Antalya’da çalışan kadın olmak: Turizm kentinde emek, eşitsizlik ve görünmeyen yükler

Fotoğraf: Serra Akcan / csgorselarsiv.org

Turizm kenti Antalya’da kadınların çalışma yaşamındaki görünürlüğü artsa da düşük ücret, güvencesizlik, bakım yükü ve eşitsizlikler sürüyor. Burdur Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nden Doç. Dr. Meral Timurturkan ile yaptığımız söyleşide, kadın emeğinin turizm ve hizmet sektöründeki görünümünü, işe alım süreçlerinden cam tavana uzanan yapısal sorunları ele aldık.

Yasin Çoban – Bahar Özkan

Antalya’da kadınların çalışma yaşamındaki yeri, kentin turizm odaklı ekonomik yapısı nedeniyle önemli bir tartışma başlığı olarak öne çıkıyor. Otellerden restoranlara, seralardan hizmet sektörünün farklı alanlarına uzanan geniş istihdam ağı içinde kadın emeği görünür olsa da, bu görünürlük her zaman eşit, güvenceli ve sürekli çalışma koşulları anlamına gelmiyor.

Turizmin yarattığı iş olanakları, Antalya’da çok sayıda kadının işgücüne katılımını kolaylaştırırken; mevsimlik çalışma, düşük ücret, kayıt dışılık ve belirli iş kollarında yoğunlaşma gibi sorunları da beraberinde getiriyor. Kadınlar çoğu zaman kat hizmetleri, ön büro, satış, temizlik ve bakım gibi alanlarda istihdam edilirken, karar alma ve yönetim pozisyonlarında aynı oranda temsil edilmiyor.

Öte yandan Antalya’da kadınların çalışma deneyimi yalnızca istihdam oranlarıyla sınırlı bir mesele değil. Ev içi emek ve bakım sorumluluğu, yaş ve görünüm odaklı işe alım pratikleri, güvenceli işe erişimde yaşanan güçlükler ve iş yerinde karşılaşılan ayrımcılık biçimleri, kadın emeğinin kentte nasıl şekillendiğini belirleyen başlıca etkenler arasında yer alıyor.

Bir turizm kenti olan Antalya’da çalışan kadın olmanın ne anlama geldiğini, kadın emeğinin hangi sektörlerde ve hangi koşullarda yoğunlaştığını, yapısal eşitsizliklerin çalışma yaşamına nasıl yansıdığını Burdur Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nden Doç. Dr. Meral Timurturkan ile konuştuk. Timurturkan, Antalya’daki kadın istihdamını toplumsal cinsiyet rolleri, turizm ekonomisi ve güvencesiz çalışma ilişkileri ekseninde değerlendirdi.

antalya’da çalışan kadın olmakantalya kadın emeğiturizm kentinde kadın istihdamıantalya’da kadın istihdamıantalya’da çalışan kadınların sorunları
Doç. Dr. Meral Timurturkan

Y.Ç, B.Ö: Antalya’da kadınların çalışma yaşamında karşılaştığı temel sorunlar nelerdir?

M.T: “Antalya kentinden kadınların çalışmaya yaşamında karşılaştığı sorunlar toplumsal cinsiyet ilişkilerinden, küresel istihdam piyasasından, esnek üretimden, kırılgan işgücünden ve diğer pek çok makro meselden bağımsız tartışılmaz. Kadınların çalışma hayatına katılımının önündeki en büyük engel, toplumun kadına yüklediği ev işleri, çocuk, yaşlı ve hasta bakımı gibi sorumluluklardır. 

Bu toplumsal cinsiyet rollerine dayanan geleneksel bakış açısı kadının asıl yerinin evi olduğu düşüncesini pekiştirerek kadını işgücü piyasasının dışına itmektedir. Ya da onu hem evde hem işyerinde çalışmak zorunda bırakarak “çifte mesai” yükü altında ezmektedir. Kadınlar, erkeklerle aynı işi yapmalarına rağmen dünya genelinde ve Türkiye’de daha düşük ücretlerle çalıştırılmaktadır. Öte yandan cinsiyetçi bir iş bölümü ile kadınlar istihdam edilmektedir. Kadın istihdamı çoğunlukla tarım, hizmet ve tekstil gibi kayıt dışı çalışmanın yaygın olduğu sektörlerde yoğunlaşmaktadır. Bunların yanı sıra mikro boyutta her kentin kendine özgü istihdam koşulları ve kent dokusu bulunmaktadır. Bu bağlamda Antalya istihdam bakımından çok yönlü bir kent olarak öne çıkmaktadır. 

Kadınların çalışma yaşamında karşılaştığı temel sorunlar; çalışılan sektöre göre farklılık göstermektedir. Turizm, tarım, sanayi ve hizmet sektörü olmak üzere çok farklı alanları içinde barındırdığı için meselenin boyutlarını da katmanlaştırmaktadır. 

Genel olarak Antalya’da cinsiyetçi iş bölümü, güvencesiz çalışma, düşük ücretler ve toplumsal cinsiyet rollerinden kaynaklanan ev içi yükler çalışma yaşamında öne çıkan sorunlardır. Turizm, Antalya’da kadınların en yoğun istihdam edildiği alan olup dikey ve yatay ayrımcılık belirgin bir şekilde ortaya çıkmaktadır. Farklı çalışmalar cinsiyetçi iş bölümü temelinde kadınlar ağırlıklı olarak kat hizmetleri (housekeeping) ve ön büro gibi, ev işlerinin uzantısı olarak görülen ve ‘kadın işi’ olarak kodlanan departmanlarda yoğunlaştığını göstermektedir.

Turizmin sezonluk doğası nedeniyle kadınlar yılın büyük bölümünde işsiz kalabilmekte ve genellikle sosyal güvenlikten yoksun, geçici işlerde çalıştırılmaktadır. Öte yandan konuyu farklı temalarda tartışan çalışmalar Antalya turizminde çalışan yabancı göçmen kadınlar düşük ücret/kayıt dışılık gibi daha derin sömürü biçimleriyle karşı karşıya kaldığını da göstermektedir.” 

Y.Ç, B.Ö: Turizm ağırlıklı bir kent olmasının kadın emeği üzerindeki etkileri nasıl değerlendirilebilir?

M.T: “Turizm ağırlıklı bir kent olmasının kadın emeği üzerindeki etkilerini özellikle alanda yapılan çalışmalara atıfla tartışmak meseleyi daha anlamamıza yardımcı olur. Nitekim bu konuda çalışmalar incelendiğinde turizmin hem önemli bir fırsat alanı hem de sistematik eşitsizliklerin devam ettiği bir alan olarak iki yönlü değerlendirilmektedir. Turizm, emek yoğun olduğu kadar kadın yoğun  bir sektör olarak nitelendirilmekte ve kadınlara diğer sektörlere oranla daha fazla istihdam alanı yaratmaktadır. 

Turizm sektöründeki pek çok işin yüksek beceri ve eğitim gerektirmemesi, eğitim düzeyi düşük kadınların işgücü piyasasına girmesini kolaylaştırmaktadır. Öte yandan mevsimlik ve yarı zamanlı çalışma imkânları, ev içi sorumlulukları olan kadınların çalışma yaşamı ile aile yaşamını dengelemesine  (her ne kadar bu durum  kadınlar için “çifte mesai/yük” yaratsa da) olanak tanır. Turizm, kadınların kendi işletmelerini, yerel ürün satışı kurmaları için diğer sektörlere göre daha fazla fırsat sunmaktadır. Özellikle kırsal bölgelerde turizmin gelişmesi, kadının ekonomik özgürlüğünü kazanmasını sağlayarak aile içindeki statüsünü ve karar alma gücünü artırabilmektedir. Bütün bunların yanı sıra turizm sektörünün geçici, mevsimlik ve çoğunlukla farklı küresel sorunlara göre kırılgan bir yapıda olması pek çok sorunu da beraberinde getirmektedir. 

Turizmdeki işlerin çoğu, kadına atfedilen ev içi alandaki işlerin (temizlik, yemek pişirme, servis) bir uzantısı olarak görülür. Bu durum kadınların kat hizmetleri ve ön büro gibi belirli departmanlarda yoğunlaşmasına neden olur. Sektörde kadın çalışan sayısı yüksek olsa da üst düzey yönetim pozisyonlarına yükselememektedir. Kadınlar, erkeklerle aynı işi yapsalar turizm sektöründe daha düşük ücret almaktadırlar. Turizm kenti olmanın getirdiği mevsimsel döngü kadınların yılın büyük bölümünde işsiz kalmasına ve sosyal güvenlikten yoksun (kayıt dışı) çalıştırılmasına zemin hazırlar. Yanı kısacası turizm ağırlıklı bir kent yapısı kadınlara ekonomik hayata dahil olma şansı tanısa da bu istihdamın niteliği genellikle düşük ücretli, güvencesiz ve statü olarak alt kademelerde kalmaktadır.”

Y.Ç B.H: Antalya kadınlar daha çok hangi sektörlerde ve hangi pozisyonlarda yoğunlaşıyor?

M.T: “Bu konuya ilişkin zaman zaman İŞKUR’un yayınladığı periyodik raporlardan yola çıkarak bir yorum yapmak mümkündür. Kadın çalışanların en büyük kısmı nitelik gerektirmeyen meslekler ve hizmet ve satış elemanları gruplarında toplanmaktadır. Ayrıca profesyonel meslek mensupları ve büro hizmetlerinde çalışan elemanlar grupları da önemli istihdam alanlarıdır. 

Kadın çalışan sayısının en yüksek olduğu spesifik mesleklerin başında temizlik görevlisi gelmektedir. İşverenlerin özellikle kadın işgücü tercihinde bulunduğu açık işler arasında oda görevlisi, kasiyer, çağrı merkezi müşteri temsilcisi, sekreter, masöz gibi pozisyonlar öne çıkmaktadır. Elbette hizmetler sektörü her yerde olduğu gibi burada da baskın sektörler arasında yer almaktadır. Ama Antalya’nın tarıma dayalı ekonomisi de göz ardı edilmemelidir. Her ne kadar ücretsiz ev işçiliği temelinde kadınlar tarımda yer alsa da belli sezonlarda yani üretimin arttığı dönemlerde yoğun bir şekilde seralarda çeşitli tarım alanlarında uygun olmayan koşullarda çalışmaktadır.”

Y.Ç, B.Ö: Kadınların güvenceli ve sürekli istihdama erişimi konusunda nasıl bir tablo var?

M.T: “Kadınların güvenceli ve sürekli istihdama erişimi; toplumsal cinsiyet rolleri, eğitim seviyesi, işgücü piyasasındaki yapısal engeller ve kamu politikalarının yetersizliği ekseninde çok boyutlu bir tartışma konusudur. Mevcut çalışmalar da bize kadınların sürekli istihdamının önündeki en büyük engel, toplumun kadına yüklediği ev içi sorumluluklar ve bakım yükü olduğunu zaten söylüyor. Benzer şekilde kadın istihdamının artışı çoğu zaman güvencesiz, düşük ücretli ve kayıt dışı işler üzerinden gerçekleşmektedir. Enformel Sektör: Kadınlar özellikle tarım, hizmet ve tekstil gibi alanlarda sosyal güvenceden yoksun olarak çalıştırılmaktadır. 

Yine Antalya’da organize bölgesinde bazı alanlarda ‘emeğin kadınlaşması’ süreci bazen sendikasız, ağır denetimli ve güvencesiz çalışma koşullarıyla özdeşleşmektedir. Öte yandan yarı zamanlı veya evden çalışma modelleri ön plana çıkmakta, bu da aslında kadınları piyasaya çekebilir ancak bu modeller çoğu zaman düşük statülü ve emeklilik haklarından yoksun işlerle sınırlı kalmaktadır. Kadınların istihdama sürekli erişimi için yasal düzenlemelerin ötesinde somut destek hizmetleri tartışılmaktadır. Kreşlerin, gündüz bakımevlerinin ve emzirme odalarının yetersizliği kadınları istihdam dışına itmektedir. İşverenlerin kreş açma yükümlülüğünün denetlenmesi ve bu hizmetin kamusal bir sorumluluk olarak genişletilmesi talep edilmektedir.”

Y.Ç, B.Ö: “Genç ve dinamik” çalışan beklentisi kadınlar açısından nasıl sonuçlar doğuruyor?

M.T: “İlk bakışta genç ve dinamik olmak pozitif bir enerji çağrıştırsa da, toplumsal cinsiyet odağında incelendiğinde kadınlar için ciddi bir yapısal engel ve ayrımcılık mekanizması olarak karşımıza çıkmakta. Dinamizm beklentisi, genellikle otuzbeş veya kırk yaş üzerindeki kadınların profesyonel yetkinliklerinin göz ardı edilmesine yol açmaktadır. Çünkü erkekler yaş aldıkça daha tecrübeli olarak görülürken, kadınlar dinamizmini kaybetmiş olarak etiketlenebilmektedir. Bu durum  kadınların üst yönetim basamaklarına tırmanırken daha yolun yarısında görünmez bir engelle karşılaşmasına neden olur. Dinamik kelimesi iş dünyasında çoğu zaman  mesai sınırı olmayan, her işi yapabilecek, kişisel sorumluluklarından arınmış, her an ulaşılabilir çalışan  da demektir.  Dolayısıyla bu da kadınların çoklu rol çatışması içine hapsolması veya sürekli kendinden ödün vermesine yol açabilmektedir.”

Y.Ç, B.Ö: Yaş alan kadınların çalışma yaşamında görünmezleşmesi söz konusu mu?

M.T: “Genç kadınlar, tecrübe kazanma adı altında daha güvencesiz, düşük ücretli ve uzun mesaili işlerde istihdam edilebilmektedir.  Yaşça daha büyük kadınlar ise sisteme uyum sağlayamama  gerekçesiyle işten çıkarma süreçlerinde ilk hedef haline gelebilmektedir. Zaten işe girişlerde çoğu zaman yaş bariyeri olmaktadır. Belli pozisyonlara belli yaşta olan kadınlar kabul edilmemektedir.  Bu durum sonradan istihdama dair olan kadınlar için daha da zorlaşmaktadır. Neoliberal politikalar ve onun yarattığı yeni retorik performansa dayalı bir toplum kurgusu yaratmaktadır. Dolaysıyla başarı, gençlik, güzellik, performans ve bireysellik yüceltilen değerler haline getirilmektedir. Bu tüm toplumsala alanlara tezahür eden yeni bir yeni yaşam formu da yaratmaktadır. Yani çalışmanın ilkeleri ve doğası da buna göre kurgulanmaktadır. Dolaysıyla yaş temel bir probleme de dönüşmektedir.”

Y.Ç, B.Ö: Özellikle turizm ve hizmet sektöründe kadınlara yönelik “güzellik” algısı söz konusu mu?

M.T: “Özellikle Antalya gibi turizm ve hizmet sektörünün baskın olduğu bölgelerde  dinamik kavramı  ne yazık ki sıklıkla estetik görünüm ile eşleştirilir. Kadın çalışanlardan sadece iş performansı değil aynı zamanda belirli bir yaş ve güzellik standardını korumaları beklenir.  Daha bakımlı olması ve bedensel sermayesini koruması beklenir. Bu durum, kadınlar üzerinde ciddi bir psikolojik baskı ve ‘duygusal emek’ yükü oluşturabilmektedir. Aynı zamanda güzel görünme zorunluluğu, yaşlanma veya bedensel değişim durumlarında iş güvencesinin tehlikeye girmesi korkusunu da tetikleyebilmektedir.”

Y.Ç, B.Ö: İş ilanlarındaki “prezantabl”, “bakımlı”, “fit”, “dış görünüşüne özen gösteren” gibi ifadeler kadınlar açısından nasıl bir ayrımcılık alanı yaratıyor? Bu tür beklentilerin kadınların özgüveni ve iş güvencesi üzerindeki etkileri nelerdir?

M.T:İş ilanlarında yer alan ‘prezantabl’, ‘bakımlı’ veya ‘fit’ gibi ifadeler aslında estetik emek olarak tanımlanabilir. Bu da çalışanın sadece fiziksel gücünü veya zihinsel kapasitesini değil aynı zamanda dış görünüşünü de piyasanın veya markasına hizmet edecek bir meta olarak sunması beklentisini ifade eder. Beden burada merkezi bir öğedir.  Beden işin bir parçası veya araç olmaktan çıkıp işin kendisi amaç haline getirilir. Bu durum, kadının entelektüel birikiminin, eğitimin ve mesleki becerisinin göz ardı edilmesine beden görünümünün ön plana çıkmasına yol açmaktadır.  Fit veya prezantabl olma kriterini karşılayamadığını düşünen alanında yetkin kadınlar ilana başvurmaktan vazgeçebilir. Bu, kadınların yeteneklerine olan güvenini sarsan bir eleme mekanizmasıdır.”

Y.Ç, B.Ö: Kadınların yönetici pozisyonlarına yükselme oranı hakkında ne söylenebilir?

M.T: “Literatür incelendiğinde kadınların yönetici pozisyonlarına yükselme oranı son on yılda artış gösterse de, hala hem dünya ortalamasının hem de kadınların toplam istihdamdaki payının çok altında olduğu görülmektedir. Özellikle üst düzey karar alma mekanizmalarında kadın temsili kısıtlı kalmaya devam etmektedir. Nitekim güncel TÜİK verilerine göre orta düzey yönetici pozisyonlarındaki kadın oranı, 2024’te yüzde 21,5tir. Genel olarak Türkiye’ye ve dünyada erkek işi olarak görülür yöneticilik. Risk alma, cesaret, rekabete yatkınlık gibi davranışların erkeklerde daha fazla var olduğuna yönelik algı, yöneticilik görevinin erkek işi olarak algılanmasına yol açmaktadır. 

Kadınlar cam ‘tavan’ sendromu olarak adlandırılan görünmez engeller ile iş hayatında yükselişlerini önleyen birçok faktörle erkeklere oranla daha fazla baş etmek durumundadır. Yani Kadınların yönetici pozisyonlarına yükselememesinin temelinde, toplumsal cinsiyet rollerinden kaynaklanan çifte standartlar yatmaktadır. Kadının üzerine yıkılan aile ve ev sorumlulukları, esnek olmayan çalışma saatleriyle birleşince iş yaşamında gelişimi engeller. Buna ek olarak, iş dünyasındaki erkek egemen kültür ve yöneticiliğin bir erkek işi olarak görülmesi, kadınların önüne cam tavan dediğimiz görünmez engeller çıkarır.”

antalya’da çalışan kadın olmakantalya kadın emeğiturizm kentinde kadın istihdamıantalya’da kadın istihdamıantalya’da çalışan kadınların sorunları
Fotoğraf: Serra Akcan / csgorselarsiv.org

Y.Ç, B.Ö: Cam tavan olarak tanımlanan görünmez engeller bu kentte nasıl kendini gösteriyor?

“Antalya’daki otellerde kadın çalışan sayısı yüksek olmasına rağmen, bu durum yönetim kademelerine yansımamaktadır. Antalya’daki konaklama işletmelerinde kadın yöneticilerin çoğunlukla orta ve alt düzeyde kaldığı, üst düzey ve tepe yönetim pozisyonlarının büyük oranda erkekler tarafından doldurulduğu saptanmıştır

 Kadınların yükselebildiği alanlar genellikle halkla ilişkiler, ön büro veya kat hizmetleri gibi ‘ilişkisel’ veya ‘ev işlerinin uzantısı’ olarak görülen bölümlerle sınırlı kalmaktadır. Örneğin Belek ve Kundu bölgelerindeki 5 yıldızlı otellerde yapılan bir incelemede, kat hizmetleri departmanındaki çalışanların yüzde 85’inin kadın olduğu ancak bu yoğunluğun yönetimsel güce dönüşmediği belirtilmektedir. Bunun yanı sıra farklı sektörlerde yapılan çalışmalarda benzer sonuçları içermektedir. Örneğin bu konuda Serbest bölgede bir firmada yapılan bir alan çalışmaya göre kadın işçiler, sadece kadın oldukları ve ileride çocuk sahibi olabilecekleri gerekçesiyle kariyer basamaklarında ilerleyemediklerini ifade etmektedir.

Bir işçi deneyiminde, yedi yıldır aynı işi yaptığı halde terfi alamazken, kendisinden çok daha kısa süreli kıdeme sahip erkeklerin yükseldiğini belirtmiştir. Benzer şekilde kadın girişimciliği üzerine yapılan çalışmalarda da Antalyalı kadınlar için cam tavan, sosyal sermaye ve ağ eksikliği olarak tezahür etmektedir. Genel olarak tüm sektörlerde de kadınların ev içi sorumlulukları ile iş yaşamı arasındaki dengeyi kurma zorunluluğu, onların kariyer gelişiminde erkeklerin gerisinde kalmasına neden olan yapısal bir engeldir”

Y.Ç, B.Ö: Çalışma yaşamında kadınların maruz kaldığı mobbing ve taciz vakalarına dair nasıl bir tablo var?

“Çalışma yaşamında kadınların maruz kaldığı mobbing ve taciz vakaları, kaynaklarda şiddet, istismar ve aşağılanma olarak tasvir edilmektedir. Kadınlar, işgücü piyasasında düşük ücret ve terfi engellerinin yanı sıra psikolojik şiddet ve tacizle sıkça karşı karşıya kalmaktadır. İş yerlerinde cinsel taciz vakalarının çok yüksek olduğu, ancak buna dair yeterli araştırmanın bulunmadığını da belirtmek gerekir. Turizm sektörü, uzun çalışma saatleri ve yakın sosyal ilişki beklentisi nedeniyle taciz olaylarının en yoğun yaşandığı alanlardan biri olarak gösterilmektedir”

Y.Ç: Müşteri odaklı sektörlerde çalışan kadınların karşılaştığı riskler nelerdir?

“Müşteri odaklı sektörler olan turizm, eğlence ve hizmet sektörlerinde çalışan kadınlar, işin doğası ve müşteri memnuniyeti merkezli yapısı nedeniyle cinsel taciz, duygusal emek yükü ve fiziksel güvenlik gibi çeşitli risklerle karşı karşıya kalmaktadır. Müşteri odaklı sektörlerde, özellikle turizm sektörünün bir ok kolunda personelin öncelikli görevinin müşteriyi memnun etmek olması, çalışanları saldırganlık ve cinsel tacize daha açık hale getirmektedir.

Hizmet sektöründe kadınlardan, müşterilere iyi hizmet vermek adına kendi duygularını yönetmeleri ve sürekli güler yüzlü beklenmektedir. Müşterilerin davranışlarına ve sert tavırlarına karşı sürekli sabırlı ve güler yüzlü olma zorunluluğu, psikolojik bir yüktür. Bazı işletmelerde kadınların manken gibi bakımlı olmasının beklenmesi de kadınların hayatını zorlaştırmaktadır.”

Söyleşinin ikinci bölümü yarın (21 Nisan) yayımlanacak.