halindeyiz. Yapılması gereken ne varsa, davaya ortak olmamız gerekiyorsa ortak olmayı teklif ettik ve her türlü desteği vermeye hazır olduğumuzu ilettik. Şu aşamada bizden sosyal medya paylaşımlarını artırmamız istendi. Hukuki süreç başladığında ise bizi bilgilendirecekler. Öncelikle hukuki olarak hakkımızı arayacağız, ardından da sahadan geri çekilmeyeceğiz. Çünkü sokak, halkın gücünü temsil ediyor. Halk, her yerde denizini, kıyısını, ormanını, deresini ve su kaynaklarını korumak zorunda; çocuklarımızın geleceği için bunu yapmak zorundayız. Bu bilinç de hızla yayılıyor.”