NATO Zirvesi’nin görünmeyen gündemi: İklim güvenliği

Görsel: Yapay zeka ile oluşturulmuştur.

Türkiye, aynı yıl içinde hem NATO Zirvesi’ne hem de COP31’e ev sahipliği yapmaya hazırlanırken, savunma ve iklim gündemleri, görünür biçimde kesişiyor. Son yıllarda iklim değişikliğini doğrudan bir güvenlik riski olarak ele alan NATO, 2050’ye kadar net sıfır emisyona ulaşmayı hedefliyor. Ancak, Ankara Zirvesi’nin önemli gündem maddeleri arasında yer alan savunma harcamalarındaki artış, bu hedefle çelişiyor. Taahhüt edilen artışın, yüz milyonlarca ton ilave sera gazı salımına yol açabileceği hesaplanıyor. Dolayısıyla savunma konuşmak, artık iklim konuşmak anlamına geliyor. Ankara’da alınacak kararlar, yalnızca güvenlik politikalarını değil, iklim krizinin seyrini de etkileyecek. 


İklim Masası- Sezen Kaya-Sönmez


Bu yıl Türkiye, dört ay arayla önce NATO Zirvesi’ne, ardından COP31’e ev sahipliği yapacak. Böylelikle aynı sene içinde savunma ve iklim gündemlerinin en önemli zirvelerine ev sahipliği yapan ilk ülke olacak. Bu iki zirveyi birbirine bağlayan ortak başlık ise 21. yüzyılda giderek daha kaçınılmaz ve görünür hâline
gelen bir konu: iklim güvenliği. İklim değişikliği, Ankara Zirvesi’nin resmi gündeminde yer almıyor. Ancak aşırı sıcaklar, toz fırtınaları, orman yangınları ve su krizleri, artık yalnızca çevresel sonuçlar doğurmuyor. ‘‘Kara bayrak’’ günlerini artırarak askeri operasyonları durduruyor, kritik altyapıya ve ekipmana zarar veriyor, enerji güvenliğinden gıda arzına kadar pek çok güvenlik başlığını doğrudan etkiliyor. Bu nedenle NATO da son 15 yıldır iklim değişikliğini doğrudan bir güvenlik riski olarak ele alıyor. Ancak zirvenin ana gündem maddelerinden olan savunma harcamalarının artırılması kararı, iklim değişikliği ile mücadele için önemli bir ikilem yaratıyor. Araştırmalar, askeri harcamalarda taahhüt edilen artışın, yüz milyonlarca ton ek sera gazı salımına yol açabileceğini gösteriyor. Başka bir ifadeyle, Ankara’da alınacak kararlar, aynı zamanda iklim krizini hızlandırma riski de taşıyor.  İklim değişikliği bir güvenlik meselesi hâline geldi.

Bir güvenlik tehdidi olarak orman yangınları İklim değişikliğinin neden bir güvenlik meselesi olduğunu anlamak için Türkiye’ye bakmak da yeterli.

Son yıllarda iklim değişikliği; aşırı sıcaklar, kuraklık ve aşırı hava olayları gibi
etkileriyle devletlerin altyapısına zarar veriyor ve ekonomik kayba yol açıyor.
Ayrıca insan sağlığını ve iyi olma hâlini tehdit ediyor, biyoçeşitliliği azaltıyor,
uluslararası barışı ve güvenliği riske atıyor. Üstelik çoğu zaman bunları tek
başına bir çatışma yaratarak değil, mevcut kırılganlıkları büyütüp var olan
gerginlikleri tetikleyerek yapıyor.  İşte bu nedenle, artan etkileriyle iklim değişikliği, yalnızca bir ‘‘çevre meselesi’’olmaktan çıkıp doğrudan bir güvenlik meselesi hâline geldi.

 
Aşırı sıcaklar ve toz fırtınaları artıyor


NATO’nun yayımladığı İklim Değişikliği ve Güvenlik Etki Değerlendirme
Raporları , bu durumu somut örneklerle gösteriyor. Örneğin, NATO Irak
Misyonu’nun (NMI) sıcak dalgalarından özellikle etkilendiği raporlanıyor. Buna
göre görevde bulunan personel, son yıllarda sık sık aşırı sıcak dalgalarıyla karşı
karşıya kaldı. Dış ortam sıcaklıkları 50°C’ye ulaşırken, iç mekân sıcaklıkları ise
60°C’yi aşarak hem personeli hem de ekipmanı olumsuz etkiledi. Toz
fırtınalarının artması, durumu daha da kötüleştirdi. Toz fırtınaları; görüş
mesafesini azaltıyor, ekipmanları tıkıyor, hem hava hem de karayolu ulaşımını
aksatıyor ve askeri personelin sağlığını olumsuz etkiliyor. 

‘‘Kara bayrak’’ günleri yükselişte


Rapora göre, sıcaklığın 35°C’yi aştığı ve operasyonların sağlık nedeniyle durdurulduğu ‘‘kara bayrak’’ günlerinin sayısı da giderek artıyor. Yani aşırı sıcaklar, askeri operasyonların yapılıp yapılamayacağı üzerinde doğrudan belirleyici. Operasyonel kapasiteyi düşürmenin yanı sıra, bakım maliyetlerini ve
arıza risklerini de yükseltiyor.  NATO’nun hedefi: 2050’de net sıfır emisyon Bir güvenlik tehdidi olarak orman yangınları İklim değişikliğinin neden bir güvenlik meselesi olduğunu anlamak için
Türkiye’ye bakmak da yeterli. 2025, Türkiye’nin 1964’ten bu yana en kurak yılı olarak kayıtlara geçti. Aynı yıl, ülke genelinde üç binden fazla orman yangını çıktı. Bu yangınlar yalnızca biyoçeşitliliği değil, iklim değişikliğiyle mücadelede kritik rol oynayan karbon yutaklarını da yok etti. Toprağın verimsizleşmesi ise gıda güvenliğini doğrudan tehdit ediyor. Yani tek bir olay; ekolojik, insani ve ulusal güvenlik sonuçları doğurabiliyor.

İşte bu nedenle, artan etkileriyle iklim değişikliği, yalnızca bir ‘‘çevre meselesi’’ olmaktan çıkıp doğrudan bir güvenlik meselesi hâline geldi. Aşırı sıcaklar ve toz fırtınaları artıyor NATO’nun yayımladığı İklim Değişikliği ve Güvenlik Etki Değerlendirme Raporları , bu durumu somut örneklerle gösteriyor. Örneğin, NATO Irak Misyonu’nun (NMI) sıcak dalgalarından özellikle etkilendiği raporlanıyor. Buna göre görevde bulunan personel, son yıllarda sık sık aşırı sıcak dalgalarıyla karşı karşıya kaldı. Dış ortam sıcaklıkları

‘‘Kara bayrak’’ günleri yükselişte


Rapora göre, sıcaklığın 35°C’yi aştığı ve operasyonların sağlık nedeniyle durdurulduğu ‘‘kara bayrak’’ günlerinin sayısı da giderek artıyor. Yani aşırı sıcaklar, askeri operasyonların yapılıp yapılamayacağı üzerinde doğrudan belirleyici. Operasyonel kapasiteyi düşürmenin yanı sıra, bakım maliyetlerini ve
arıza risklerini de yükseltiyor. NATO’nun hedefi: 2050’de net sıfır emisyon

NATO’nun 2022 tarihli en güncel strateji belgesi ( NATO 2022 Strategic Concept ) ise bir adım daha ileri giderek iklim değişikliğini ‘‘çağımızın belirleyici sorunu’’ olarak tanımladı.  Aynı yıl Madrid Zirvesi’nde, dönemin Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, örgütü emisyonlarını 2030’a kadar en az %45 azaltacağını ve 2050’de net sıfıra indireceğini duyurdu . 2023 Vilnius Zirvesi’nde ise Kanada’nın Montreal kentinde
bir NATO İklim Değişikliği ve Güvenlik Mükemmeliyet Merkezi kurulmasına karar verildi. Türkiye, bu merkezin ilk destekçi ülkeleri arasında yer aldı. %5 artış sözü, net sıfır hedefiyle çelişiyor Ankara Zirvesi’nin merkezinde ise geçen yıl alınan bir karar oturuyor. Haziran 2025’teki Lahey Zirvesi’nde müttefikler, 2035’e kadar milli gelirlerinin %5’ini savunma ve güvenlik harcamalarına ayırma sözü verdi. Bu karar, özellikle ABD Başkanı Trump’ın, ABD’nin NATO içinde “adaletsiz bir yük” üstlendiği yönündeki yaklaşımının yarattığı baskının ardından geldi. Buna göre, bu artışın %3,5’inin savunma ihtiyaçlarına, kalan %1,5’e kadarlık kısmının ise siber güvenlik, altyapı koruması, dayanıklılık ve savunma gibi alanlara ayrılması planlanıyor. Ne var ki bu artış taahhüdü, NATO’nun iklim hedeflerini doğrudan zora sokuyor.


NATO’nun iklim değişikli ve güvenlik arasında kurduğu ilişki yeni değil: 1991 Strateji Belgesi, çevre sorunlarını, olası bir istikrarsızlık kaynağı olarak vurgulamıştı. 2010 Strateji Belgesi ise iklim değişikliği ve güvenlik ilişkisine ilk kez doğrudan değindi. Böylelikle İttifak, güvenlik tanımını, çevresel ve iklimsel kaygıları da kapsayacak şekilde adım adım genişletti.  2014 Yeşil Savunma Çerçevesi gibi erken girişimler, NATO faaliyetlerinin çevresel etkilerini kabul etmişti. Fakat kurumsal dönüşüm, 2021 Brüksel Zirvesi’nde geldi. Burada NATO ilk defa İklim Değişikliği ve Güvenlik Eylem Planı’nı ilan etti.  NATO’nun iklim değişikliğine uyum ve mücadele stratejisi; farkındalık, uyum, azaltım ve işbirliği üzerine inşa ediliyor. Bu kapsamda İttifak; (i) iklimin askeri varlıkları ve operasyonları nasıl etkilediğini ölçen yıllık bir değerlendirme yapmayı ve (ii) kendi faaliyetlerinden kaynaklanan sera gazı salımlarını
raporlamayı taahhüt etti.


%5 hedefinin sürdürülebilirliğini zaman gösterecek Uluslararası sistemin krizlerle sarsıldığı bir dönemde savunma harcamasındaki bu artış caydırıcılığı güçlendirirken, aynı zamanda diplomasiyi geri plana iten bir
silahlanma yarışını körükleme riski taşıyor. Üstelik birçok NATO üyesinin kamu borcu, bu düzeyi mali olarak sürdürmeyi zorlaştırıyor. Nitekim 2024’te dünyada askeri harcaması milli gelirinin yüzde 5’ine ulaşan yalnızca dokuz ülke vardı. Almanya ise 2035’te bu hedefe ulaşmak için savunmaya, bugün eğitime
ayırdığından daha fazla kaynak ayırmak zorunda kalabilir. Bu yüzden NATO’nun savunma bütçesindeki artışın ilerleyen yıllarda ne kadar sürdürülebilir olacağı, İttifakın önündeki en temel soru işaretlerinden biri olmaya devam ediyor.

5 senede Bahreyn’in emisyonları kadar artış yaşandı


Küresel Sorumluluk için Bilim İnsanları’nın (Scientists for Global Responsibility)
11 akademik çalışmayı inceledikleri araştırma; askeri harcamalardaki her 100
milyar dolarlık artışın, yaklaşık 32 milyon ton karbondioksit eşdeğeri salıma yol
açtığını ortaya koydu . Aynı rapora göre, yalnızca 2019-2024 yılları arasındaki
askeri harcama artışı, yaklaşık 64 milyon ton karbondioksit eşdeğeri salıma
neden oldu – bu, Bahreyn’in emisyonlarına denk bir değer. NATO’nun savunma
ve güvenlik harcamalarını artırma planının, emisyonlarda 312 milyon ton
karbondioksit eşdeğeri artışa sebep olacağı hesaplanıyor. 

Savunma konuşmak, iklim konuşmak demek Özetle, uluslararası siyasetteki gelişmeler bir yandan savunmaya ayrılan kaynakların artırılmasına neden olurken, diğer yandan 21. yüzyılın temel bir güvenlik meselesi olan iklim değişikliğini de hızlandırıyor. Bu nedenle askeri harcamaların belli eşikleri aşması, Paris Anlaşması’nın küresel ısınmayı bir buçuk veya iki derece ile sınırlandırma hedeflerini ulaşılmaz kılabilir . Bu tablo, iklim değişikliği ile güvenlik arasındaki ilişkinin neden sıradan bir gündem maddesi olmadığını da gösteriyor. Ankara’da konuşulacak savunma bütçesi; aynı anda hem iklim değişikliğine uyumun kaynağı hem de iklim değişikliğinin hızlanmasının sebebi olabilir. Savunma harcamalarını konuşmak, aslında dolaylı olarak o harcamanın iklime bindireceği yükü ele almak demek. Askeri hazırlığı konuşmak, aynı zamanda “kara bayrak” günlerini ve iklim değişikliğinin operasyonları nasıl kısıtladığını
konuşmak demek. Enerji güvenliğini konuşmak ise fosil yakıt bağımlılığını ve onun hem sera gazı emisyonu hem de stratejik risk boyutunu konuşmak demek. Bu nedenle zirvede alınacak kararları iklimden ayrı düşünmek mümkün değil. Savunma konuşmak, kaçınılmaz olarak iklimi de konuşmak anlamına geliyor.

Yazar Hakkında:

Sezen Kaya-Sönmez, Çukurova Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünden lisans ve aynı üniversiteden Uluslararası İlişkiler alanında yüksek lisans derecesine sahiptir. Halen doktorasını Kadir Has Üniversitesi’nde Uluslararası İlişkiler (İngilizce) Programı’nda sürdürmektedir. Halihazırda, Kadir Has
Üniversitesi’nde doktor adayı olarak, Avrupa Birliği’nde iklim güvenliği ve enerji güvenliği ilişkisi üzerine çalışmalarına devam etmektedir. Berlin, Almanya’da Centre Marc Bloch Araştırma Merkezi’nde 3 ay
süre ile TÜBİTAK Yurtdışı Doktora Sırası Araştırma bursuyla misafir doktora öğrencisi olarak çalışmıştır. Araştırma alanları arasında Eleştirel Güvenlik Çalışmaları, Çevre Güvenliği, İklim Güvenliği, ve AB bulunmaktadır. Makaleleri Globalizations gibi dergilerde yayımlanmıştır. Bunun yanı sıra, Paradigma
Podcast Kanalında, Panorama Global web portalı ortaklığında Green Talks: The Voice of Environment and Ecology başlıklı bir seri yürütmektedir


Uzmanlık Alanları: Güvenlik Çalışmaları, Çevresel Güvenlik, İklim Güvenliği, Avrupa Birliği

İklim Masası Hakkında:

İklim Masası, iklim değişikliğiyle ilgili güvenilir bilgileri kamuoyunda yaygınlaştırmayı hedefleyen ücretsiz bir haber servisidir. Yazarları, haberleştirdikleri konularda uzmanlığı bulunan bilim insanlarıdır.
İklim Masası’nın paylaştığı haberler, haberi yazan bilim insanını referans göstermek kaydıyla, kısmen veya tamamen paylaşılabilir veya alıntılanabilir. Kısmen paylaşıldığı durumlarda, bütünün anlamından koparılarak veya çarpıtılarak gerçek dışı bilimsel veya siyasi bir anlam çıkarılamaz.