
Antalya’nın Konyaaltı ilçesi Çakırlar Mahallesi’nde, TOKİ projesiyle planlanan altı etaplı konut projesine ilişkin ÇED süreci yeniden başladı. Ekoloji Yaşam Hareketi Derneği (EKOYAD) Çevre Politikaları Çalışma Grubu Sözcüsü Özgür Atasayar, projenin yaratacağı risklere ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Atasayar, projenin daha önce mahkeme tarafından usul yönünden hukuka aykırı bulunduğu bozularak yürütmesinin durdurulduğu, usulen bozulan sürece ilişkin neredeyse hiçbir değişiklik yapılmadan yeniden başlatıldığını belirtti.
Ayşegül Erkaya Arslan
Antalya’nın Konyaaltı ilçesi Çakırlar Mahallesi’nde TOKİ tarafından yapılması planlanan altı etaplı konut projesine ilişkin Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) süreci yeniden başlatıldı. İlk ÇED sürecinin 23 Eylül 2025’te başladığı, 9 Aralık’ta güncellenerek yeniden işleme alındığı ve 11 Aralık’ta “ÇED olumlu” kararı verildiği projede, mahkeme tarafından yürütme durdurulmuştu.
Meslek örgütleri, akademisyenler, sivil toplum kuruluşları, bölgenin taşkın, deprem, içme suyu gibi birçok konuda bu projeyle risk altında olduğunu belirtmişlerdi. ÇED sürecinin yeniden başlamasına ilişkin Antalya Kent Haber’e EKOYAD Sözcüsü Özgür Atasayar değerlendirmelerde bulundu.

“USULEN BOZULAN İŞLEM AYNI PROJE ÜZERİNDEN YENİDEN KURULMAYA ÇALIŞILIYOR”
Atasayar, yeniden başlatılan ÇED projesinin yerinin, büyüklüğünün, konut ve blok sayısının ve öngörülen nüfusun aynı olduğunu belirtti. Daha önce bozulan projede olan 56,3 hektarlık alan 206 blok, 4 bin 574 konut ve yaklaşık 18 bin 300 kişinin yaşayacağı yeni bir yerleşim planın aynı şekilde devam ettiğini söyledi.
Atasayar, aynı şekilde devam ettiğini belirttiği projeye ilişkin, mahkeme kararından sonra seçimin ve projenin yeniden değerlendirildiğini söylemek mümkün olmadığını “Usulen bozulan işlem, aynı proje üzerinden yeniden kurulmaya çalışılıyor” dedi.
“ÇEVRESEL RİSKLERİN EN BAŞINDA TAŞKIN TEHLİKESİ”
Bölgenin, çevresel risklerinin en başında taşkın tehlikesi geldiğini belirten Atasayar, afet, zemin ve içme suyu güvenliği açısından bölgenin bu proje için son derece sorunlu bir alan olduğunu aktardı. Yeni proje dosyasına eklenen Devlet Su İşleri (DSİ) görüşünde de, birinci etap konut ve okul alanının bir kısmının Çandır Çayı taşkın riski etki alanında kaldığının açıkça belirtildiğini açıkladı.
Atasayar, DSİ’nin, Çandır Çayı dere yatağı ıslah edilmeden bu etapta inşaat faaliyetlerine başlanmaması gerektiğini söylediğini açıkladı.
Ancak, ÇED dosyasının, başka bir bölümünde “Proje sahasını etkileyecek yavaş, hızlı ve ani seller söz konusu değildir” ifadesinin yer aldığını ifade etti. Atasayar, “Yani dosyanın bir bölümünde taşkın riski kabul edilirken diğer bölümünde sel riskinin bulunmadığı söyleniyor. Bu, dosyanın kendi içerisindeki çok ciddi bir çelişkidir” dedi.
“LİMAN MAHALLESİ’NDE TAŞKIN RİSKİ VE KIYI EROZYUNUN HIZLANDIRMA RİSKİ”
Çandır Çayı’nda yapılacak bu büyüklükte bir ıslah çalışmasının etkilerinin yalnızca proje alanıyla sınırlı olmadığını belirten Atasayar, Prof. Dr. Nihat Dipova’nın da ifade ettiğini belirttiği riskleri açıkladı.
Dere yatağının daraltılması ve derinleştirilmesinin suyun aşağı havzaya daha hızlı ulaşmasına ve Liman Mahallesi’ndeki taşkın riskinin artmasına neden olabileceğini belirtti. Aynı müdahalenin Çandır Çayı’nın taşıdığı rüsubatın kesilmesine ve Konyaaltı sahilini besleyen malzemenin azalmasına yol açarak kıyı erozyonunu da hızlandırabileceğini de açıkladı.
“ÇED DOSYASINDA, TAŞKIN VE KIYI EROZYUNU RİSKİ YER ALMIYOR”
Atasayar, Konyaaltı Liman Mahallesi’nde oluşabilecek taşkın riskinin ve Konyaaltı sahilindeki kıyı erozyonu riskine ilişkin bir açıklamanın ÇED dosyasında tek kelimeyle yer almadığını, projenin aşağı havzada ve kıyı sisteminde yaratabileceğini belirttiği etkilerin tamamen değerlendirme dışında bırakıldığını belirtti.
“ANTALYA’NIN İÇME SUYU KAYNAKLARINI HER TÜRLÜ RİSKE AÇIK HALE GETİRECEKTİR”
Diğer ciddi sorunun içme suyu güvenliği olduğunu ifade eden Atasayar, proje sahasının, Boğaçay Kaynakları ve İçme Suyu Kuyuları Koruma Alanı bakımından ikinci derece koruma alanında bulunduğunu ve Konyaaltı’nın içme suyunu sağlayan mevcut kuyuların beslenim alanında yer aldığını da aktardı. Atasayar DSİ’nin de, yoğun yapılaşma sonucunda ortaya çıkacak atık su yükünün, içme suyu kaynaklarında kirlilik riski yaratabileceğini açıkça kabul ettiğini belirtti.
Atasayar, öngörülen çözümün; yeni kuyular açılması, mevcut kuyuların taşınması ve kanalizasyon altyapısının tam sızdırmazlık ilkesine göre yapılması olduğunun belirtildiğini ifade ederek, “Ancak yaklaşık 18 bin kişinin yaşayacağı ve onlarca yıl kullanılacak böylesine büyük bir yerleşimde kanalizasyon sisteminin ömür boyu yüzde yüz sızdırmaz kalacağını varsaymak gerçekçi değildir” dedi.
Gerçekçi olmamasının nedenine dair açıklamada bulunan Atasayar, boruların eskiyeceğini, bağlantıların zarar görerek kaçakların ortaya çıkabileceğini, “Böylesine büyük bir yerleşimi içme suyu kuyularının beslenim alanına kurmak, Antalya’nın içme suyu kaynaklarını uzun vadede her türlü riske açık hâle getirecektir” dedi.
“ANTALYA’DA BAŞKA YER Mİ YOK?”
Atasayar, içme suyu güvenliğinin, kâğıt üzerindeki bir sızdırmazlık taahhüdüne bırakılamayacağını, deprem ve zemin açısından da önemli sorunlar olduğunu söyledi.
“Proje alanı eski dere yatağında bulunan heterojen alüvyon zeminlerden oluşuyor. Oturma, farklı oturma, sıvılaşma ve taşıma gücü gibi sorunlara karşı kazık, jet grout ve taş kolon benzeri kapsamlı zemin iyileştirmelerinin gerekebileceği belirtiliyor” dedi.
Tüm bunların aynı zamanda ciddi bir kamu maliyeti olduğunu ifade eden Atasayar, “Önce riskli bir alan seçip ardından burayı yapılaşmaya uygun hâle getirmek için çok büyük ilave harcamalar yapmak akılcı bir kamu yatırımı değildir” ifadelerini kullandı.
Atasayar, içme suyu kaynaklarını tehlikeye atmayan ve ağır mühendislik müdahalesi gerektirmeyen alanların neden değerlendirilmediğini, “Antalya’da başka yer mi yok” ifadesiyle ekledi. Yaklaşık 15,3 milyar liralık bu projede neden hâlâ aynı yerde ısrar edildiğinin kamuoyuna açıklanması gerektiğini belirtti.
“KENT KAMUOYUNDA TARTIŞILMASI GEREKİYOR”
Atasayar, kamusal alanda planlanan ve bütün kenti ilgilendiren böylesine büyük bir proje olduğunu ifade ettiği projenin, tüm kent kamuoyunda tartışılması gerektiğini söyledi.
Buna yönelik, çalıştaylar, paneller, basın açıklamaları, haberler ve görsel içeriklerle halkın bilgilendirilmesinin demokratik bir toplumun olağan gereği olduğunu ifade etti. Sivil toplum kuruluşlarının da yazılı ve görsel basında görünür olması için ellerinden geleni yapması gerektiğini belirtti.
Ayrıca dosyanın meslek odaları, akademisyenler, hukukçular ve sivil toplum kuruluşları tarafından ayrıntılı biçimde incelenmesi gerektiğini de aktardı. Atasayar, teknik ve hukuki değerlendirmelerin ardından, gerekli görülmesi hâlinde konunun yeniden yargıya taşınmasının son derece doğal olduğunu aktardı.
Atasayar, Antalya’da sivil toplum kuruluşlarının üzerine düşeni yaptığını, bu projeyle ilgili daha önce çalıştaylar düzenlendiği, açıklamalar yapıldıği ve çeşitli içeriklerle konu halka anlatılmaya çalışıldığını söyledi. “Bana göre burada üzerine düşeni yapmayanlar yetkili kamu kurumlarıdır” dedi.
“NEDEN BU ALANDA ISRAR EDİLDİĞİ KAMUOYUNA AÇIKLANMIYOR”
Tüm, tartışmalara ve bilimsel itirazlara rağmen proje sahibi kurumların, neden bu alanda ısrar edildiğini kamuoyuna açıklamadığını soran Atasayar, şu ifadeleri kullandı:
“Bu yer hangi ölçütlerle seçildi? Alternatif alanlar araştırıldı mı? Taşkın, içme suyu ve zemin riskleri kabul edilmesine rağmen proje neden küçültülmedi veya başka bir yere taşınmadı? Sağlıklı ve şeffaf bir karar süreci için yalnızca itirazların değil, kamu kurumlarının gerekçelerinin de görünür olması gerekir.”
“YENİ DOSYADA RİSKLERDEN SÖZ EDİLMİŞ, ANCAK PROJE BU RİSKLERE GÖRE DEĞİŞTİRİLMEMİŞ”
Atasayar, yeni proje dosyasında yalnızca maliyetin değiştirilmediğini, önceki süreçte alınan DSİ görüşleri, imar planı raporları ve bazı kurum belgelerinin de dosyaya eklendiğini belirtti. Risklerden hiç söz edilmediğini söylemek tam olarak doğru olmaz diyen Atasayar, aksine “Yeni dosyada taşkın, içme suyu ve zemin riskleri önceki dosyaya göre daha açık biçimde kabul ediliyor” dedi.
Ancak, risklere göre projenin değiştirilmediğini beliterek, “Proje alanı aynı, konut sayısı aynı, blok sayısı aynı ve öngörülen nüfus aynı. Riskli etapların kaldırılması, projenin küçültülmesi veya alternatif bir yere taşınması yerine; dere ıslahı, yeni içme suyu kuyuları, mevcut kuyuların taşınması, kanalizasyon altyapısı ve kapsamlı zemin iyileştirmeleri gibi gelecekte yerine getirileceği söylenen taahhütler sıralanıyor” dedi.
“YENİ DOSYA RİSKLERİ ORTADAN KALDIRMIYOR”
Yeni dosyanın riskleri ortadan kaldırmadığını, riskleri kabul ederek gelecekte yapılacağı söylenen mühendislik müdahaleleriyle yönetilmeye çalışıldığını belirten Atasayar, müdahalelerin tamamının yeni maliyetler yaratacağını ve kamu kaynaklarından karşılanacağını ifade etti.
“PROJE BÜTÇESİNDE 2 MİLYAR 845 MİLYON ARTIŞ DEĞİŞİKLİĞİ”
Projenin yatırım bedelinin de 12 milyar 434 milyon liradan 15 milyar 279 milyon liraya yükseltildiğini belirten Atasayar, yaklaşık 2 milyar 845 milyon liralık artış olduğunu ancak, yer seçimi ve proje kapasitesi açısından risk azaltıcı hiçbir temel değişiklik yapılmadığını belirtti.
“BİZ SOSYAL KONUTA DEĞİL YANLIŞ YER SEÇİMİNE İTİRAZ EDİYORUZ”
Atasayar, Antalya’nın sosyal konuta ihtiyacı olduğunun açık olduğu, ancak sosyal konut yapılacaksa, güvenli, altyapısı planlanmış, içme suyu kaynaklarını tehlikeye atmayan afet riskleri bilimsel olarak değerlendirilmiş bir alanda yapılması gerektiğini söyledi. Bu tartışmaların sosyal konuta karşı olmakla ilgisi olmadığını belirten Atasayar, doğru olanın en başta doğru yer seçmek olduğunu belirtti.
Proje sahiplerinin Antalya kamuoyuna açıklama yapmaları gerektiğine dair şunları söyledi:
“Biz sosyal konuta değil, yanlış yer seçimine itiraz ediyoruz. Proje sahibi kamu kurumlarından beklentimiz, neden bu alanın seçildiğini, hangi alternatiflerin değerlendirildiğini ve bütün bu risklere rağmen neden aynı projede ısrar edildiğini şeffaf biçimde Antalya kamuoyuna açıklamalarıdır”
NE OLMUŞTU?
Konyaaltı ilçesi Çakırlar Mahallesi’nde TOKİ tarafından yapılması planlanan projeye daha önce 11 Aralık 2025’de “ÇED olumlu” kararı verilmiş, Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) Çevre Mühendisleri Odası, Antalya Valiliği Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü tarafından verilen kararın hukuka aykırı olduğunu belirterek dava açmıştı.
Dava dilekçesinde, Antalya’daki akademisyenlerin, meslek odalarının, sivil toplum örgütlerinin de değindiği riskler olan proje alanın Çandır Çayı yatağında yer aldığı ve taşkın riski bulunduğu, içme suyu havzası niteliği taşıdığı ve tarımsal üretime yönelik önemli bölge olduğu belirtilmişti.
Antalya 2. İdare Mahkemesi, 12 Şubat’ta TOKİ projesine verilen ÇED olumlu kararını oy birliğiyle iptal etmişti. Kararın itiraz yolunun kapalı olduğu bildirilmişti.
Daha detaylı bilgi için link üzerinden ulaşabilirsiniz





