
Turizm kenti Antalya’da kadınların çalışma yaşamındaki yeri, yalnızca istihdam oranlarıyla değil; güvencesiz çalışma, bakım yükü, ücret eşitsizliği ve işgücünde kalıcılık gibi çok katmanlı başlıklarla birlikte tartışılıyor. Burdur Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nden Doç. Dr. Meral Timurturkan ile gerçekleştirdiğimiz söyleşinin bu bölümünde, Antalya’da çalışan kadın olmanın yapısal boyutlarını, turizm ve hizmet sektörünün kadın emeği üzerindeki etkilerini ele alıyoruz.
Yasin Çoban – Bahar Özkan
Dün (20 Nisan) yayımladığımız söyleşinin ilk bölümünde, turizm kenti Antalya’da kadın emeğinin hangi sektörlerde yoğunlaştığını; düşük ücret, güvencesiz çalışma, bakım yükü ve toplumsal cinsiyet temelli iş bölümünün kadınların çalışma yaşamını nasıl biçimlendirdiğini ele almıştık. Burdur Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nden Doç. Dr. Meral Timurturkan da Antalya’daki kadın istihdamını, turizm ekonomisi ve eşitsiz çalışma ilişkileri ekseninde değerlendirmişti.
Söyleşinin ikinci bölümünde ise Antalya’da çalışan kadın olmanın yalnızca istihdama katılmakla sınırlı olmayan boyutlarına odaklanıyoruz. Kadınların işgücüne katılımı artarken, bu artışın hangi koşullarda gerçekleştiği; ücret eşitsizliği, güvenceli işe erişim, kayıt dışılık ve çalışma yaşamında kalıcılık gibi başlıklarla birlikte değerlendiriliyor.
Bir turizm ve hizmet kenti olarak Antalya’da kadın emeği görünür olsa da, bu görünürlük her zaman eşit ve güvenli çalışma koşulları anlamına gelmiyor. Özellikle bakım sorumluluğu, mevsimlik ve esnek çalışma biçimleri, yaş temelli ayrımcılık ve genç kadınların işgücü dışında kalma riski, kadınların çalışma yaşamındaki konumunu belirleyen temel başlıklar arasında yer alıyor.
Doç. Dr. Meral Timurturkan ile söyleşimizin bu bölümünde, Antalya’da kadınların istihdamdaki yerini nicelikten çok niteliği üzerinden nasıl okumak gerektiğini konuşuyoruz. Kadınların hangi alanlarda çalıştığı kadar, hangi koşullarda çalıştığı ve çalışma yaşamında hangi yapısal engellerle karşılaştığı da bu değerlendirmenin merkezinde yer alıyor.

Y.Ç, B.Ö: Çalışma yaşamında annelik kadınlar açısından nasıl bir dezavantaja dönüşüyor?
M.T: “Kadınların ister ücretli çalışsın ister ücretsiz çalışsın çocuk bakımı ve ev işlerine ayırdıkları zamanın erkeklerden daha fazla olduğu bir gerçektir. Bu konuda birçok çalışma mevcut. Yoğun çalışma koşullarının turizmde çalışan yönetici kadınlar üzerinde ne tür baskı ve gerilimlere yol açtığını ele alan bir araştırmaya göre çalışma yaşamı, ev içi roller ve özellikle de annelik rollerini dengeleme çabalarının onların sorumluluk alanını genişleterek, çeşitli sorunların ortaya çıkmasına da kaynaklık ettiği görülmüştür.
Çocuğuna vakit ayıramama ve onunla ilgilenememe kaygısı, baskın bir şekilde anlatılarda yer almış, sürekli yeterli- yetersiz bir annelik sorgulaması yapılmıştır. Anneliğe ilişkin sorgulamalar; kadınların boş vakitlerini ya ev içi sorumluklara ya da çocuğa ayırmasına neden olmakta; bu ise kadınların sosyal hayatı üzerinde bir kısıtlamaya yol açmaktadır. Kendine vakit ayıramama, sosyal yaşama katılımda isteksiz davranma, iş ve çocuğun dışında bir yaşamlarının olmadığını söyleme bu durumun en temel göstergesi olarak okunabilir. Bu bağlamda Toplumsal cinsiyet rolleri nedeniyle ev içi işlerin ve çocuk bakımının büyük çoğunluğu hâlâ kadınların omuzlarındadır.
Anneler, çocuklarının okul veya sağlık ihtiyaçları nedeniyle daha esnek çalışma saatlerine ihtiyaç duyarlar. Özellikle Antalya gibi turizm ve hizmet odaklı, mesai saatlerinin belirsiz ve yoğun olduğu bir şehirde, annelik dezavantajı daha keskin hissedilir. Otelcilik gibi 7/24 yaşayan sektörlerde ‘ideal çalışan’ tanımı, aile sorumlulukları olan bir kadının uyması çok zor bir kalıptır.”
Y.Ç, B.Ö: Kreş ve bakım hizmetlerinin yetersizliği kadın istihdamını nasıl etkiliyor?
M.T: “Kreş ve bakım hizmetlerinin yetersizliği, kadınların işgücü piyasasına girişini, piyasada kalıcılığını ve çalışma biçimlerini doğrudan etkileyen en temel yapısal engellerden biridir. Bu literatürde de sıklıkla tartışılan bir meseledir. Çünkü bakım hizmetlerinin yetersizliği, kadınları iş ve aile yaşamını dengeleme adı altında esnek, kayıt dışı ve güvencesiz çalışma biçimlerine sürüklemektedir. Ya da kadınların elde edeceği gelir, piyasadaki özel kreş veya bakıcı ücretlerini karşılamaya yetmediğinde kadınlar çalışmamayı tercih etmektedir. Bu durum ev annesi/iş annesi ikilemini de doğurmaktadır.
Bakım hizmetlerinin yetersizliği ve pahalı olması kadınların annelerinden veya yakın akrabalarından yardım almasına yol açmaktadır. Bu da başka aile içi sorunlara yol açmaktadır. Daha çok informel ilişki ağları ile mesele çözülmektedir. Öte yandan ücretli bir işte çalışan kadınlar, kurumsal destek eksikliği nedeniyle ev içi sorumluluklarını da tek başına üstlenmek zorunda kalmakta ve çifte yüke sahip olmaktadır.
Bu durum kadınların fiziksel ve duygusal yoğun bir çalışma temposu içine sürüklemektedir. Çalışma, ev işi ya da annelik üçgeninde hayatını inşa etmektedir. Kadın istihdamına ilişkin yapısal sorunları aşmak için kreş desteği, babalık izninin zorunlu hale getirilmesi ve iş yerlerinde liyakat odaklı denetim mekanizmalarının kurulması gibi kurumsal çözümler hayati önem taşımakta.”
Y.Ç, B.Ö: Ev içi bakım yükü ile turizm sektöründeki düzensiz çalışma saatleri nasıl çakışıyor?
M.T: “Turizm sektörü; çalışma saatlerinin uzun, yoğun ve düzensiz olduğu bir yapıya sahiptir. Toplumun kadına yüklediği ev işleri, çocuk ve yaşlı bakımı gibi sorumluluklar, kadın ücretli bir işte çalışsa dahi değişmeden devam etmektedir. Elbette bu her sektör için geçerli bir sorun olmaktadır. Ama turizmdeki uzun mesailerle birleşen bu yük, kadının dinlenmeye ve kendini geliştirmeye ayıracağı zamanı yok etmektedir.
Turizmde yaygın olan vardiyalı sistem, kadının aile içindeki rollerini yerine getirmesini fiziksel ve psikolojik olarak zorlaştırmaktadır. Turizm işletmeleri çoğunlukla evli ve çocuklu kadınlara yönelik gerekli imkânları sağlamaktan uzaktır. Düzensiz saatler ve bakım yükü arasında sıkışan kadınlar, bu dengeyi kurabilmek adına genellikle düşük ücretli, sosyal güvencesiz ve geçici (part-time, sezonluk) işleri tercih etmek zorunda kalmaktadır.”
Y.Ç, B.Ö: Antalya’da göçmen ya da mevsimlik çalışan kadınların karşılaştığı özgül sorunlar nelerdir?
M.T: “Turizm ve tarım sektörlerindeki mevsimsel döngü, kadınların çalışma yaşamını birçok açıdan zorlaştırmaktadır. Kadınlar yılın sadece belirli dönemlerinde iş bulabildikleri için gelir belirsizliği ve güvencesizlik yaşamakta, çoğu zaman kayıt dışı ve geçici işlere yönelmek zorunda kalmaktadır. Yoğun sezonlarda aşırı uzun çalışma saatleri fiziksel ve psikolojik yıpranmaya yol açarken, tarımda çalışan kadınlar göç etmek zorunda kalarak sağlıksız ve güvensiz barınma koşullarında yaşamaktadır.
Bunun yanında hem işte hem evde sorumluluk üstlenmeleri ‘çifte mesai’ yükünü artırmakta, kariyer gelişimlerini engelleyerek onları yedek işgücü konumuna itmektedir. Düşük ücretler ve sömürü de bu süreci ağırlaştırarak kadınların ekonomik ve sosyal açıdan daha kırılgan hale gelmesine neden olmaktadır. Belirsizlik, güvencesizlik, kırılganlık ve yoksulluk belirgin sorunlar arasındadır.
Dolaysıyla kesişimsel bir perspektiften farklı sektörlere yönelik araştırmaların yapılması ve özgül sonuçlarla meseleye yönelik politikaların geliştirilmesi gerekmektedir. Çünkü Antalya hem tarım hem turizm açısından mevsimlik/sezonluk istihdam alanlarına sahip bir kent özelliği taşımaktadır. Hem iç hem de dış göçle gelen ve bu alanlarda çalışan çok sayıda kadın mevcuttur.”
Y.Ç, B.Ö: Kayıt dışı istihdam kadınlar açısından nasıl bir risk alanı oluşturuyor?
M.T: “Kayıt dışı istihdam, kadınlar için sosyal güvenlikten yoksunluk, yasal hakların kaybı ve ekonomik kırılganlık gibi çok boyutlu risk alanları oluşturmaktadır. Kayıt dışı çalışma, kadınların sosyal güvenlik haklarından yoksun olmasına ve sağlık hizmetlerine erişimlerini ve gelecekteki emeklilik haklarını ortadan kaldırmasına neden olmaktadır.
Kayıt dışı istihdam edilen kadınlar genellikle asgari ücretin altında, düşük ücretlerle ve çok uzun mesai saatleriyle çalıştırılmaktadır. Kayıt dışı çalışan kadınlar, sendikalaşma ve mesleki örgütlenme imkânlarından yoksun oldukları için iş yerinde maruz kaldıkları mobbing, psikolojik şiddet ve cinsel taciz vakalarına karşı korumasızdırlar. Burada en temel sorun güvencesizlik ve diğer tüm sorunlara karşı kadınların kırılgan olmasıdır. Zaten kırılgan konumlarına eklenen diğer sorunlar onları daha dezavantajlı bir konumu sürüklemektedir. Nitekim kayıt dışı çalışan kadınlar zaten daha çok yoksullukla mücadele eden kadınlardır ve son dönem çalışan kadın yoksulluğu temelinde mesele tartışılmaktadır.”
Y.Ç, B.Ö: Yerel yönetimlerin kadın istihdamını güçlendirmek için atması gereken adımlar nelerdir?
M.T: “Yerel yönetimlerin kadın istihdamını güçlendirmek için öncelikle bakım hizmetlerini yaygınlaştırarak kadınların üzerindeki ev içi yükü hafifletmesi gerekmektedir; bu kapsamda uygun fiyatlı kreşler, gündüz bakımevleri ve yaşlı/engelli bakım hizmetleri sunulmalıdır. Ayrıca işverenlerle iş birliği yapılarak kreş hizmetlerinin desteklenmesi ve kadınlar için kolektif çalışma alanlarının oluşturulması önemlidir.
Belediyeler, kadın kooperatiflerinin ürünlerini satabileceği alanlar veya dijital platformlar oluşturmalıdır. Kadınları sadece dikiş-nakış gibi geleneksel toplumsal cinsiyet rollerine uygun alanlarda değil erkek egemen görülen işlere yönlendirecek kurslar açılmalıdır. Aslında beklenen kadını yardım alan değil, üreten ve yöneten konuma taşıyan yapısal bir kent politikasıdır. Son olarak, toplumsal cinsiyet eşitliğini yerel düzeyde içselleştiren farkındalık politikalarıyla desteklenmeyen hiçbir uygulamanın kalıcı olmayacağını da belirtmek gerekir.
Toplumsal cinsiyete duyarlı bir yönetim modeli benimsenmelidir. Çünkü toplumsal alanlar birbiriyle ilişkiseldir belli politikalar sorunu çözmede önemli olmakla birlikte, tüm alanlarda toplumsal cinsiyete duyarlı politikalar üretilmelidir. Politikadan önce kurumların eril dili, eril kurumsal kimliği ve cinsiyetçi yapısı dönüştürülmelidir.”
Y.Ç, B.Ö: Turizm sektöründe toplumsal cinsiyet eşitliği için nasıl düzenlemeler yapılmalı?
M.T: “Turizm sektöründe toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlamak için başta bakım hizmetlerinin yaygınlaştırılması, yasal düzenlemelerin güçlendirilmesi ve çalışma koşullarının iyileştirilmesi gerekmektedir. Bu kapsamda, kreş ve bakım hizmetlerinin erişilebilir hale getirilmesiyle kadınların iş ve yaşam dengesi desteklenmeli, eşit işe eşit ücret, ebeveyn izni ve kayıt dışı istihdamla mücadele gibi politikalar etkin biçimde uygulanmalıdır. Kadınların kariyer gelişimini desteklemek için yönetim kademelerinde temsil artırılmalı ve çeşitli kota uygulamaları ile bu sağlanmalı, öte yandan cinsiyetçi engellerle etkin bir mücadele gerekmektedir.
Cinsiyetçi engellerle yaygın bir şekilde mücadele edilmeden mesele çözülemez. Ayrıca eğitim ve mesleki beceri programlarıyla kadınların daha nitelikli işlere erişimi sağlanmalı, işyerlerinde taciz ve ayrımcılığa karşı caydırıcı önlemler alınmalıdır. Tüm bunlara ek olarak, kadın girişimciliğini destekleyen finansal ve yapısal teşviklerle sektörde daha eşit ve kapsayıcı bir yapı oluşturulmalıdır. Aslında makro boyutta tartışılan temel meselelerin belli sektör özelinde de ele alınması ve politikaların uygulanması gerekmektedir.”





