Türkiye’de İklim Değişikliği Algısı raporu: Türkiye’de her 10 kişiden dokuzu iklim değişikliğinin var olduğunu kabul ediyor

türkiye iklim değişikliği algısı türkiye iklim değişikliği algısı
Görsel yapay zeka ile oluşturulmuştur

İklim Haber ve KONDA Araştırma’nın “Türkiye’de İklim Değişikliği Algısı” raporu açıklandı. Rapora göre, Türkiye’de her 10 kişiden dokuzu iklim değişikliğinin var olduğunu duyurdu.

İklim Haber ve KONDA Araştırma iş birliğiyle hazırlanan Türkiye’de İklim Değişikliği Algısı raporunun sekizincisi yayımlandı. Türkiye genelinde 1980 kişiyle yapılan görüşmelere dayanan rapor, toplumun iklim krizine bakışını ve iklim inkârcılığına ilişkin eğilimleri ortaya koydu.

Rapora göre, Türkiye’de iklim değişikliğinin varlığına yönelik toplumsal kabul oldukça yüksek. Araştırmaya katılan her 10 kişiden dokuzu iklim değişikliğinin var olduğunu ifade ederken, “iklim değişikliği yoktur” diyenlerin oranı yüzde 9 düzeyinde kaldı.

Çalışmada, Temmuz ayında Türkiye Büyük Millet Meclisi’nden (TBMM) geçen İklim Kanunu’na ilişkin kamuoyu algısına da yer verildi. Katılımcıların yüzde 54’ü, kanun hakkında ya hiç bilgi sahibi olmadığını ya da bilgisinin yetersiz olduğunu belirtti. Kanunu açık biçimde doğru ve yeterli bulanların oranının düşük olduğu görülürken, daha yaygın görüşün “kanunun varlığının olumlu olduğu ancak içeriğinin yetersiz kaldığı” yönünde olduğu tespit edildi.

Rapor, toplumda iklim krizinin gerçekliğine dair güçlü bir farkındalık bulunduğunu ancak mevcut yasal düzenlemeler konusunda bilgi eksikliği ve içerik tartışmalarının sürdüğünü ortaya koydu.

DÜZENSİZ HAVA OLAYLARI

Araştırma sonuçları, Türkiye’de iklim değişikliğinin geniş bir toplumsal mutabakatla kabul edildiğini gösteriyor. Katılımcıların yüzde 88’i son yıllarda sel, fırtına, aşırı sıcaklık ve kuraklık gibi düzensiz hava olaylarının arttığını ifade ediyor. Bu algı, pandemi sonrası dönemde belirgin biçimde güçlenerek 2025 yılında yeniden yükseliş eğilimine giriyor. 

Düzensiz hava olaylarının arttığı düşüncesi sosyodemografik gruplar arasında büyük farklılıklar göstermemekle birlikte; kırda yaşayanlar, kadınlar, emekliler ve dindar muhafazakârlar arasında daha yüksek oranlarda dile getiriliyor. 2025 yılında düzensiz hava olaylarının arttığı kanaati kırsal yerleşimlerde metropollere kıyasla 6 puan daha yüksek. 2024 yılında kırda yaşayanlar daha düşük oranda düzensiz hava olaylarının arttığını düşünürken, bu yıl bu grupta 11 puanlık bir artış göstererek en yüksek seviyeye çıkıyor.

İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ ALGISI

Araştırma sonuçları, Türkiye’de iklim değişikliğinin varlığının toplum genelinde çok güçlü bir kabul gördüğünü ortaya koyuyor. Türkiye’de her 10 kişiden 9’u iklim değişikliğinin var olduğunu belirtirken, bu kanaatin özellikle gençlerde, öğrencilerde, üniversite mezunlarında, modern yaşam tarzını benimseyenlerde ve sosyal medya kullananlarda daha da yaygın olduğu görülüyor. Kırsalda yaşayanlar, kent ve metropollere kıyasla iklim değişikliğinin varlığını daha yüksek oranda kabul ediyor. Genç yaş gruplarında iklim değişikliğinin varlığına inanç neredeyse tam bir mutabakata dönüşmüş durumda. Bu bulgular, iklim krizinin toplumsal olarak “görünür” hale geldiğini ve inkârın marjinal bir pozisyona gerilediğini gösteriyor.

Düzensiz hava olaylarının arttığını düşünenlerde iklim değişikliğine inanma oranının çok yüksek olması, bireysel deneyimlerin bu algıyı güçlendirdiğini gösterirken; bu olayların değişmediğini ya da azaldığını düşünenlerde kabul oranının belirgin biçimde gerilediği dikkat çekiyor.

Toplumun iklim değişikliğini hangi sorunlarla ilişkilendirdiği, algının derinliği açısından kritik bir gösterge. Bulgulara göre iklim değişikliği en çok orman yangınları, sel ve kuraklık gibi afetlerin artmasıyla ilişkilendiriliyor. Bunu bitki ve hayvan çeşitliliğinin azalması, suya erişimin zorlaşması ve gıda fiyatlarının artması izliyor.

Bu ilişkisel algı eğitim seviyesi ve modernleşme ile güçlenirken, sosyal medya kullanımıyla belirgin biçimde artıyor. Kırsal alanlarda afetler ve göç, metropollerde ise suya ve gıdaya erişim sorunları daha fazla öne çıkıyor. Bulgular, iklim krizinin yalnızca çevresel değil; ekonomik ve toplumsal sonuçlarıyla da giderek daha fazla kavrandığını ortaya koyuyor.

Türkiye’de her 100 kişiden 64’ü iklim değişikliği konusunda endişeli olduğunu belirtiyor. Endişe düzeyi kırsal yerleşimlerde, kadınlarda, 34–50 yaş grubunda ve üniversite mezunlarında daha yüksek. Modern hayat tarzına sahip bireylerde endişe daha baskınken, muhafazakârlaşma arttıkça endişe düzeyi azalıyor. Sosyal medya kullananlar ile kullanmayanlar arasındaki fark dikkat çekici; sosyal medya, iklim krizini sürekli görünür kılarak endişeyi besleyen önemli bir kanal işlevi görüyor. 

ENERJİ KAYNAKLARI

Araştırma, toplumun enerji politikalarına ilişkin net bir yönelime sahip olduğunu gösteriyor. Yenilenebilir enerji kaynakları açık ara en çok tercih edilen seçenekler olarak ön plana çıkıyor. Güneş ve rüzgâr enerjisi tüm yaş, eğitim ve yerleşim gruplarında güçlü destek görüyor. Buna karşılık nükleer ve kömür santralleri, toplumun en fazla karşı çıktığı enerji türleri olarak öne çıkıyor.

Bununla birlikte 2024–2025 karşılaştırması, özellikle kırsal ve kentsel alanlarda doğalgaz santrallerine yönelik tercihin hızla arttığını gösteriyor. Yenilenebilir enerjiye verilen desteğin görece azalması, ekonomik belirsizlikler ve enerji arz güvenliği kaygılarının çevresel önceliklerle zaman zaman çatıştığını düşündürüyor. Bu durum, enerji politikalarında toplumsal rızanın sabit değil, bağlama duyarlı ve kırılgan olduğunu ortaya koyuyor.

İKLİM YASASI

2025 Temmuz ayında Meclis’ten geçen İklim Yasası, Türkiye’de ilk kapsamlı iklim düzenlemesi olmasına rağmen toplumun büyük bir bölümü tarafından yeterince bilinmiyor. Katılımcıların yüzde 54’ü yasa hakkında bilgisinin olmadığını ya da yetersiz olduğunu belirtiyor. Yasayı açık biçimde doğru bulanların oranı oldukça düşük. Daha yaygın tutum, yasanın varlığını olumlu bulmakla birlikte içeriğinin yetersiz olduğu yönünde.

Bilgi eksikliği kırsal alanlarda, kadınlarda, ileri yaş gruplarında, düşük gelir ve düşük eğitim seviyelerinde yoğunlaşıyor. Sosyal medya kullananlar yasa hakkında daha fazla bilgi sahibi ve aynı grubun eleştirel tutumları daha belirgin. Bulgular, yasanın toplumsal meşruiyetinin henüz inşa edilmediğini; iklim politikasının geniş kesimler için soyut, uzak ve teknik bir alan olarak kaldığını gösteriyor.

ORMAN YANGINLARI

Araştırma, orman yangınlarının iklim krizinin en somut ve duygusal boyutlarından biri olarak algılandığını ve Türkiye toplumunda orman yangınlarına karşı hazırlık düzeyine ilişkin algının belirgin biçimde olumsuz olduğunu ortaya koyuyor. Toplumun yüzde 63’ü, önümüzdeki yaz yaşanması muhtemel orman yangınlarına karşı ülkenin yeterince hazırlıklı olmadığını düşünüyor. Bu algı, neredeyse tüm sosyodemografik gruplarda çoğunluğun görüşü olarak dikkat çekiyor.

Hazırlıksızlık algısı eğitim seviyesi ve modernleşme ile artarken gençlerde ve sosyal medya kullananlarda daha güçlü biçimde hissediliyor. Bulgular, iklim krizinin yalnızca bir çevre sorunu değil, aynı zamanda kurumsal kapasite ve yönetişim meselesi olarak da algılandığını gösteriyor. Genel tablo, geçmişte yaşanan büyük yangınların ve müdahale süreçlerinin toplumda kalıcı bir güvensizlik yarattığını ve orman yangınlarına karşı kurumsal kapasiteye duyulan inancın zayıf olduğunu gösteriyor.

Raporun tamamını okumak için tıklayın