
Antalya’da kadın çiftçiler, emeğinin karşılığını almak ve ailelerini ayakta tutmak için yıllardır sessiz bir mücadele veriyor. Öte yandan adil gıda hareketi, emeği sömürmeden ve doğayı koruyarak üretimi destekliyor. İki farklı mücadele, toplumsal dayanışmanın ve sürdürülebilirliğin önemini gösteriyor.
Antalya’nın kırsal bölgelerinde yıllardır seralarda emek veren kadın çiftçiler, toprağın bereketi ve ailelerinin geleceği için sessiz bir mücadele veriyor. Her günün yorgunluğu, karşılığını alamayan emek ve mevsimsel zorluklarla dolu. Onların hikâyesi, emeğin görünmeyen değerini gözler önüne seriyor.
Bu sırada adil gıda hareketi, başka bir cephede doğayı, emeği ve hayvan haklarını koruma çabasını sürdürüyor. Pestisit kullanılmayan, toprağı, suyu ve havayı kirletmeyen, kadın, mülteci ve çocuk emeğini sömürmeyen üreticilerin desteklendiği bu anlayış, Türkiye’deki gıda toplulukları ve kooperatifler aracılığıyla yayılıyor. Emeğin ve doğanın değerini savunan bu iki farklı mücadele, toplumsal dayanışmanın ve sürdürülebilir üretimin önemini ortaya koyuyor.
Antalya’da kadın çiftçiler, yıllardır toprağın bereketi ve emeğin karşılığı için mücadele ediyor. Gıda Topluluğu ve Antalya Ekoloji Ağı üyesi Erol Malçok, adil gıdanın yalnızca bir üretim yöntemi olmadığını, aynı zamanda üreticiyi koruyan ve toplumsal dayanışmayı güçlendiren bir model olduğunu anlatıyor:
“Üreticinin ayakta durması, çocuklarını okutabilmesi, iklim krizinden etkilendiğinde pozitif ayrımcılık uygulayarak desteklenmesi için dayanışıyoruz. Pestisit kullanılmayan, toprağı, havayı, suyu kirletmeyen, kadın emeğini ve doğayı sömürmeyen üreticileri destekliyoruz. İşte buna adil gıda diyoruz.”

Erol Malçok, adil gıda yaklaşımının kadın, mülteci ve çocuk emeğinin sömürülmediği, hayvan haklarına saygı gösterilen ve doğaya zarar vermeyen üretimi içerdiğini söyledi. Türkiye’de bu çerçevede faaliyet gösteren sayısız gıda topluluğu ve kooperatif bulunuyor ve Antalya’daki üreticiler de bu ağın bir parçası olduğunu ifade etti.
Ancak sahadaki gerçekler, emeğin bedelinin çoğu zaman ödenmediğini gösteriyor. Antalya’da seralarda çalışan kadın çiftçiler, günlük yaşamlarının zorluklarını gözler önüne seriyor:
“Yirmi yıldır uğraşıyoruz. Her gün çalışmayla geçiyor. Yorgunluk, rezillik… Para etmiyor yaptığımız iş. Tarımdan nefret ettim artık.”

Bir başka kadın üretici, emeğin aile yaşamına etkisini anlatıyor:
“Yirmi beş, otuz yıldır bu bitkilere baktığımız kadar çocuklarımıza bakamadık. Dört çocuk annesiyim, birini kaybettim. Serada çalışmaktan ilgilenemedim. Fide çok pahalı, verdiğimiz emeği geri alamıyoruz.”
Uzun yıllardır üretim yapanlar, zorlukların her mevsimde devam ettiğini söylüyor:
“Elli senedir bu işteyiz. Dolama, bulama, su, gübre… Çok zorluk oluyor. Kışın soğuk, soba yakmak gerekiyor. Kadınlar erkeklerden daha fazla çalışıyor.”

Tüm bu hikâyeler, kadın çiftçilerin hem doğa hem toplumsal koşullar karşısında verdiği mücadeleyi ve adil gıda yaklaşımının önemini ortaya koyuyor. Antalya’daki bu kadın üreticiler, sadece ürün yetiştirmiyor; aynı zamanda toplumsal dayanışmayı, emeğin değerini ve doğaya saygıyı ayakta tutuyor.
Kadın çiftçilerin sesi, Antalya’nın topraklarından yükseliyor ve adil gıda hareketiyle birlikte her geçen gün biraz daha görünür hale geliyor.

PROJENİN DİĞER HABERLERİ
Bu içerik Dijital Medya Araştırmaları Derneği’nin bir operasyonu olan NewsLabTurkey tarafından desteklenen bir medya geliştirme projesinin parçası olarak yayınlanmıştır. İçeriğin sorumluluğu tamamen Antalya Kent Haber’e aittir ve Dijital Medya Araştırmaları Derneği’nin görüşlerini yansıtmak zorunda değildir.





