
Sosyolojik ve akademik araştırmalar, LGBTİ+‘ların yaşam deneyimlerinin yalnızca bireysel değil, aynı zamanda toplumsal koşullar tarafından da şekillendiğini ortaya koyuyor. Aile, eğitim, çalışma hayatı ve kamusal alanda karşılaşılan ayrımcılık, dışlanma ve yapısal engeller, birçok LGBTİ+‘nın kimliğini ifade etme, toplumsal yaşama katılma ve kendini güvende hissetme süreçlerini doğrudan etkiliyor. 6 Şubat 2023’te meydana gelen, merkez üssü Kahramanmaraş olan ve 11 ili etkileyen depremlerin ardından yaşadığı kenti terk ederek Antalya’ya göç etmek zorunda kalan 44 yaşındaki Mehmet, deprem sonrası yeniden hayat kurma mücadelesini ve Antalya’da LGBTİ+ olma deneyimini Antalya Kent Haber editörü Nazlı Özbiçen’e anlattı.
Nazlı Özbiçen
6 Şubat depremlerinin ardından yaşadığı kenti terk ederek Antalya’ya yerleşen ve bugün Antalya’da özel sektörde kendi işini yapan 44 yaşındaki Mehmet, depremle birlikte yalnızca yaşadığı şehri değil, kurduğu düzeni de geride bırakmak zorunda kaldığını söylüyor. Mehmet yalnızca LGBTİ+’ların değil, Türkiye’de farklı olduğu düşünülen pek çok kişinin baskılarla karşı karşıya kaldığını belirtiyor.
Kendisini açık fikirli, demokratik, laik ve seküler Türkiye’den yana biri olarak tanımladığını söyleyen Mehmet, yaşadığı deneyimlerin yalnızca cinsel yönelimiyle açıklanamayacağını dile getiriyor.
Mehmet, “Kendimi sadece LGBTİ+ kimliğim üzerinden tanımlamak doğru olmaz. Bugün Türkiye’de farklı olduğu için ötekileştirilen herkes benzer şeyler yaşıyor. Kimisi kimliği yüzünden, kimisi yaşam tarzı yüzünden, kimisi de düşünceleri yüzünden baskıyla karşılaşıyor. İnsanlar çoğu zaman kendilerini oldukları gibi ifade edemiyor. Bu yüzden de kendi alanlarında yaşamaya çalışıyorlar. Bunu günlük hayatın birçok yerinde hissediyorsunuz” diyerek yaşanılan toplumsal baskıyı anlatıyor.
“GÖÇ TERCİH DEĞİL, ZORUNLULUKTU”
Deprem sonrası yaşadığı kentte hayatın sürdürülebilir olmaktan çıktığını belirten Mehmet, Antalya’ya gelişinin bir tercih değil, zorunluluk olduğunu vurguluyor. Depremin ardından memleketinde elektrik, su, internet, ulaşım ve barınma gibi en temel ihtiyaçlara ulaşmanın bile zorlaştığını anlatan Mehmet, yaşadığı kenti terk etmek zorunda kalmasının kendisi için hayatındaki büyük kırılmalardan biri olduğunu ifade ediyor.
“EN TEMEL İHTİYAÇLARA BİLE ULAŞMAKTA ZORLUK ÇEKİYORDUK”
Mehmet, “Depremden sonra yaşadığım şehirde hayatı sürdürmek gerçekten çok zordu. Elektrik, su, internet, ulaşım, barınma gibi en temel ihtiyaçlara bile ulaşmakta sıkıntı yaşıyorduk. Bu yüzden oradan ayrılmak benim için bir tercih değil, mecburiyetti. Bir de LGBTİ+ olarak o koşullarda yaşamaya çalışmak zaten başlı başına ayrı bir zorluktu” diyerek depremin ardından yaşadığı süreci aktarıyor.
“ANTALYA’DA HER ŞEYE SIFIRDAN BAŞLADIM”
Depremle birlikte yalnızca evini değil, geçmişini, alışkanlıklarını ve kurduğu yaşamı da geride bıraktığını söyleyen Mehmet’e göre, zorunlu göç yalnızca şehir değiştirmek anlamına gelmiyor. Yeni bir kentte yeniden hayat kurmanın hem ekonomik hem de psikolojik açıdan uzun ve yorucu bir süreç olduğunu belirten Mehmet, Antalya’da da her şeye sıfırdan başladığını ifade ediyor.
Mehmet göç etmesine neden olan depremi anlatırken, “Bir gecede bütün düzeniniz değişiyor. Yıllarca yaşadığınız şehir, kurduğunuz hayat, alışkanlıklar hepsi geride kalıyor ve her şeye sıfırdan başlamak zorunda kalıyorsunuz. Antalya’ya geldiğimde de her şeye yeniden başladım. Yeni bir şehir, yeni bir düzen, yeni insanlar ve açıkçası kolay olmadı. Ama başka bir seçeneğim de yoktu. Hayatı yeniden kurmaya çalıştım ve hala da bunun mücadelesini veriyorum” ifadelerini kullanıyor.
“ÖZEL YAŞAMIMLA İLGİLİ SORULARA MARUZ KALDIM”
Antalya’yı depremden önce yalnızca kısa süreli ziyaret ettiğini söyleyen Mehmet, Antalya’da yaşamanın ise bambaşka bir deneyim olduğunu dile getiriyor. Kentte karşılaştığı ilk sorunlardan birinin barınma sorunu olduğunu belirten Mehmet, bekar olması nedeniyle ev sahiplerinin özel yaşamına ilişkin sorular yönelttiğini, deprem bölgesinden gelmiş olmasının da zaman zaman insanların kendisine farklı yaklaşmasına neden olduğunu ifade ediyor.
Antalya’ya yerleşme ve ev arama sürecini anlatan Mehmet, “Nasıl yaşayacağımı, eve kimlerin gelip gideceğini merak ediyorlardı. Deprem bölgesinden gelmiş olmam da zaman zaman insanların bana farklı yaklaşmasına neden oldu. Sanki yardım istemeye gelmişim gibi davrananlar bile oluyordu” diyerek yaşadığı ev arama sürecini aktarıyor.
“EKONOMİK KOŞULLAR LGBTİ+LARIN HAYATINI DOĞRUDAN ETKİLİYOR”
Antalya’nın dışarıdan bakıldığında kozmopolit ve görece özgür bir kent olarak görüldüğünü söyleyen Mehmet, bu durumun kentin her bölgesinde aynı şekilde hissedilmediğini ifade ediyor. Mahalleden mahalleye değişen toplumsal yapı nedeniyle bazı yerlerde kendisini daha rahat ifade edebilirken bazı yerlerde daha temkinli davranmak zorunda kaldığını belirten Mehmet, ekonomik koşulların da LGBTİ+ olarak yaşam deneyimini doğrudan etkilediğini dile getiriyor.
Mehmet, “Antalya kozmopolit bir şehir ama bu her yerde aynı şekilde hissedilmiyor. Mahalleden mahalleye bile çok şey değişiyor. Bazı yerlerde kendinizi daha rahat ifade edebiliyorsunuz, bazı yerlerde ise daha dikkatli davranmanız gerekiyor. Bir de işin ekonomik tarafı var. Maddi olarak güçlüyseniz kendi hayatınızı kurmanız, daha rahat yaşamanız ve kimliğinizi daha özgür yaşayabilmeniz de kolaylaşıyor” cümleleriyle kentte yaşamanın herkes için aynı deneyimi sunmadığını anlatıyor.
Mehmet, “Bugün toplumda çoğunluğun yaşam biçimi normal kabul ediliyor. Onun dışında kalan insanlar ise kendilerini geri çekmek zorunda hissedebiliyor. Bazen kimliğini gizliyorsun, bazen fikirlerini söylememeyi tercih ediyorsun. Çünkü tepki görmek istemiyorsun. Bu da insanın olduğu gibi yaşayabilmesini zorlaştırıyor” diyerek gündelik hayatta görünür olmanın beraberinde getirdiği kaygıları dile getiriyor.
“ANTALYA’DA LGBTİ+ DAYANIŞMASI DİĞER BÜYÜK KENTLERE KIYASLA SINIRLI”
Antalya’daki LGBTİ+ dayanışmasının büyük kentlere kıyasla daha sınırlı olduğunu düşünen Mehmet, insanların daha çok küçük arkadaş çevreleri aracılığıyla birbirini tanıdığını belirtiyor. Zamanla aynı etkinliklerde, basın açıklamalarında ve farklı alanlarda karşılaşan insanların birbirini bulduğunu söyleyen Mehmet’e göre kentte görünür bir topluluk olmasına rağmen örgütlü yapıların sınırlı olması dayanışmayı da zorlaştırıyor.
Kentte en fazla zorlandığı konulardan birinin güvenlik olduğunu söyleyen Mehmet, özellikle sosyal medya ve tanışma uygulamaları üzerinden kurulan ilişkilerde yaşadığı olayların kendisini daha dikkatli olmaya ittiğini anlatıyor.
“Bir gün evime davet ettiğim biri, ben kısa bir an odadan çıkınca telefonumu alıp gitti. Daha sonra polise gittim ama yeterli delil olmadığı söylenerek bir sonuç alamadım. O olay bana, özellikle sosyal medya ya da tanışma uygulamaları üzerinden kurulan ilişkilerde ne kadar dikkatli olmak gerektiğini gösterdi” diyen Mehmet, bunun tek yaşadığı olay olmadığını da ekliyor.
Yaşadığı deneyimlerin ardından özellikle kente yeni gelen LGBTİ+’ların daha fazla risk altında olabileceğini düşündüğünü söyleyen Mehmet, yeni bir çevre kurmaya çalışan insanların kimi zaman güven ilişkisi kurmakta zorlandığını ifade ediyor.
Mehmet, “Bir yandan yeni bir çevre kurmaya çalışıyorsunuz, bir yandan da kime güveneceğinizi bilmiyorsunuz. Bu yüzden sürekli daha dikkatli olmak zorunda hissediyorsunuz.” diyerek güvenlik kaygısını dile getiriyor.
“ANTALYA’YI TAMAMEN GÜVENSİZ BİR ŞEHİR OLARAK GÖRMÜYORUM”
Mehmet, Antalya’yı tamamen güvensiz bir şehir olarak görmediğini de özellikle vurguluyor. Ancak gelir eşitsizliğinin belirgin olduğu ve yoğun nüfus hareketliliğinin yaşandığı bir kentte bazı toplumsal sorunların daha görünür hale geldiğini düşündüğünü ifade ediyor.
Mehmet, “Antalya’yı tamamen güvensiz bir şehir olarak görmüyorum. Ama gelir eşitsizliğinin çok belirgin olduğu bir şehir olduğunu düşünüyorum. Çok zengin insanların da yaşadığı bir yer, çok zor şartlarda yaşayan insanların da. Böyle olunca bazı toplumsal sorunlar daha görünür hale geliyor” diyerek yaşadığı deneyimleri yalnızca kendi kimliği üzerinden değerlendirmediğini, kentin sosyal yapısıyla birlikte ele aldığını anlatıyor.




