
Çevre Mühendisleri Odası Antalya Şubesi, maden yasasına karşı açıklama yayımladı. Açıklamada “Zeytinlikler bizim değil, gelecek kuşakların emanetidir. Bu emanete sahip çıkmak, hepimizin insanlık görevidir” denildi.
Uluslararası ve yerli maden şirketlerine yeni ayrıcalıklar getiren, çevresel denetimleri zayıflatan ve doğal alanları madenciliğe açan torba yasa teklifine yönelik tepkiler artıyor.
Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti) Milletvekili İbrahim Ethem Taş’ın da aralarında bulunan 100’den fazla milletvekilinin imzasıyla hazırlanan ve 21 maddeden oluşan teklif, geçtiğimiz Cuma günü TBMM Başkanlığı’na sunuldu.
Teklif 19 Haziran Sanayi, Ticaret, Enerji ve Tabii Kaynaklar Komisyonu’na geldi. Komisyon’a yurttaşların alınmaması üzerine, Komisyon salonu kapısı önünde milletvekilleri arasında arbede yaşandı.
Muhalefetin itirazlarına rağmen “zeytinlik maddesi” komisyonda oy çokluğuyla kabul edildi.
Kanun teklifine ulaşmak için tıklayın.
Konuya ilişkin TMMOB Çevre Mühendisleri Odası Antalya Şubesi açıklama yayımladı. Açıklamada, şu ifadelere yer verildi:
“Son 20 yılda 10 kez Türkiye Büyük Millet Meclisi gündemine getirilen ve her seferinde kamuoyu tepkisiyle geri çekilen 3573 sayılı “Zeytinciliğin Islahı ve Yabanilerin Aşılanması Hakkındaki Kanun”a yönelik değişiklik teklifleri, 13 Haziran 2025 tarihinde bir kez daha gündeme alınmıştır. Bu teklif, özellikle kömür ve diğer madencilik faaliyetlerine alan açmayı hedeflemekte; yalnızca tarım politikalarını değil, aynı zamanda çevresel sürdürülebilirliği ve Türkiye’nin iklim değişikliğiyle mücadele taahhütlerini de doğrudan tehdit etmektedir. Binlerce yıldır Anadolu topraklarına kök salmış kutsal bir ağaç olan zeytin; yalnızca bir ürün değil, aynı zamanda kültürel bir miras, ekolojik bir denge unsurudur. Ancak bugün zeytinlikler, kısa vadeli ekonomik çıkarlar uğruna feda edilmek istenmektedir.”
Antalya’da da önemli bir geçim ve üretim alanı olan zeytincilik sektörü bu girişimlerle büyük zarar görecek, bölgenin tarımsal sürdürülebilirliği tehdit altına gireceğini söylenen açıklamada, “Üreten toplumdan tüketen topluma geçişi hızlandıracak bu düzenleme, aynı zamanda kırsal yaşamı ve istihdamı da zayıflatacaktır. Torba yasa teklifinin 11. maddesiyle zeytinlik alanlara “geçici” madencilik tesisleri kurulmasına ve zeytinliklerin başka alanlara taşınmasına olanak tanınmak istenmektedir. Ancak unutulmamalıdır ki; ekosistemler taşınamaz” denildi.
Açıklamada, zeytinlikler yalnızca bir tarım alanı olmadığı ifade edilip sıralandı:
- Biyoçeşitlilik barınağı,
- Karbon yutağı,
- Erozyon önleyicisi,
- İklim düzenleyici doğal varlıklardır.
Bu nitelikleri başka bir yere taşımak mümkün değildir.
Yasa teklifinin şunları tehdit edildiği söylendi:
- Hava, toprak ve su kalitesini,
- Tarımsal üretimin sürdürülebilirliğini,
- Bölgesel iklim dengesini,
- Halk sağlığını,
- Biyolojik çeşitliliği ve
- Kültürel mirasımızı tehdit etmektedir.
Üstelik teklif, Türkiye’nin 2053 karbon nötr hedefi ve COP29 çerçevesinde verdiği uluslararası iklim taahhütleriyle de açık bir çelişki içinde olduğu vurgulanan açıklamada, “Kömür gibi kirli bir fosil yakıt için zeytinlikleri feda etmek; çevresel olduğu kadar, toplumsal bir adaletsizliktir. Ayrıca ülkemizde hızla azalan su kaynakları dikkate alındığında, madencilik faaliyetleriyle bu baskının daha da artacağı açıktır. Madencilikte kullanılan proses suları, su kaynaklarını tüketmekte; oluşan atık sular ise yüzey ve yer altı sularını kirletmekte tehdidiyle başbaşa bırakmaktadır. Madencilik faaliyetleri sırasında ortaya çıkan tehlikeli ve tehlikesiz atıklar, yalnızca suyu değil; toprağı da kirleterek, tarımsal üretimi ve ekolojik sağlığı tehdit etmektedir. İklim krizinden doğrudan etkilenen Antalya gibi bir bölgede tarıma ve doğa temelli çözümlere duyulan ihtiyaç her geçen gün artarken; zeytinlikleri madenciliğe açmak, geri dönüşü olmayan ekolojik yıkımlar doğuracaktır.” İfadeleri kullanıldı.
Çevre Mühendisleri Odası Antalya Şubesi taleplerini şu şekilde sıraladı:
- Tarım alanlarının enerji ve madencilik faaliyetlerine kurban edilmesini reddediyoruz.
- Zeytinliklerin yalnızca tarımsal değil; ekolojik, kültürel ve iklimsel koruma alanları olarak tanınması gerektiğini vurguluyoruz.
- Meclisteki tüm milletvekillerini bu yanlıştan dönmeye ve yasa teklifinin ilgili maddesini geri çekmeye çağırıyoruz.
Son olarak açıklamada, “Zeytinlikler bizim değil, gelecek kuşakların emanetidir. Bu emanete sahip çıkmak, hepimizin insanlık görevidir” denildi.
ZEYTİNLİKLER MADENE AÇILIYOR: YENİ TEKLİF DOĞAL ALANLARI NASIL ETKİLEYECEK?
Meclis gündemindeki yasa teklifinin 11. maddesiyle, zeytinlik alanların madencilik faaliyetlerine açılmasının önü açılıyor. Düzenlemeye göre, maden yapılacak alanlarda bulunan zeytin ağaçları mümkünse aynı il veya ilçedeki başka bir bölgeye taşınacak. Bu sürecin tüm sorumluluğu ve masrafı ruhsat sahibi şirketlere ait olacak.
Ağaçların taşınmasının mümkün olmadığı durumlarda ise, uzman görüşleri doğrultusunda aynı büyüklükte yeni bir zeytinlik sahası kurulması zorunlu hale getiriliyor.
ZEYTİNLİKLER ÜZERİNDEKİ BASKI ARTIYOR
Türkiye’de uzun süredir tartışma konusu olan zeytinliklerin madenciliğe açılması, çevre örgütlerinin tepkisini çekmeye devam ediyor. TEMA Vakfı, bu düzenlemeyle köylülerin geçim kaynaklarının, kültürlerinin ve anılarının yok olacağına dikkat çekiyor.
BBC Türkçe’ye konuşan TEMA Vakfı Çevre Politikaları ve Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı Eylem Tuncaelli, yalnızca Muğla’nın Menteşe, Yatağan ve Milas ilçelerinde 59 köyün maden projeleri nedeniyle risk altında olduğunu belirtiyor. Tuncaelli, bu köylerin 15’inin kısmen, 10’unun ise tamamen yok edildiğini söylüyor.
YENİ BİR KURUL YETKİLENDİRİLİYOR
Teklifin 2. maddesiyle, Maden Kanunu’na eklenen tanımlar arasında yeni bir karar organı da yer alıyor. Cumhurbaşkanı tarafından görevlendirilecek olan kurul, ilgili bakanlardan oluşacak ve Cumhurbaşkanı Yardımcısı tarafından yönetilecek.
Kritik veya stratejik olarak tanımlanan madenlerin yanı sıra, altın, gümüş, kömür ve bakır gibi 4. grup madenler için, ilgili kurumlar izin vermese bile kurul kararıyla işletme ruhsatı alınabilecek.
TMMOB Maden Mühendisleri Odası Başkanı Ayhan Yüksel, bu düzenlemenin Tarım ve Orman Bakanlığı gibi kurumların koruma ve denetim rollerini devre dışı bırakabileceğini belirtiyor.
STRATEJİK VE KRİTİK MADEN TANIMI GENİŞLETİLİYOR
Teklif ile “stratejik” ve “kritik” maden tanımları da yeniden düzenleniyor. Arz riski yüksek olan ve sanayi üretiminin temel girdileri arasında yer alan madenler kritik, ekonomik refah ve ulusal güvenlik açısından hayati önemde olanlar ise stratejik maden olarak sınıflandırılacak.
Bu madenler için acele kamulaştırma uygulanabilecek. Kararı ise yalnızca oluşturulacak özel kurul verecek.
ORMAN YETKİLERİ MAPEG’E DEVREDİLİYOR
Düzenlemeyle birlikte madencilik yapılacak ormanlık alanların kontrolü Tarım ve Orman Bakanlığı’ndan alınıp, Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü’ne (MAPEG) devrediliyor. MAPEG bu alanları ruhsatlandırabilecek.
Ayrıca izin verilen faaliyetlerin sonradan idari kararlarla durdurulmasının önüne geçiliyor. Öte yandan, kültür varlığı tespit edilen alanlarda ruhsat iptal edilebilecek; yatırımcıya ise tazminat ödenecek.
GES PROJELERİ VE ORMANLAR
Yeni düzenleme, orman alanlarını Güneş Enerjisi Santralleri (GES) için de erişilebilir hale getiriyor. TEMA Vakfı, iklim kriziyle mücadele için yenilenebilir enerji yatırımlarının önemli olduğunu kabul ediyor ancak üretim yerinin de çevresel etkiler açısından değerlendirilmesi gerektiğini vurguluyor.
ÇED SÜRECİ KISALTILIYOR
Torba yasa, Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) süreçlerinde önemli değişiklikler getiriyor. Projelerin ruhsat, teşvik ve izin süreçleri için “ÇED olumlu” kararını bekleme zorunluluğu kaldırılıyor. ÇED süreci dört ayla sınırlandırılıyor.
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’na bağlı MAPEG, diğer kurumlardan en geç 3 ay içinde görüş toplayacak. Bu süre içinde yanıt gelmezse, görüş olumlu kabul edilecek.
TEMA ve WWF Türkiye, bu değişikliklerin ÇED süreçlerini zayıflattığı görüşünde. TEMA, üç ayda binlerce sayfalık raporların bilimsel olarak değerlendirilemeyeceğini savunuyor. WWF Türkiye ise istisnaları artırmak yerine mevcut sistemi güçlendirme çağrısı yapıyor.
ELEKTRİK ÜRETİM TESİSLERİNE İMAR AFFI
31 Aralık 2024’ten önce devreye alınmış ancak ruhsatsız elektrik üretim tesisleri, uygunluk belgesiyle yasal statü kazanacak. Bu belge hem yapı ruhsatı hem işletme izni yerine geçecek.
TEMA, bu düzenlemeyi “zımni imar affı” olarak tanımlıyor ve acele kamulaştırma gibi istisnai yetkilerin olağan hale getirilmesinin halkın mülkiyet haklarını ihlal edeceği görüşünde.
SÜREÇ NASIL İŞLEYECEK?
Yasa teklifi TBMM Genel Kurulu’nda oylanacak. Salt çoğunlukla kabul edilirse, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın onayının ardından Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girecek.
Daha önce benzer şekilde Meclis Çevre Komisyonu’ndan geçen İklim Kanunu teklifi, Genel Kurul aşamasında geri çekilmişti.





