
Zeytinlik alanlar, ormanlar ve meralarda madencilik faaliyetlerine izin verilmesini, enerji yatırımlarının kolaylaştırılmasını ve ÇED süreçlerinin hızlandırılmasını öngören torba yasa teklifi, yaklaşık 26 saat süren görüşmelerin ardından Meclis Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu’nda kabul edildi. Konuya ilişkin Antalya Barosu açıklama yayımladı. Açıklamada, “İlgili yasa maddeleri Anayasa ve yürürlükteki çevre mevzuatını yok saymaktadır” denildi.
Uluslararası ve yerli maden şirketlerine yeni ayrıcalıklar getiren, çevresel denetimleri zayıflatan ve doğal alanları madenciliğe açan torba yasa teklifine yönelik tepkiler artıyor.
Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti) Milletvekili İbrahim Ethem Taş’ın da aralarında bulunan 100’den fazla milletvekilinin imzasıyla hazırlanan ve 21 maddeden oluşan teklif, geçtiğimiz Cuma günü TBMM Başkanlığı’na sunuldu.
Teklif 19 Haziran Sanayi, Ticaret, Enerji ve Tabii Kaynaklar Komisyonu’na geldi. Komisyon’a yurttaşların alınmaması üzerine, Komisyon salonu kapısı önünde milletvekilleri arasında arbede yaşandı.
Muhalefetin itirazlarına rağmen “zeytinlik maddesi” komisyonda oy çokluğuyla kabul edildi.
Kanun teklifine ulaşmak için tıklayın.
Konuya ilişkin Antalya Barosu sosyal medya hesabından “Zeytinliklerin Madencilik Faaliyetine Açılması Milli Servetin Tahribi Niteliğinde Bir Ekokırımdır” başlıklı bir açıklama yayımladı.
Açıklamada; “TBMM’ye sunulan ‘Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’ içinde yer alan 11. madde ile zeytinlik alanlarda madencilik faaliyetlerine izin verilmesi yönündeki düzenleme kabul edilmiştir. Bu düzenleme ile tapuda zeytinlik olarak kayıtlı alanlarda maden arama ve işletme faaliyetleri yürütülebilecek, zeytinlikler kamulaştırılarak başka alana taşınabilecek, ÇED süreçleri hızlandırılarak proje otomatik onaylanabilecek ve orman alanlarında madencilik kolaylaştırılabilecektir. Bu düzenleme mevcut 3573 sayılı ‘Zeytinciliğin Islahı Kanunu’ amacı ile çevrenin korunmasına ilişkin uluslararası düzenlemelerle açıkça çelişmektedir” denildi.

Bu düzenlemeler zeytinlik alanların özel statüsünü ortadan kaldırmak suretiyle zeytinliklerin keyfi biçimde yok edilmesi niteliğinde olduğu vurgulanan açıklamada şu ifadeler kullanıldı:
“Maden şirketlerinin kâr ve rantı uğruna doğal varlıkların yok edilmesi anayasal çevre hakkının da ihlali anlamına gelmektedir. Çevre hakkı Anayasanın 56. maddesinde “Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir.” hükmü ile çevreyi devlet ve yurttaşlar için öncelikli bir koruma alanı olarak belirlenmiştir. Bu düzenleme, Anayasanın 45. maddesi kapsamında tarım arazilerinin ve doğal varlıkların amaç dışı kullanımının engellenmesini öngörmektedir. Buna haliyle zeytinlik alanlarda madenciliğe izin veren yasa öncelikle Anayasanın 45 ve 56. maddelerinin emredici hükümlerine aykırılık teşkil etmektedir. Yasa bu haliyle 3573 Sayılı Zeytincilik Kanununun 20. maddesinde yer alan “Zeytinlik sahaları içinde ve bu sahalara 3 km mesafede… kimyevi atık bırakan tesis yapılamaz ve işletilemez” düzenlemesini de örtülü olarak işlevsiz hale getirmektedir. Bu minvalde zeytinlik alanlarda kimyasal veya toz dumanlı faaliyet yapılmasının önü açılmaktadır. Dolayısıyla ilgili yasa maddeleri Anayasa ve yürürlükteki çevre mevzuatını yok saymaktadır”
“TOPLUMSAL GELENEKLER BÖYLECE ULUSLARARASI KORUMA ALTINDADIR”
2023 yılında UNESCO, Türkiye’nin geleneksel zeytin yetiştiriciliğini “korunması gereken somut olmayan kültürel mirası” şeklinde tescil edildiği hatırlatılan açıklamada, “Yüzyıllardır kuşaktan kuşağa aktarılan budama, toplama ve yağ sıkma yöntemleri ile zeytinle ilgili toplumsal gelenekler böylece uluslararası koruma altındadır. Bu nedenle zeytinlikler, sadece bir tarım arazisi değil, milli tabiat varlıklarıdır. Diğer yandan madencilik faaliyetleri yapısı gereği, ağır metal salınımı yapan bir faaliyet olarak doğada kalıcı yaralar açmaktadır. Bu husus yeraltı sularını da olumsuz etkileyerek sulama ve içme suları için de geri dönüşü olmayan bir zarar potansiyeli içermektedir. Yaşam alanlarımızı ve doğal varlıklarımızı sadece kâr aracı olarak görmek, çevresel sürdürülebilirliğe tümüyle aykırı bir yaklaşımdır. Küresel ölçekte giderek artan çevreyi koruyucu nitelikte düzenlemelere karşın, bu yasa ile doğal varlıklar sermayenin hizmetine sunulmak istenmektedir. Ekolojik adaletin bu denli yadsınması, milli servetin yok edilmesi, sadece bugüne değil gelecek kuşaklara karşı da yapılmış bir ihlal niteliğindedir” ifadeleri kullanıldı.
“DOĞA TAHRİBATI YALNIZCA EKONOMİK BİR SORUN DEĞİL, ETİK VE HUKUKİ BİR MESELEDİR”
Son olarak açıklamada şu ifadeler kullanıldı:
“Bir kez daha vurgulamak isteriz ki; doğa tahribatı yalnızca ekonomik bir sorun değil, etik ve hukuki bir meseledir. Bu minvalde maden şirketlerinin çevre üzerinde bu denli sınırsız bir yetki kullanması, hukukun üstünlüğüne ve çevre hakkına esaslı biçimde aykırılık teşkil etmektedir.
Antalya Barosu, sağlıklı çevre ve gelecek nesillerin yaşam hakkını tehdit eden bu yasaya, ekolojik adaleti merkezine alan bir tutumla karşı çıkmakta ve itirazlarını açıkça ifade etmektedir. Bu çerçevede hukuk mücadelemizi sürdüreceğimizi ve bu doğal mirasın savunucusu olmaya devam edeceğimizi kararlılıkla yineliyoruz.”
ZEYTİNLİKLER MADENE AÇILIYOR: YENİ TEKLİF DOĞAL ALANLARI NASIL ETKİLEYECEK?
Meclis gündemindeki yasa teklifinin 11. maddesiyle, zeytinlik alanların madencilik faaliyetlerine açılmasının önü açılıyor. Düzenlemeye göre, maden yapılacak alanlarda bulunan zeytin ağaçları mümkünse aynı il veya ilçedeki başka bir bölgeye taşınacak. Bu sürecin tüm sorumluluğu ve masrafı ruhsat sahibi şirketlere ait olacak.
Ağaçların taşınmasının mümkün olmadığı durumlarda ise, uzman görüşleri doğrultusunda aynı büyüklükte yeni bir zeytinlik sahası kurulması zorunlu hale getiriliyor.
ZEYTİNLİKLER ÜZERİNDEKİ BASKI ARTIYOR
Türkiye’de uzun süredir tartışma konusu olan zeytinliklerin madenciliğe açılması, çevre örgütlerinin tepkisini çekmeye devam ediyor. TEMA Vakfı, bu düzenlemeyle köylülerin geçim kaynaklarının, kültürlerinin ve anılarının yok olacağına dikkat çekiyor.
BBC Türkçe’ye konuşan TEMA Vakfı Çevre Politikaları ve Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı Eylem Tuncaelli, yalnızca Muğla’nın Menteşe, Yatağan ve Milas ilçelerinde 59 köyün maden projeleri nedeniyle risk altında olduğunu belirtiyor. Tuncaelli, bu köylerin 15’inin kısmen, 10’unun ise tamamen yok edildiğini söylüyor.
YENİ BİR KURUL YETKİLENDİRİLİYOR
Teklifin 2. maddesiyle, Maden Kanunu’na eklenen tanımlar arasında yeni bir karar organı da yer alıyor. Cumhurbaşkanı tarafından görevlendirilecek olan kurul, ilgili bakanlardan oluşacak ve Cumhurbaşkanı Yardımcısı tarafından yönetilecek.
Kritik veya stratejik olarak tanımlanan madenlerin yanı sıra, altın, gümüş, kömür ve bakır gibi 4. grup madenler için, ilgili kurumlar izin vermese bile kurul kararıyla işletme ruhsatı alınabilecek.
TMMOB Maden Mühendisleri Odası Başkanı Ayhan Yüksel, bu düzenlemenin Tarım ve Orman Bakanlığı gibi kurumların koruma ve denetim rollerini devre dışı bırakabileceğini belirtiyor.
STRATEJİK VE KRİTİK MADEN TANIMI GENİŞLETİLİYOR
Teklif ile “stratejik” ve “kritik” maden tanımları da yeniden düzenleniyor. Arz riski yüksek olan ve sanayi üretiminin temel girdileri arasında yer alan madenler kritik, ekonomik refah ve ulusal güvenlik açısından hayati önemde olanlar ise stratejik maden olarak sınıflandırılacak.
Bu madenler için acele kamulaştırma uygulanabilecek. Kararı ise yalnızca oluşturulacak özel kurul verecek.
ORMAN YETKİLERİ MAPEG’E DEVREDİLİYOR
Düzenlemeyle birlikte madencilik yapılacak ormanlık alanların kontrolü Tarım ve Orman Bakanlığı’ndan alınıp, Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü’ne (MAPEG) devrediliyor. MAPEG bu alanları ruhsatlandırabilecek.
Ayrıca izin verilen faaliyetlerin sonradan idari kararlarla durdurulmasının önüne geçiliyor. Öte yandan, kültür varlığı tespit edilen alanlarda ruhsat iptal edilebilecek; yatırımcıya ise tazminat ödenecek.
GES PROJELERİ VE ORMANLAR
Yeni düzenleme, orman alanlarını Güneş Enerjisi Santralleri (GES) için de erişilebilir hale getiriyor. TEMA Vakfı, iklim kriziyle mücadele için yenilenebilir enerji yatırımlarının önemli olduğunu kabul ediyor ancak üretim yerinin de çevresel etkiler açısından değerlendirilmesi gerektiğini vurguluyor.
ÇED SÜRECİ KISALTILIYOR
Torba yasa, Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) süreçlerinde önemli değişiklikler getiriyor. Projelerin ruhsat, teşvik ve izin süreçleri için “ÇED olumlu” kararını bekleme zorunluluğu kaldırılıyor. ÇED süreci dört ayla sınırlandırılıyor.
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’na bağlı MAPEG, diğer kurumlardan en geç 3 ay içinde görüş toplayacak. Bu süre içinde yanıt gelmezse, görüş olumlu kabul edilecek.
TEMA ve WWF Türkiye, bu değişikliklerin ÇED süreçlerini zayıflattığı görüşünde. TEMA, üç ayda binlerce sayfalık raporların bilimsel olarak değerlendirilemeyeceğini savunuyor. WWF Türkiye ise istisnaları artırmak yerine mevcut sistemi güçlendirme çağrısı yapıyor.
ELEKTRİK ÜRETİM TESİSLERİNE İMAR AFFI
31 Aralık 2024’ten önce devreye alınmış ancak ruhsatsız elektrik üretim tesisleri, uygunluk belgesiyle yasal statü kazanacak. Bu belge hem yapı ruhsatı hem işletme izni yerine geçecek.
TEMA, bu düzenlemeyi “zımni imar affı” olarak tanımlıyor ve acele kamulaştırma gibi istisnai yetkilerin olağan hale getirilmesinin halkın mülkiyet haklarını ihlal edeceği görüşünde.
SÜREÇ NASIL İŞLEYECEK?
Yasa teklifi TBMM Genel Kurulu’nda oylanacak. Salt çoğunlukla kabul edilirse, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın onayının ardından Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girecek.
Daha önce benzer şekilde Meclis Çevre Komisyonu’ndan geçen İklim Kanunu teklifi, Genel Kurul aşamasında geri çekilmişti.





