İçeriğe geç
Antalya Kent HaberEn güzel şehrin habercisi
DestekleBağımsız Gazeteciliği DestekleAntalya Postası
Köşe Yazıları

Türkiye’de işçiler az çalışmakta ve çok “tembellik yapmakta” mıdır?

Türkiye’de işçilerin az çalıştığını, bu yüzden ülkenin yeterince gelişmediğini ve bu önermenin doğal sonucu olarak daha çok çalışmamız gerektiğini dile getiren kimselere mutlaka denk gelmişizdir. Bu tür argümanları yalnızca sıradan insanlar ifade etmemekte, bazen yetkili makamlardan da duymaktayız. Peki bu söylemler ile gerçekler ne düzeyde örtüşmektedir? Gerçekten ülkemizde emekçiler az çalışmakta ve çok “tembellik yapmakta” mıdır?

Naim Göktaş3 dk okuma
naim göktaş

Bu soruya yanıt vermeden bir konuya şerh düşmekte fayda var. Çok çalışmak daha verimli çalışmak anlamına gelmemektedir. Hatta çoğu zaman doğru organizasyonla daha az çalışarak daha fazla verimli olmak mümkündür. Bu dipnotu düşerek yukarıdaki soruya yeniden dönelim. Düzenlemeler ve istatistikler bu savın doğru olmadığını yani bir anlamda “galat-ı meşhur” olduğunu net bir şekilde göstermektedir. Türkiye’de yasal haftalık çalışma süresinin üst sınırı 45 saattir.

Uluslararası Çalışma Örgütü ise 40 saatlik çalışma haftası ilkesini 1935 yılında kabul etmiştir. Avrupa Birliği hukukunda fazla çalışma dâhil en fazla 48 saat çalışılabileceği düzenlenmiştir. Türkiye’de ise yasal günlük çalışma süresinin üst sınırı 11 saattir. En az 24 saatlik hafta tatili hakkını bu hesaptan çıkardığımızda, bir işçinin fazla çalışmayla birlikte haftada 66 saate kadar yasal olarak çalışabilmesi olanaklıdır.

Anlaşılacağı üzere yasal düzenlemeler bakımından uluslararası standartlardan bir hayli geri durumdayız. Fiili duruma bakıldığında ise tablo daha da kötüleşmektedir. OECD ülkelerinde ortalama haftalık çalışma saatlerinin uzunluğu konusunda Türkiye ikinci sıradadır. ILOSTAT verilerine göre haftalık 49 saat ve üzeri çalışanlar ile OECD.Stat verilerine göre haftalık 60 saat ve üzeri çalışanların oranlarında Türkiye bu ülkeler arasında ilk sıradadır. Öte yandan ülkemizde işçilere özellikle daha güvencesiz olanlara, yasal çalışma süresini aşan çalışmalarında hak kazandıkları fazla çalışma ücretlerinin işverenlerce çoğunlukla ödenmediği herkesçe malumdur.

Dinlenme süreleri incelendiğinde ise benzer bir durumla karşılaşmaktayız. OECD üyesi ülkeler arasında Türkiye; ABD, Meksika, Japonya, Kanada ve Kosta Rika’dan sonra en az yıllık izin süresine sahip ülke durumundadır. Türkiye’de işyerindeki hizmet süresi 1 ila 5 yıl olan işçilerin yıllık ücretli izin süresi en az 14 iş günüdür. Türkiye Cumhuriyeti’nin imzalamadığı Uluslararası Çalışma Örgütünün 132 No’lu Ücretli Tatiller Sözleşmesine göre bu süre minimum 3 haftadır. Yine Türkiye Cumhuriyeti’nin yıllık izinle ilgili hükmüne çekince koyduğu Avrupa Sosyal Şartı’na göre bu hak en az 4 haftadır. Görüleceği üzere yaygın propagandanın aksine Türkiye’de işçiler çok çalışmakta ve az dinlenmektedir.

Ülkemizde işçilerin dinlenme hakkının geliştirilmesine ihtiyaç olduğu aşikâr. Ancak iktidar bu yönde adımlar atmamaktadır. Hatta geçen sene turizm sektörüne yönelik özel düzenlemeyle, bu sektörde yasal olarak haftanın 7 günü çalışmanın önü açılmıştır. Turizm işverenlerinin talebi doğrultusunda İş Kanunu’nun 46. maddesine yapılan ekleme sonucunda, turizm işçilerinin hafta tatili hakkının 4 gün gecikmeli bir şekilde kullandırılması mümkün kılınmış ve hafta tatilinde çalışma karşılığı elde edilmesi gereken ilave ücrete bu işçilerin hak kazanmasının önü kapatılmıştır. Anayasa’ya ve uluslararası sözleşmelere aykırı bu yasal düzenleme, Türkiye’de dinlenme standartlarının gerilediği boyutu göstermesi açısından oldukça çarpıcıdır.

Yazıyı yapılması gerekenlerle bitirmek doğru olacaktır. Türkiye’de dinlenme hakkı standartları uluslararası seviyeye çıkartılmalıdır. Bunun için Uluslararası Çalışma Örgütünün ilgili sözleşmelerinin imzalanması ve Avrupa Sosyal Şartı’na yönelik çekincelerin kaldırılması olmazsa olmazdır. Ayrıca çalışma yaşamında var olan yetersiz düzenlemelerin bile fiilen çiğnenmesine karşı kamu kurumları denetim yetkisini sonuna kadar kullanmalı ve hak ihlallerine karşı cezai yaptırımlar artırılmalıdır.

Bireysel haklar ancak kolektif hakların varlığıyla korunabilir ve gelişebilir. Bu nedenle ülkemizde oldukça geri düzeyde olan sendikalaşma ve toplu pazarlık kapsamı oranları yükseltilmelidir. Bu durumun gerçekleşebilmesi için ise sendikal haklar önündeki engeller kaldırılmalıdır. Elbette asgari nitelikteki bütün bu talepler, “sihirli değnekle” bir anda gerçekleşmeyecektir. İşçiler ve onların örgütleri olan sendikaların bu talepler için sesini daha yüksek çıkarması ve dinlenme hakkını Türkiye işçi sınıfının temel mücadele başlıklarından biri olarak benimsemesi mutlak şarttır.



[1] Bu yazıda değinilen söz konusu düzenleme ve istatistikler için bk.: Naim Göktaş ve Emre Ertan, “Türkiye'de ve OECD Ülkelerinde Dinlenme Hakkı”, International 9th Socrates Social Sciences Congress, Ağustos 2024, ss. 64-74; Naim Göktaş, Toplu İş Sözleşmelerinde Dinlenme Hakkı: Türkiye ve Avrupa Ülkelerinden Karşılaştırmalı Örnekler, Ankara: Detay Yayıncılık, 2026.

[1] Habertürk’te yer alan 12 Temmuz 2025 tarihli haberde Türkiye Otelciler Birliği (TÜROB) Başkanı Müberra Eresin, “Bu kanunun çıkabilmesi için 2 yıldır sektör olarak uğraşıyorduk.” diyerek düzenlemenin arkasındaki gücü açıklamıştır. Haber için bk.: https://www.haberturk.com/turizmde-haftalik-tatil-karari-ne-getirecek-3806694-ekonomi


Paylaş
Naim Göktaş

1992 yılında İstanbul’da doğan Naim Göktaş; ilk, orta ve lise öğrenimini Karabük’te tamamlamıştır. Marmara Üniversitesi Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Bölümü’nden 2015 yılında mezun olan Göktaş, aynı üniversitenin Çalışma Ekonomisi programındaki yüksek lisans eğitimini 2019 yılında bitirmiş ve doktora çalışmalarına bu programda devam etmiştir. “Dinlenme Hakkının Korunmasında Toplu İş Sözleşmesinin İşlevi ve Örnekler Üzerinden Türkiye’ye Yönelik Karşılaştırmalı Bir Değerlendirme” başlıklı teziyle ise 2025 yılında doktor unvanını almaya hak kazanmıştır. 2021 yılından bu yana İstanbul Gelişim Üniversitesi’nde öğretim elemanı olarak görev yapan Göktaş’ın, “Türkiye Sendikal Hareketinde Farklı Bir Deneyim: Yeraltı Maden-İş Örneği”, “Uygulamalı ve Eleştirel Toplu İş Hukuku Notları” ile "Toplu İş Sözleşmelerinde Dinlenme Hakkı: Türkiye ve Avrupa Ülkelerinden Karşılaştırmalı Örnekler" adlı kitaplarının yanı sıra ulusal ve uluslararası düzeyde yayımlanmış çeşitli akademik çalışmaları bulunmaktadır.

Bütün yazıları
Sıradaki haber tolga uzunKöşe YazılarıBu gençlik nereye gidiyor?“Bizim zamanımızda böyle değildi”. Bu cümleyi hayatımız boyunca kaç kez duyduk, kim bilir? Gençlerin büyüklerini dinlemediğinden, eskisi kadar saygılı olmadığından, geleneklerin unutulduğundan yakınmak neredeyse günlük hayatımızın bir parçası. Üstelik bu sözleri söyleyenler de bir zamanlar aynı eleştirilerin hedefindeydi. Peki, gerçekten her yeni kuşak bir öncekinden daha mı kötü? Yoksa insanlar yüzyıllardır aynı endişeleri mi taşıyor?

Çerezler. Siteyi geliştirmek için çerez kullanıyoruz; onay vermezseniz yalnız zorunlu çerezler kullanılır. Çerez politikası